Fatma Tuncer

Fatma Tuncer

Alnının teriyle kazanmak

Alnının teriyle kazanmak

Mağdurların ihtiyaçlarını gidermeye çalışan ve zor şartlarda dahi yardım faaliyetlerini sürdüren kurum ve kuruluşların bu çalışmalarına her zaman gıptayla bakmışımdır. Özellikle büyük şehirlerde insanlar, birbirlerinden kopuk ve yalnız bir hayat yaşadıklarından bu tür çalışmalar daha da anlamlı hale geliyor ve bir yerde bu kimseler vermeyi vererek öğretiyorlar... Büyüklerimiz " veren el alan elden üstündür" demişler. Gerçekten de vermek ruhsal ve duygusal olarak kişiye büyük bir kazanç sağlıyor. Bu duyguyu yudumsayan kimseler vermek için zengin olmayı beklemezler ellerinde ve gönüllerinde ne varsa ikram ederler...

Vermek ruh ve duygu dünyamızı besleyen bizi geliştiren büyüten özel bir duygu... Ve vermek, ikramda bulunmak aynı zamanda verenle alan arasında bir köprü vazifesi de üstleniyor... Buraya kadar hepimiz hemfikiriz değil mi? Ama alan kişilerin sürekli isteme acındırma ve bunu yüzsüzlük haline getirmeleri gerçekten bu zengin alış verişin ruhunu zedeliyor ve yoksullaştırıyor...

Mataryalizme dayalı hayat görüşü, insana sürekli aç kalma, yoksunlaşma ve çaresiz kalma duyguları veriyor . Bu hayat görüşünden etkilenen insanlar ise nereden geldiğine hiç bakmadan sadece kazanmayı, hayatlarını maddiyat üzerine kurgulamayı düşünüyorlar ve bunu büyük bir kazanç olarak ta görüyorlar... Materyalizmin bu handikapı bazı mazoşist insanların ortaya çıkmasına sebep oluyor... Ne yazık ki, bu insanlar alınteriyle kazanmak, üretmek ve gayret göstermek yerine istemeyi, her şeyi başkalarından beklemeyi tercih ediyorlar. Bu durum hayır yapan kimselerin yardımseverlik duygularını etkilememeli ve onlar aynı şekilde hayır yapmaya devam etmeliler... Fakat insan eğitimi konusunda çalışmalar yapan kimseler bu durumu küçümsememeli ve kişinin alın teriyle kazandığı, emek verdiği kendi çabalarıyla elde ettiği kazancın daha değerli olduğu duygusunu bu insanlara vermelidirler. Çünkü gerçekten de içinde bulunduğu yoksunluğu acıta eden, sürekli dramatik öyküler anlatarak karşısındakini sömürmeye çalışan, mazoşist bir duyguyla acıya vurgu yapan ve adeta istemeyi bir meslek haline getiren kimseler de var... Bu kimselere örnek olması açısından geçen hafta yaşadığım bir olayı burada paylaşmak istiyorum...İş yerinde günlük çalışma program çıkarırken içeri kırk yaşlarında bir adam girdi. Özürlüydü, iki taraftan da koltuk değneğine yaslanmış güçlükle yürüyordu. İçeri girdi ve kendini tanıttı. İfadelerine göre, yurtdışında büyümüş yaşadığı bir kazadan sonra sakat kalmış, şimdi üç ayda bir aldığı özürlü maaşıyla kıt kanaat geçinmeye çalışıyormuş... Uzun uzun konuştu ve ısrarla masa başında sekreter olarak çalışmak istediğini söylüyordu. Ona yardım faaliyetlerinden bahsettim ve iş buluncaya kadar buralardan destek alabilirsin dedim. Bu sözümü işittiğinde başını kaldırdı " hayır ben böyle bir şeyi istemem, hamdolsun zor da olsa hareket edebiliyorum... Rabbim bana o ağır kazadan kurtulmayı nasip etti ve yaşıyorum... Yemeğimi soğansız yaparım, kahvaltımı peynirsiz yerim çok zor durumda kalmadığım sürece kimseden bir şey almam. Paramı alnımın teriyle kazanmak istiyorum ve insanlara kötü örnek olmayı hiç istemiyorum..." dedi.

Adam ayağa kalktı ve gitmeye karar verdi. Bense kendi yeteneklerini, iş yapabilirliğini körelterek sürekli isteme alışkanlığına kapılan insanları düşündüm ve ona sordum..." Bütün bunları kimden öğrendin? Elindeki bastona yaslanmış vaziyette cevap verdi..." Efendimizin ve sahabelerin hayatından... Onların hayatı beni çok etkiliyor... Onca yoksulluk çekmişlerde yine belli etmemişler ve çalışarak kazanmaya çalışmışlar... Kendilerinden önce yakınlarındaki kimseleri düşünmüşler, kötülükten kaçmışlar iyilerden olmak için çaba sarf etmişler..."

İşte İslam insanların hayatlarını böyle düzene sokuyor, onlara böylesine onurlu bir hayat bahşediyor..!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fatma Tuncer Arşivi