Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Taliban niye devrildi, İpekçi niye öldürüldü?

Taliban niye devrildi, İpekçi niye öldürüldü?

Hani; “Bu pilav çok su kaldırır” diye bir söz vardır ya, öyle görünüyor ki, önceki gün tahliye edilen Mehmet Ali Ağca da, daha çook konuşulacak, çook tartışılacak... Hele hele, bu şekilde “oynamaya” devam ederse, daha çook “senaryo” yazılır, çook “oyun” konulur sahneye... Dolayısıyla da; Ağca’nın “kurgu” mu yaptığı, yoksa “gerçek”leri mi açıkladığı hiçbir zaman anlaşılamaz... Ama, “anlaşılan” bir gerçek var; o da, Ağca’nın; “birileri” tarafından “tetikçi” olarak kullanıldığı!.. İnkâr edilemez bir gerçektir ki; Ağca, “birilerinin yazdığı senaryonun aktörü”dür!.. Adına, ister “Ergenekon” deyin, ister “Derin Devlet” veya başka bir şey!.. Bugün Alparslan Arslan’ı “Danıştay cinayeti”nde kullanan hangi odak, hangi mahfil ise, Ağca’yı da “İpekçi cinayeti”nde ve “Papa suikasti”nde kullanan onlardır!.. Ağca, bir “oyun kurucu” değildir, “sadece bir oyuncu”dur!..
“Azmettiriciler” perde arkasındadır!..
“Derin”lerde, “karanlık”larda!..
TETİKÇİYE SALDIR, AZMETTİRİCİYİ ALKIŞLA!
Olayın “özü ve özeti” budur...
“Terslik” ise şurada!..
Özellikle “kartel” medyası; “eşeğini dövemeyip, semerini döven” insanların mantığı ile yaklaşmaktadır olaya...
Dünkü gazetelerde manzara buydu... Sadece bir “tetikçi” olan Ağca’ya kıyasıya saldırıyorlar ama “azmettirici”lere tek lâf etmiyorlar!..
Oysa, İpekçi Cinayeti, tam da “Ergenekon tarzı bir cinayet”tir!..
Ne tuhaftır ki;
“Ergenekon tetikçisi’ne saldıran medya, “Ergenekon’un kendisi”ne tek söz söylemiyor, aksine “Ergenekon avukatlığı”nı sürdürüyor!..
Bu “yaman çelişki”yi, lütfen bir kenara not edin!.. Çünkü, bu “çelişki” dolayısıyladır ki; “Derin Devlet” veya “Ergenekon” ya da “Kontrgerilla” rahatlıkla at oynatmakta, kendisine yeni “tetikçi”ler bulmakta, “düşman”(!)larını onlar eliyle ortadan kaldırmakta, istediği zaman “kaos” oluşturabilmektedir!..
Şunu söylemek mümkün:
“Azmettiriciler”le değil de, “tetikçi”lerle uğraşan medya, bir anlamda “cinayetlere yardım ve yataklık” etmektedir!..
Medya, “semer” yerine “eşek”le uğraşsa, belki bu “cinayet”ler, “suikast”ler ve “kaos” son bulur!..
Öyle ya;
Dün “Ağca”ları bulan ve kullanan mahfil ve odaklar, bugün Alparslan Arslan’ları, yarın da “başka tetikçileri” bulur ve kullanır!..
ABD, TALİBAN’I DEVİRDİ, ÇÜNKÜ!
Bunu böylece belirttikten sonra, gelelim “başlıktaki soru”ya..
“Taliban niye devrildi,
İpekçi niye öldürüldü?”
Açık ve net söylüyorum;
Dünyada meydana gelen “savaş”ların, “isyan”ların “cinayet”lerin ve “sabotaj”ların perde arkasında “petrol” vardır, “silâh” vardır, “uyuşturucu” vardır!..
“Afganisan’ı işgal” edip Taliban’ı deviren ABD’nin hedefi, kesinlikle “terörle mücadele” filan değildi... ABD’nin amacı, “uyuşturucu trafiğini kontrol altına almak”tı!..
Görüyor ve duyuyorsunuz;
“İşgal” altında olmasına rağmen Afganistan’da “olaylar” bir türlü sona erdirilemiyor... Hemen her gün patlama, hemen her gün onlarca ölü!..
O halde niye sürüyor işgal?..
Elbette “uyuşturucu” için!..
Cüneyt Arvasi’nin önceki günkü “İşgal artı Afganistan, eşittir uyuşturucu” başlıklı yazısı, çok enteresandı... Afganistan’ın, “dünya afyon üretiminin yüzde 90’ını gerçekleştirdiğini” ifade eden Cüneyt Arvasi, yazısında “BM Uyuşturucu ve Suç Dairesi”nin rakamlarını aktararak diyordu ki;
“Taliban döneminin sona erdiği 2001 yılında 185 metrik tonlara kadar inen yıllık afyon üretimi, 2004 yılında 4200 metrik tona, 2008 yılına gelindiğinde ise 8500 metrik tona yükseldi...
Geometrik olarak katlanan bu hasat, yüzlerce ton saf uyuşturucu madde anlamına geliyor...
Narkotik uzmanlarına göre bu üretimin yıllık değeri 400 milyar doları aşıyor...
Mantıksızlık da işte tam burada başlıyor...
Afganistan, terörizmle mücadele iddiası ile 2001 yılında ABD tarafından işgal edildi... Fakat aynı topraklarda terörizmin en önemli finans kaynağı olan uyuşturucu üretiminde rekor patlamalar yaşandı...”
Peki, bu ne anlama geliyor?..
“Uluslararası uyuşturucu işlerinde, istihbarat örgütleri, politikacılar, bürokratlar, kaçakçılar ve terör örgütleri arasında ittifaklar kurulabiliyor... Bunun yığınla örneği var...
Bu zincirin halkaları içinde, bankalar ve banka dışı mali kuruluşlar da yer alıyor...
Para aklama işlerini kolaylaştıracak finansal araçlar her geçen gün daha da çeşitlenirken, dünyada bir yıl içinde 700 milyar dolar uyuşturucu parasının el değiştirdiği söyleniyor.
Bu paralar bir şekilde yıkanıyor ve sistemin içine giriyor...”
Sistem de, bu paraları, “ABD düşmanı ülkelerle savaşan örgütler”e aktarıyor!..
Yani, bu paralar “iç savaş” çıkarmada, “kaos” çıkarmada kullanılıyor!.. Bunun, başka izahı yok!..
GÜN SAZAK TEKERE TAŞ KOYUNCA!
Öyle sanıyorum ki; bu “işgal” ve “uyuşturucu” ilişkisi, meseleyi yeterince açıklamaya yeterlidir!..
Şimdi diyeceksiniz ki;
“İyi, hoş da, Afganistan’da Taliban’ın devrilmesiyle, Türkiye’de Abdi İpekçi’nin öldürülmesi arasında ne gibi bir ilişki, ne gibi bir bağlantı var?”
Bu “bağlantı”yı görebilmek için, o günlere, yani Abdi İpeki’nin vurulduğu “1 Şubat 1979’un öncesi”ne gitmek gerekir... Çünkü, “o günler”i bilmezsek, “taşları yerine koymamız” ve “olayın derinliği”ni görmemiz mümkün olmaz!..
Ne oldu İpekçi vurulmadan önce?..
Takvim’den Emin Pazarcı, iki günlük yazısında “o günleri” şöyle anlatıyordu:
“21 Temmuz 1977’de İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti kurulmuş, MHP’li Gün Sazak, Parlamento dışından Gümrük ve Tekel Bakanı olarak görev almıştı.
O dönemde gümrükler kevgir gibiydi. Devlet otoritesi yok olmuş, kaçakçılar dilediği gibi at oynatıyordu. Koskoca fabrikalar yapılıyor, ancak Türkiye’ye sokulan makineler için tek kuruş bile gümrük vergisi ödenmiyordu.
Bilanço korkunçtu. Devletin resmi raporlarına göre, gümrüklerdeki kaçakçılıktan, devletin her yıl petrole ödediği para kadar kaybı vardı.
Bir yandan her türlü makine gümrüklerden kaçak olarak giriyor, diğer taraftan silah ve uyuşturucu kaçakçılığından büyük rantlar elde ediliyordu. Sigara ve hammadde kaçakçılığı ise alıp yürümüştü.
İşte böyle bir dönemde koltuğa oturan Gün Sazak, işe son derece kararlı başlamıştı.
Rivayete göre, bütün önemli bürokratları tek tek yanına çağırıp, masanın bir yanına silah, diğer yanına da bir çanta para koyup, “bakın” demişti:
“Benim silahım da var, param da. Kararlıyım ve gümrüklerdeki kaçakçılığı önleyeceğim. Herkes ayağını ona göre denk alsın.” Ardından da bir kontrolörler kurulu oluşturup, güvenilir, sağlam, ahlaklı pek çok ismi bakanlıkta görevlendirmişti.
Gümrüklerdeki kaçakçılık yavaş yavaş yok olmaya başlamıştı. Daha sonra, o dönemde Türkiye’nin alışık olmadığı gelişmeler yaşandı. Sosyal Demokrat Abdi İpekçi, “sağcı” damgasını yiyen yazarların bile yazamayacağı bir yazı kaleme aldı.
Yazıda mealen şöyle deniliyordu:
“Ülkücülerle ilgili peşin hükümler var. Anlaşılıyor ki, biz bu peşin hükümleri gözden geçirmeliyiz. MHP’li Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak, olağanüstü bir çaba ile gümrüklerdeki kaçakçılığı önledi.”
O DOSYA, HÂLÂ BULUNAMADI!
Kaçakçılık çeteleri, Gün Sazak yüzünden rantlarını kaybetmişken, Milliyetçi Cephe Hükümeti düşürüldü. Adalet Partisi’nden 11 milletvekili istifa ettirildi ve Ecevit tarafından yeni bir hükümet kuruldu.
İlginçtir, transfer edilen bu isimlerden biri olan Tuncay Mataracı da Gümrük ve Tekel Bakanlığı’na getirildi. Mataracı ile birlikte kaçakçılar için yine “saadet dönemi” başladı. Hatta işler o kadar ileri gitti ki, kaçakçıların talebi için gümrüklere yapılan tayinlerde bir tarife bile oluşturuldu. Her işin bir bedeli vardı.
Siyasi yelpazenin iki ayrı kutbunda bulunan, ancak kaçakçılık konusunda birbirine destek veren Gün Sazak ile Abdi İpekçi’nin akıbetleri de aynı oldu. Abdi İpekçi, Mehmet Ali Ağca’nın silahından çıkan kurşunlarla can verdi. Gün Sazak da taşeron bir örgüt olan Dev-Sol militanları tarafından öldürüldü.
1970’li yılların çatışma ve 1980’lerin darbe ortamı ortadan kalktıktan sonra, sağlıklı düşünen çevreler, Abdi İpekçi ile ilgili bazı gerçekleri de keşfetmeye başladılar.
Abdi İpekçi, not defterine gümüş, eroin ve silah kaçakçılığı ile ilgili bazı notlar almıştı.
“Çok önemli bir kaçakçılık dosyası üzerinde çalışıyorum, yakında açıklayacağım” demişti. Cinayetten kısa bir süre önce, içinde İpekçi’nin özel telefon numaraları, adresler ve notlar bulunan defteri kaybolmuştu.
O dönemde Türkiye’deki kaçakçılık işlerini Bekir Çelenk ve Abuzer Uğurlu gibi isimler yönetiyordu. Merkez, Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da bulunan Vitoşa Otel’di. Türkiye’nin ünlü kaçakçıları, burada bir araya geliyorlar ve Bulgaristan Hükümeti’nin de bilgisi dahilinde kaçakçılık organizasyonları yapıyorlardı.
Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye yapılan silah kaçakçılığını da bizzat Sovyet Gizli Servisi KGB yönetiyordu.
Bekir Çelenk hayatını kaybettikten sonra, Mehmet Ali Ağca ilginç bir açıklama yaptı.
“Abdi İpekçi Suikastı’nın sırları Bekir Çelenk’le birlikte gömüldü.”
VUR EMRİ “MASON LOCASI”NDAN!
Bu satırlar, “İpekçi’nin niye öldürüldüğünü” anlamaya ve anlatmaya herhalde yeterlidir!..
Bir defa daha söyleyelim;
Irak ve Afganistan niye “işgal” edildiyse, Saddam ve Taliban niye devrildiyse, Gün Sazak niye öldürüldüyse; Abdi İpekçi de “o sebeple” öldürülmüştür!..
Yani, “petrol, silah ve uyuşturucu kaçakçılığını önlemeye” çalıştıkları için!..
Haa, şunu da ekleyelim:
Abdi İpekçi’nin “öldürülmesi” emrini verenler, “kendisinin de içinde yeraldığı mason locası”dır!.. Çünkü İpekçi; “kendi locası”nın, Türkiye’de “silah ve uyuşturucu kaçakçılığı” yaptığını öğrenmiş, belki de bunu yazmaya hazırlanıyordu!..
“Tetikçinin tahliyesi” dolayısıyla gürültü koparıp, ortalığı velveleye verenler, her ne hikmetse “olayın bu boyutu”na hiç girmiyor!..
“Semer”lere vuruyorlar ama,
“Eşek”lere hiç dokunan yok!..
“Kaçakçılığa” gelin, kaçakçılığa!..
“Uyuşturucu”ya gelin, uyuşturucuya!..
“Baron”lara ve “Ergenekon”lara gelin!..
“Savaş” ve “cinayet”lerin sırrı orada!..
=============
O FOTOĞRAFLAR!
Malûm, Malatya’daki “Zirve Yayınevi Cinayeti”nin müdahil avukatları, önceki gün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir dilekçe ile başvurup, bu cinayetin “Ergenekon soruşturması” kapsamına alınmasını talep ettiler.
Malatya’daki olay öncesinde emekli orgenareller Hurşit Tolon ile Şener Eruygur’un sık sık Malatya’ya gidip geldikleri, burada panel ve konferanslar verdikleri belirtilen dilekçede avukatlar, İnönü Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun Ergenekon Dâvâsı kapsamında tutuklandığını hatırlattılar...
Ve dediler ki; “Tolon, Eruygur ve diğer şüphelilerin hangi tarihlerde kaç defa Malatya’ya gittikleri araştırılsın!.. Bu kişilerin Malatya da nerelerde konakladıkları tespit edilsin!.. Bu kişilerin hangi toplantılara katıldıkları, bu toplantıları kimlerin organize ve finanse ettiği, kimlerin katıldığı ve Malatya katliamı davası şüphelilerinin bu toplantılara katılıp katılmadığı da belirlensin!..”
Bu iddialardan yola çıkan Vakit, bugünkü sürmanşetinde işte “O ziyaretlerin fotoğrafları”nı yayınlıyor!..
Ergenekon sanıklarını birbirlerini ağırlarken ve uğurlarken gösteren bu fotoğraflar, herhalde “Malatya Hatırası” olsun diye çekilmedi!..




Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi