Başbuğ bir haftada neden iki röportaj verdi?

Başbuğ bir haftada neden iki röportaj verdi?

Son günlerde Genelkurmay Başkanı'nın sık konuşmaya başladığını fark ettiniz mi? Bir hafta içinde iki gazeteye özel röportaj verdi. Önceki hafta yaptığı basın toplantısını da unutmayın. Neler oluyor orduda?
Geçen hafta Hürriyet ekibiyle bir araya gelmişti; dün de Habertürk'e konuşmuş. Hürriyet röportajında Başbakan'ın eşi Emine Erdoğan'ın başörtüsünden dolayı GATA'ya Nejat Uygur'u ziyarete gidememesi gündemdeydi. Başbuğ, Başbakan'ın eşine yapılan muamele için 'keşke olmasaydı, keşke yaşanmasaydı' demişti. Başbuğ'un konuşmasında akıllarda kalan ifade de buydu.

Çok da olumlu karşılanmıştı bu yaklaşım. Birçok CHP'li bile başörtüsü meselesinin artık 'soğutulması' kanaatiyle bu açıklamaya sıcak bakmıştı.

Habertürk'e dün konuşan General Başbuğ'un bu defa 'yeter yahu' sözleri öne çıktı. Bir hafta önceki anlayışlı, uzlaşmacı kişilik kaybolmuş; arkasına generalleri dizip tehditler savuran, geçen ay Trabzon'da savaş gemisinin güvertesinde öfkeyle bağıran, önceki hafta kameraların önünde masaya yumruğunu vuran general vardı yine karşımızda.

Neler oluyor? Başbuğ ne yapıyor? Ortada giderek tuhaflaşan bir 'durum' var.

Bilenler söylesin, generallere yakın gazeteciler açıklasın, bu ülkede bile Genelkurmay Başkanı'nın bir hafta içinde iki gazeteye uzun birer röportaj vermesi normal midir? Bence hiç normal değil. O halde neden?

Neden, Başbuğ'un GATA skandalı için 'keşke olmasaydı' demesi olabilir mi? Eğer öyleyse, ordu içindeki 'durum'la ilgili kaygılar taşımakta haklıyız demektir. Dünkü zehir zemberek 'yeter yahu'lu açıklama Başbuğ'un geçen haftaki 'keşke olmasaydı' sözlerine asker içindeki bazı 'örgütlü gruplar'dan gelen itirazları yatıştırmak amacıyla yapılmış olabilir. Bir genelkurmay başkanı bir hafta içinde iki gazeteye röportaj vermesinin 'garip' bulunacağını bilmiyor olamaz. Bu eleştirileri göze alarak, ikinci defa konuşmayı, sözlerini ve duruşunu 'düzeltmeyi' gerekli görmüş olabilir General Başbuğ.

Öyleyse, Başbuğ'un üzerinde baskı var demektir. Kanımca General Başbuğ bir an önce ağustosa ulaşmak ve 'ateşten üniforma'yı üzerinden çıkarmak istiyor. Tıpkı daha önce Hilmi Özkök ve Yaşar Büyükanıt'ın Genelkurmay Başkanlığı sürelerinin dolmasını sabırsızlıkla bekledikleri gibi. Bu, sebepsiz olamaz. Ordunun içinde hâlâ kaynamaların, cuntaların, ne yapacağı belli olmayan, kontrolü zor bir yapı veya yapıların var olduğu anlamına gelir.

Bu yönde başka işaretler de var. Başbuğ, 'orduda moraller bozuk' diyor, ama anlattığı 'neden' tuhaf. İddialarla ilgili ordu içinde soruşturma ve davaların başlatıldığı, hatta bir ihraç kararının verildiğini söyledikten sonra ekliyor: "Biz gerekeni yapıyoruz ve yapacağız. Ama bakın bütün bunlar benim askerimin moralini bozuyor. Ben askerimin moralini bozan herkesle savaşırım."

Anlamadık! Askerin moralini bozan ne? Hukukun işlemesi mi? Ordunun içindeki çürük elmaların ayıklanması mı? Cuntacıların deşifre edilmesi mi?

Yargıdaki soruşturma ve yargılamaların sorun olduğu anlaşılıyor. Zaten General Başbuğ da bunların kişisel değil kurumsal algılandığını söylüyor: "Silahlı Kuvvetler'de böyle suçlamalar kişisel olmaz. Kurumsal algılanır. Son dönemde özellikle personelle ilgili adli soruşturmalar açıldı."

Hukukun, hukuksuzluğa karışan asker kişilere de uygulanmasının rahatsızlık ve moralsizlik yaratması kabul edilemez. 'Moraller bozuk' lafı, ordu rahatsız anlamına da geliyor. Peki neden rahatsız? Orduda darbe yapamamaktan dolayı rahatsız olanlar mı var? Hakkında ciddi suçlamalar bulunan asker kişilerin sorgulanmaya, yargılanmaya başlaması bir rahatsızlık ve moralsizlik nedeni mi? Asker siyasal alanda etkinliği azaldığı, başarısızlıkları sorgulandığı, şeffaflığa zorlandığı için mi moralsiz?

Öyleyse, yapacak bir şey yok. Herkes demokrasiye ve hukuka razı olacak. Ordu içinde buna razı olmayanlar ve Başbuğ'a baskı yapanlar var ise, onları da hukukun önüne taşımak Genelkurmay Başkanı'nın boynunun borcu olmalı.


Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi