Denize taş atan cumbultusuna katlanır

Denize taş atan cumbultusuna katlanır

Tilki hakkında kaç atasözü bilirsiniz? Eh birkaç tane bilirsiniz elbette. Masamın üstündeki kitap olmasa, oturup biraz düşünsem, herhalde üç-beş tilkili atasözü ben de bulabilirim herhalde...
En iyisi hiç zahmete girmeyin; ben size Türkiye Türkçesi'nde bilinen bütün tilkili atasözlerini sıralayayım şuracığa:

Tilki arkasına baka baka kaçar. Tilki ateşten nasıl atlanacağını bilir. Tilki bağlar, çakal söker. Tilki, "Ben, ben için söylemem ama bağ dediğin de üzümsüz yakışmaz." demiş. Tilki bocalayınca [olmadık yerine] çöp sokarmış. Tilki demiş ki, "Ben ben için demem ama üzümsüz bağın kütüğü kurusun". Tilki erişemediği üzüme "Hevengim olsun" demiş. Tilki gibi kurnaz, kaplumbağa gibi şahbaz olma. Tilki gölgesine aslan gizlenmez. Tilki iki defa tuzağa düşmez. Tilki ininde aslan yatmaz. Tilki kuyruğu ile ateş bırakır. Tilki ne kadar çevik olsa da, bir gün boğazı ele verir. Tilki öz inine girse kuduz (uyuz) olur. Tilki, piliçleri taşıyana "elin kırılsın" demiş. Tilki piliçleri taşıyana, "Yarabbim gazanı artır" demiş. Tilki, "Seher uykusuyla ikindi güneşi olmasa ben de ekincilik yapardım" demiş. Tilki, tilkiliğini bildirinceye kadar postu elden gider. Tilki, tilkiliğini isbat edene kadar derisini boğazından çıkarırlar...

Yeter mi? Peki madem "Bu kadarcık mıydı?" diyorsunuz, tilki edebiyatına devam ediyoruz:

Tilki tilkiye buyurur, tilki kuyruğuna buyurur. Tilki uzanamadığı üzüme, "hevengim olsun" demiş. Tilki uzanamadığı üzüme "gök" dermiş. Tilki vardır baş keser, kurdun adı yamana çıkmış. Tilki yatağını bilir. Tilki, "Yaz gelince bir çardak yapayım" dermiş; yaz geldiğinde, "Dam benim neyime, çardak neyime". Tilki yedi kurdu aldatır. Tilkiden süt istemişler "Yüzüme bak da süt um" demiş. Tilkiler kürkçü dükkanında buluşurlar. Tilkinin adı çıkmış, tavşan dünyayı yıkmış. Tilkinin avı gelince, tazının (hâceti) gelir. Tilkinin bağladığı aslanı fare çözer. Tilkinin geçtiği yerden deveyi sür. Tilkinin iyisi olmaz, itin dayısı olmaz. Tilkinin kurnazı sınırda gezer. Tilkinin meydanda ne işi var ki derisine kıymet koysunlar. Tilkinin yüz meseli varmış, doksandokuzu tavuk üstüne. Tilkinin yüzüne bak da sütünü öyle sağ. Tilkiye tavuk çobanlığı teklif etmişler, ağlamış; "Niçin ağlıyorsun" demişler, "İnanamadım" demiş. Tilkiye "Tavuk güt" demişler, "Ayağım yalınayak" demiş. Tilkiye "Tavuk güt" demişler, "Elimden gelmez" demiş. Tilkiye "Tavuk kebabı yer misin" demişler, "Adamın güleceğini getiriyorsunuz" demiş. Tilkiyi kovalarken kurdu uyandırma. Tilkiyi tavukla gagalamışlar, "Allah gazabınızı artırsın" demiş.

Kaç oldu? Saymıyorum fakat "Maaşallah dedirtecek kertede çok. Maaşallah, çünkü tilkili atasözlerinin çokluğu, milletçe tilkiye düşkünlüğümüzü değil, tilkiyi misâl göstererek ne kadar çok fazla duruma atıf yapabildiğimizi gösteriyor. Lisanın zenginliği böyle bir şey işte.

Farkındayım, bazı atasözlerini anlamadınız, "Ne demek acaba?" diye merak ettiniz. Kusura bakmayınız fakat, size burada tam tamına 18 bin 836 Türkçe atasözünü sıralayıp, içlerinde anlamını tam çıkaramadıklarınızı izah etmeye ne gücüm, ne yerim ne de gönlüm var; fakat hemen yüzünüzü asmayınız. Bu işi yıllardan beri iğneyle kuyu kazar gibi yapan aziz dostum Nurettin Albayrak'ın birkaç hafta önce yayınlanan, "Türkiye Türkçesi'nde Atasözleri" isimli muhteşem çalışmasını edinirseniz, merakınızı giderebileceksiniz.

Kitap deyip geçerseniz aldanırsınız; neredeyse bir buçuk tuğla kalınlığında, yarım briket cesametinde devâsâ bir bir eserle karşı karşıyayız. Tam 1140 sayfa (Kapı Yayınları, Temmuz, 2009). 18.836 atasözümüz, kitapta tam 837 sayfalık yer tutuyor. Çoğunluğu halk dilinde çokça geçen ama az bilinen kelimelerin anlamlarını gösteren minik bir (25 sayfa) sözlük faslından sonra eseri taçlandıran ve değerine değer katan İndeks kısmı tam 180 sayfa. Bu demektir ki, kitapta her aradığımızı kolayca bulabilecek ve gerektiğinde tematik araştırmalar yapabileceğiz. Lâf arasında belirtmeliyim ki indeksi olmayan araştırma kitabı, yazısı olmayan haritaya benzer! Atasözü cümlesinin başladığı harfe göre sıralanan ve numaralandırılan bu kitabı kullanmak herkes için kolay olacak böylece.

*

Eskiden, henüz televizyonun olmadığı zamanlarda birkaç arkadaş bir araya gelince böyle bir kitabın (divan, sözlük, ansiklopedi vb...) sayfa numaralarına göre tefe'ül ederek (fal tutmak) kendimize göre bir eğlence şekli icad etmiştik. Meselâ, "188. sayfayı aç, müstakbel kaynanamın falı olsun" derdik, arkadaş da o sayfayı açıp, "Unsuz evden ekşi hamur alınmaz" deyince basardık kahkahaları.

Şimdi elimin altında kocaman, mufassal bir kitap; canım yine tefe'ül etmek istiyor. O da ne? Deniz'le başlayan atasözlerinin olduğu 339 sayfa gelmez mi? Ben birkaçını şuracığa dercedeyim de siz o deniz'in hangi Deniz olduğuna artık kendinizce karar verirsiniz...

Denize düşen yosundan imdat umar. Denizden çıktı kuyuya düştü. Denizin köpüğünden zarar gelmez. Denize taş atan cumbultusuna katlanır. Denizdeki balık pazarlık edilmez. Deniz yanına kuyu kazılmaz. Deniz suyu ne içilir ne geçilir. Deniz kenarında dalga eksik olmaz. Deniz yoğurt olmuş, kaşığı olan yemiş. Deniz söz dinlemez. Deniz ol bulanma. Denizdeki balığa soğan doğranmaz. Deniz bal-kaymak olmuş, fukaranın kaşığı bulunmamış. Deniz dalgasız, kapı halkasız, mektep falakasız olmaz.

En ilginci şu: Denizin menfaatinden, karanın selâmeti evladır!

Hoppala! Resmen politik yorum birader; halbuki kitabın yazarını tanıyorum; mülayim, iyi huylu, hoş geçimli, nazik bir edebiyat araştırmacısı. Şu 339'uncu sayfanın ettiği işe bakınız sevgili okuyucular. Tüh! .

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi