Kimin boyu daha uzun: Başbakan'ın mı, Genelkurmay Başkanı'nın mı?

Kimin boyu daha uzun: Başbakan'ın mı, Genelkurmay Başkanı'nın mı?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan mı, yoksa Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ mu? Tartışabileceğimiz konu bu. Hangisi daha uzun boylu? Belki yürüyüş stilleri de karşılaştırılmalı. Erdoğan'ın dik, pervasız ve meydan okuyan bir yürüyüş stili var.
İkisi de sakin ve özgüvenle yürüyor. Eğer söylenen sözlerin ötesinde yüze ve hareketlere yansıyan vücut dilinden derin anlamlar çıkartacaksanız, ülkemiz emin ellerde gözüküyor. Vaziyete hakim, ne yaptığını bilen, olağanüstü şartlarda da isabetli kararlar verebilen bir Başbakan ve Genelkurmay Başkanı, işinin başında görünüyor. Başbakan'ı, buz gibi bir yüz ifadesi ile, uluslararası bir zeminde Türkiye'nin çıkarları adına karşısındaki bir yabancı başbakana laf sokuştururken hâyâl edin. Davos'taki spontane halini hatırlayarak. Genelkurmay Başkanı'nı karargâhta haritanın başında savaş yönetirken ve emirler yağdırırken gözlerinizin önüne getirin.

HALKIN özlemini duyduğu uyum

Ortalamanın epeyce üzerinde uzun boylu bir Genelkurmay Başkanı'mız var. Önceki gün, Aksaz'daki donanma tatbikatında yan yana durdukları fotoğraflara bakarak, sanki Başbakan ondan bir-iki santim daha uzun boylu gibi duruyor. Kemal Reis Fırkateyni'nden SAT komandolarının tatbikatını izlerken çekilen fotoğraflar sivil-asker işbirliğinin ve doğrudan doğruya devletin zirvesindeki uyumun işaretlerini gösteriyor. Başbakan, Millî Savunma Bakanı ile birlikte başlarında "Donanma Komutanlığı" kepi ile Türk ordusunun en seçkin birliklerinin yaptığı tatbikatı izliyorlar. Başbakan'ın karşısında selam duran askerler bize fazla gelen bir şeyi değil, dünyanın her yerinde normal olanı anlatıyor. Soru şu: Niye normal olan, çok fazla ihtiyaç duyduğumuz bir şey?

SAT komandolarının uçaklardan, helikopterlerden denize atlamaları, sualtı mayınlarını imha etmeleri ve sonra tekrar denizden toplanmaları bir macera filmi tadında görüntüler veriyor. Aksaz'daki bu tatbikatın benzeri askerî tatbikatların iki yönü var: Önce kendi yeteneklerinizi test ediyorsunuz; eksiklerinizi tespit edip düzeltiyorsunuz. Asıl önemlisi, çevrenizdeki dost ve düşmanlara karşı ordunuzun caydırıcılığını, bu tatbikatlarda sergilenen yeteneğiniz ile gösteriyorsunuz. Bu tatbikatlara "savaş oyunları" da deniyor. Donanma'nın seçkin birlikleri uzmanlaştırılıyor ve kendi aralarında rekabete sokuluyor. SAT (Su Altı Taarruz) ve SAS (Su Altı Savunma) komandoları arasında amansız ve dillere destan bir rekabet var.

Devlet, uyumlu bir uzmanlaşma ile üstlendiği görevleri yerine getiriyor. Denizkurdu Tatbikatı'nda Başbakan'ın "seçkin gözlemciler" arasında yerini alması, bu tatbikatın amacına ve ruhuna uygundu. Dosta güven, düşmana korku salacak olan asıl unsur, görüntülere yansıyan devletteki uyumdu. Türkiye'nin sıkıntısı galiba bu uyumu her zaman gösterememek. Bazen SAT ve SAS komandoları arasındaki rekabetin bir uzantısı, hiç olmaması gereken alana devlet kurumları arasına giriyor. Ve Türkiye, geçmişte vaki olduğu gibi çok şey kaybediyor.

SAT komandolarının bu nefes kesen gösterileri ile aynı saatlerde bir SAT yarbayı, Poyrazköy'de geçen ay bulunan cephanelerle ilgili soruşturma kapsamında savcılığa teslim oldu. İddiaları mahkeme araştıracak; bize düşen, bu subayın onurlu biçimde adalete teslim olmasını takdir etmek olmalı. İlker Başbuğ'un bir LAW silahı göstererek yaptığı basın toplantısında gündeme getirdiği konulardan biri, bu arazinin askerî arazi olmadığı iddiası idi. Cephanenin bulunduğu bu alanın tartışılan askerî niteliği, SAT komandolarının üssü ile bitişik olmasından kaynaklanıyordu.

Belki Denizkurdu Tatbikatı ile birlikte hatırlamamız gereken, bu cephanelikle ilgili başka bir ayrıntı var. Genelkurmay Başkanı, LAW silahlarının polislere de verildiğini, dolayısıyla bu silahların (veya cephaneliğin) Emniyet'e ait olabileceğini ihsas etmişti. Bulunanlar arasında üzerinde pek durulmayan bir mühimmat türü var. Tam yedi adet hakem bombası. Bu bombalar, ses bombaları ve tatbikatlar için oluşturulan hakem komisyonlarında görevli subaylar tarafından kullanılıyor. Denizkurdu Tatbikatı'nda kullanıldığı gibi. Kullanıldıkları başka bir yer yok.

28 Şubat sürecinin meşhur Batı Çalışma Grubu, önce Deniz Kuvvetleri bünyesinde oluşturulmuştu. O zamanlar yine aynı askerî üste sabotajcı ve suikastçı eğitildiği ileri sürülmüştü.

Bütün bunları bir kenara bırakıp, Kemal Reis Fırkateyni'nde oluşan asıl etkileyici ve caydırıcı fotoğrafa odaklanmak lâzım. SAT komandolarının sürükleyici gösterilerini, seçkin gözlemciler arasında güneş gözlükleri ile askerî erkânla birlikte izleyen Başbakan'ın verdiği görüntü. Bu fotoğrafa bakan hain bir düşman sizce ne düşünür? Endişeye kapılmaz mı? Denizin altındaki mayınları, savaş şartlarında imha etmeyi başaran bir ordu, Suriye sınırına kendi elleriyle döşediği mayınları da toplayabilir. Bu fotoğraf bize gereksiz tartışmaları sona erdirecek bu ihtimali de anlatıyor.

Sorun çözen devlet

Cumhurbaşkanı'mız, Kürt sorununun çözümü için devlet katında bir uyumdan bahsediyor. Söz konusu olanın, devletin asker kanadı ile fikir birliği olduğu ortada. Bu uyumun mevcudiyeti ortaya çıkınca CHP lideri, Kürt sorununa özgürlükçü bir yaklaşım getiriyor. Orijinal bir "kaynaşma kuramı" ortaya atıyor. DTP lideri bile, PKK'nın mayın patlatma eylemlerini kastederek "şiddet eylemlerini tasvip etmiyoruz" açıklaması yapıyor. Önceki gün Hakkari Çukurca'da şehit olan 6 asker için başsağlığı dilemesi mutlaka ciddiye alınmalı. Murat Karayılan'ın İskoç Parlamentosu modeline, DTP'lilerin yaptığı itirazı da.

Sorun çözen devlet, bizden aldığı yetki ile iş gören ve bize hesap veren devlet. Devlet, güçlü pazulardan ve sağlam bir beyinden meydana gelmeli. Siyasetçi, bu pazulara hakim beyin olmalı. Demokrasi, akıllı ve güçlü bir devletin vazgeçilmez şartı. Sivil-asker bürokrasi ile halktan aldığı yetkiyi kullanan siyasetçi arasındaki rekabet ve uyumsuzluk yüzünden geçmişte ağır bedeller ödedik. Birbirinin ayağını kaydırmaya çalışan devlet kurumları ile bu ülkeyi savunmak ve tek parça halinde tutmak mümkün değil.

Amerikalıların Hollywood filmlerine konu olan Delta Force'una taş çıkartacak SAT komandolarımız var. Bizi güçlü kılan, bu seçkin askerî birliklerin üstün savaşma yeteneğini sivil kıyafeti ve başında bir donanma kepi ile izleyen bir Başbakan'ın mevcudiyeti. Üstelik boyu, Genelkurmay Başkanı'ndan biraz daha uzun. Yoksa bana mı öyle geliyor?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi