Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

İçeride “Cuntacı”ların, dışarıda “Siyonist”lerin

İçeride “Cuntacı”ların, dışarıda “Siyonist”lerin

Geçen haftanın en çok konuşulan, en çok tartışılan konularından biri de; hiç şüphesiz ki, “deşifre” edilen “Balyoz Darbe Plânı” ile ilgili gelişmelerdi...
Malûm; “Fatih ve Beyazıt Camilerinin bombalanması”nın, “Ege Denizi üzerinde kendi jetimizin düşürülerek, Yunanistan’a savaş ilân edilmesi”nin, “200 bin insanın Fenerbahçe Stadı’na doldurulması”nın düşünüldüğü o plânda, “36 gazetecinin tutuklanması” öngörülüyordu... “Tutuklanacaklar” listesinde adı bulunan o 36 gazeteci, geçtiğimiz Perşembe günü Grand Cevahir Otel’de buluşup “ortak basın toplantısı” düzenlediler, ardından da “suç duyurusu”nda bulundular... “Tutuklanacaklar” listesinde, “Vakit’ten 8 yazar” vardı... İşte bu 8 yazardan 4’ü, basın toplantısında yer aldı ve “tepki”lerini dile getirdi... Bazı arkadaşlarımız, “hava muhalefeti” ve başka sebeplerden dolayı toplantıya katılamadılar ama suç duyurusuna “imza”larını attılar!..
BALYOZ’A TEPKİ, GAZETECİLERE DESTEK
Biliyorsunuz, “Balyoz”a tepki gösterenler, sadece “listedeki gazeteciler” değildi... Türkiye’nin dört bir yanından tepki yağdı... “Siyasi”ler, “STK temsilcileri” ve “hukukçu”lar, verdikleri “demeç”ler, düzenledikleri “basın toplantıları” ve yaptıkları “yazılı açıklama”larla; hem “Darbelere hayır!” dediler, hem de “hedefteki gazeteciler”e destek verdiler... Bu “topyekûn tepki”lerinden dolayı, “duyarlı” davranan herkesi kutluyoruz.
Malûm, “darbe plânı”nın bir hedefi de; özellikle “irticacı” yaftası yapıştırılacak kişilerin “Stadyumlara doldurulması” idi... Yine malûm ki; “Böyle bir plânın olamayacağını” söyleyen Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, basına yaptığı açıklamada; “Allah Allah diye hücum emri verilen askerler, nasıl olur da cami bombalar?” demişti...
Bu sözler de çok tartışıldı...
Ordudan “YAŞ kararı ile atılan” askerler, bu söze tepki gösterip, “Biz, Allah dediğimiz için atıldık” dediler.
Meselâ, Mustafa Hacımustafaoğulları...
YAŞ mağduru Emekli Binbaşı Mustafa Hacımustafaoğulları, “Balyoz Darbe Planı’nın doğru olduğuna yüzde yüz inanıyorum; çünkü benzer planların konuşulduğu toplantılara bizzat katıldım, gördüm” dedi.
Kendileri gibi kalıba sokulamayan askerlerin YAŞ kararlarıyla temizlendiğine dikkat çeken Hacımustafaoğulları, “Bizim ‘Allah’ demekten başka ne suçumuz vardı” diye konuştu.
28 Şubat sürecinde binbaşılık rütbesindeyken YAŞ kararıyla TSK’dan ihraç edilen Yavuz Ay da, kendisinin ihraç gerekçesinde eşinin başörtülü, kendisinin de namaz kılıyor olması ve içki içmemesi olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:
“İlker Paşa sözlerinde samimi ise; kendisini YAŞ kararıyla atılanlardan özür dilemeye ve yapılan hataları telafi etmeye davet ediyorum.”
Gerek “Plân”la, gerek “Başbuğ’un sözleri”yle ilgili “Türkiye’nin dört bir tarafından” tepki yağdı... Vakit, işte bu tepkilere, mümkün olduğunca yer verdi, toplumu bilgilendirmeye çalıştı... Öyle ya; biz “halkın gören gözü, işiten kulağı, haykıran sesi”ydik!..
“Misyon”umuzun gereğini yerine getirdik...
LONDRA’DA HAHAM İLE GÖRÜŞME!
Vakit’in bir “misyonu” da, “doğru”ları gündeme getirmekti... Kim “doğru bir söz” söylüyor, kim “doğru bir tesbit”te bulunuyorsa, Vakit’te mutlaka yer alır!..
Hem de;
“Din”ine ve “ırk”ına bakılmaksızın...
Hem de, bir “Yahudi” bile olsa!..
İşte gördünüz, 24 Ocak Pazar günkü sürmanşetimizde Haham Ahron Cohen’in açıklamalarına yer verdik.
Londra muhabirimiz Mehmet Nedim Aslan, Filistin’le ilgili bir etkinlik dolayısıyla Londra’da bulunan Naturei Karta Yahudileri’nin hahamı Ahron Cohen ile, hem de bir “sinagog”ta görüştü.
Bir “Siyonizm ve İsrail karşıtı” olan Haham Ahron Cohen, özetle diyordu ki;
“İsrail’in uyguladığı vahşetin Musevilikte yeri yok!.. Siyonizmin dini de, imanı da, merhameti de yok!.. Siyonistler yüzünden bütün Yahudilere kötü gözle bakılıyor!..”
Devam ediyordu Haham Cohen:
“Ayalon ve Lieberman hastalıklı tipler... Lieberman ve Ayalon, bugünün Nazileri. Siyonizm’in zalim ve kibirli karakteri var. Siyonizm, Müslümanlarla Yahudileri karşı karşıya getiriyor. Müslümanlar, Yahudilere hep kucak açtı. Siyonizm’i lâik-ulusalcı Yahudiler kurdu.”
Lütfen dikkat;
Bu sözleri bir “Müslüman” değil, “Yahudi” söylüyor...
Bu arada, hemen söyleyelim;
Gördüğünüz gibi; Vakit’in “din”lerle veya “ırk”larla hiçbir problemi yok... Eğer böyle bir “önyargı”mız olsaydı, herhalde böyle bir “görüşme” yapıp da, “Haham Cohen’in görüşleri”ni aktarmazdık!..
Öyle ya;
Nihayetinde o da bir “Yahudi!”
Ama, her zaman söylüyoruz;
Bizim meselemiz “Yahudi”lerle veya “Haham”larla değil, bizim meselemiz “Yahudilerin de şikâyetçi” olduğu “Siyonist”ler ve “İsrail” ile!..
İşin doğrusu;
Eğer Filistin’de “işgal” ettikleri topraklardan çıksalar, Filistin’de “katliam” yapıp “terör” estirmeseler ve “zulüm”den vazgeçseler, “İsrail” ile de hiçbir problemimiz olmaz!..
Ama İsrail; hem “katliam, terör ve zulüm”den vazgeçmiyor, hem de “insanlık dışı uygulama”ları “deşifre” edip, “tepki” gösteren kişi ve kuruluşları “Antisemitist” yani “Yahudi karşıtı” olmakla itham ediyor!..
Kendi hesabımıza söyleyelim;
Biraz önce de ifade ettiğimiz gibi, bu gazetenin “Yahudi karşıtı” olmak gibi bir stratejisi yok!..
Olsaydı, Haham Cohen’le görüşmezdik...
İSRAİL DIŞİŞLERİ’NİN RAPORU!
Bizim “Yahudi karşıtlığımız” yok da, İsrail’in; “İslâm ve Müslüman karşıtlığı”nın bulunduğu tartışılmaz bir gerçek!..
Nitekim, bu “İslâm ve Müslüman karşıtlıkları”nı, geçen hafta yayınladıkları bir “rapor”la, bir defa daha gösterdiler...
27 Ocak Çarşamba günkü birçok gazetede yer alan haber, özetle şöyleydi:
“İsrail Dışişleri Bakanlığı’na bağlı bir kuruluş, Başbakan Tayyip Erdoğan’ı, Yahudi karşıtlığını dolaylı olarak kışkırtmakla suçladı.
Son dönemde ‘alçak koltuk kriziyle’ gerilen Ankara-Tel Aviv ilişkileri rayına girme yolundayken, bu defa da İsrail Dışişleri Bakanlığı’na bağlı bir kuruluş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı ‘Yahudi karşıtlığını dolaylı olarak kışkırtmak ve cesaretlendirmekle’ suçladı.
Haaretz gazetesinin haberine göre, İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın istihbarat analizlerini yapan Siyasi Araştırmalar Merkezi’nce kaleme alınan Türkiye-İsrail ilişkileri hakkındaki rapor, kabinenin kilit bakanları, İsrail’in yurtdışındaki büyükelçilikleri ve konsolosluklarına dağıtıldı.
Raporun çoğunun, gerilimin ana kaynağı olarak gördüğü Erdoğan’a odaklandığı ifade edilirken, raporda AK Parti iktidara geldiğinden bu yana Erdoğan’ın Türk kamuoyunda İsrail’e yönelik olumsuz bir görüş şekillendirme sürecini yürüttüğü ve bunu Filistinlilerin acılarından söz ederek, İsrail’i sürekli savaş suçlarıyla itham ederek ve Yahudi karşıtı kışkırtıcı ifadeler kullanarak yaptığı öne sürüldü.”
ERDOĞAN: BU VAHŞETE SEYİRCİ KALAMAYIZ
Herhalde duymuş ve okumuşsunuzdur...
İsrail’in bu “ağır itham”larına cevap veren Başbakan Tayyip Erdoğan, Cumartesi günü “Türkçe” yayına başlayan Euronews’e verdiği röportajda dedi ki;
“Ben, bir Müslüman olarak, hiçbir zaman İslâm karşıtlığına tahammül edemem... Kimsenin; terörle İslâm’ı yan yana getirmesine de tahammül edemem... Müslüman olarak da buna evet diyemem, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak da...
Şu anda İsrail’le aramızda çok ciddi anlaşmalar var. Güvensizlik üzerine bu anlaşmaların yürütülmesi mümkün olur mu? İsrail kendini bir dünya devleti olarak görüyorsa, komşularıyla olan münasebetlerini gözden geçirmelidir.
Türkiye, yüzyıllara dayanan bir geçmişi olan bir devlet. Böyle bir devletle konuşurken, oturup kalkarken dikkat edeceksin.
Kalkıp da savunmasız insanlar acımasızca öldürülürse, bunlar fosfor bombalarıyla vurulursa, alt yapı, üst yapı, her yer yıkılırsa, adeta bir açık hava hapishanesine insanlar mahkûm edilirse, biz bunu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve insan hakları ile bağdaştıramayız, buna seyirci kalamayız.”
İSRAİL’İN HEDEFİNDE DE VAKİT VAR!
Başbakan Erdoğan, bu sözleriyle hem bir “Yahudi karşıtı” olmadığını ifade etti, hem de sorunun “İsrail’in katliamları”ndan kaynaklandığını gayet güzel ortaya koydu.
Özetle ifade edecek olursak;
Başbakan, “İsrail’in suçlama”larına gereken cevabı verdi... Ama, aynı İsrail’e bizim de “bir çift sözümüz” var!..
Çünkü, söz konusu “rapor”da Vakit de suçlandı, Vakit de hedef alındı...
“Rapor”un bir yerinde şöyle deniliyordu:
“Başbakan Tayyip Erdoğan, uluslararası forumlarda Yahudi karşıtlığının bir insanlık suçu olduğunu vurgulasa da, dolaylı olarak Türkiye’de Yahudi karşıtlığını kışkırtıyor ve cesaretlendiriyor!..
Başbakan radikal İslâmcı gazetelere destek vererek de Yahudi karşıtlığını teşvik ediyor... Vakit yazarlarının Başbakan’ın uçağına alınması, buna bir örnektir!..
Ayrıca Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de; Vakit’in ilk okuduğu gazete olduğunu söylemektedir!”
İsrail’in “karın ağrısı”nın ne olduğunu görüyor musunuz?..
Öyle anlaşılıyor ki;
“Vakit’le uğraşan”lar ve dahi, ellerine geçecek olsak “bir kaşık suda boğacak” olanlar, sadece “Türkiye’deki darbeciler” değil!..
“Siyonist İsrail”in hedefinde de Vakit var... Bizim “Başbakan’ın uçağı”na binmemiz ve “ilk okunan gazete” olmamız, adamların fena halde kimyasını bozuyor!..
VAKİT, KİME VE NİYE KARŞI?
Ama, bu münasebetle, üzerine basa basa, altını kalın çizgilerle çize çize bir defa daha ilân edelim ki;
Vakit’in; “TSK’yı yıpratmak” ve “Yahudi’ye karşıtlık” gibi bir yayın politikası asla yoktur, olamaz da!..
Vakit’in derdi; Türkiye’de, “TSK içine yuvalanmış cuntacılar”dır, İsrail’de ise “Yahudiler içine yuvalanmış Siyonistler”dir!..
Daha açık söyleyelim;
Bizim, “kurum”larla veya “din mensupları”yla hiçbir derdimiz yok... Bizim derdimiz; “kurumlar içine çöreklenmiş darbeciler” ve “din kisveli katliam”lar yapan “teröristler”dir!..
Bu, böyle biline!..
Selâm, saygı ve gönül dolusu muhabbetlerimizle...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi