İslami Eğitim'de 'ev'in yeri - 1

İslami Eğitim'de 'ev'in yeri - 1

Peygamberimiz döneminde eğitim nerede ve nasıl yapılırdı?
Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) zamanında okul yoktu. Hiçbir öğrenci 5 yada 8 yıl bir okula gitme şansına sahip değildi. Ellerinde okuyacakları kitap, yazacakları kalem, yanlışlarını düzeltecekleri silgi yoktu. Ama hepsi de İslam’ı ve inceliklerini bizden çok daha iyi biliyorlardı.
Sahabelerin yaş ortalaması kırkın üzerindeydi. O yaşa kadar mektep medrese ve üniversite görmemişlerdi. Ne edebiyat, ne fen ne siyasal bilgiler ne de uluslar arası ilişkiler okumamışlardı. Ama dünyayı yönetecek büyük liderler yetiştiren İslam’ın hayat okulundan mezundular hepsi de.
Denilebilir ki o gün okul mu vardı ki okusunlar?
Doğrudur, o gün bugünkü gibi bir okul kültürü yoktu. Ama bugün de Türkiye’de yaşayan insanların dini bilgileri bozulmadan, dejenere edilmeden ve çarpıtılmadan öğrenebileceği, 12 yaşını doldurmadan girebileceği bir okul kültürü yok.
Allah Kur’an’ın ilk ayetlerini “oku!” emriyle başlatır ama bu emri verirken insanların gidebileceği bir okul olmadığını da elbette bilmektedir.
Demek ki, okumak isteyen için okul olmazsa olmaz bir şart değildir.
Okullu olmak da bilgiyi hakkıyla öğrenmiş olmanın bir göstergesi değildir. Sahteciliğin egemen olduğu günümüzde parayı bastıran Amerikan Üniversitelerinden diplomasını hiç okula gitmeden ve hiçbir bilgiye sahip olmadan alabilir.
Çocuk doğduğunda hayata hiçbir şeyi bilmez bir halde gözlerini açar. Dil bilmez, yol bilmez, yemeyi bilmez, yürümeyi bilmez, Allah’ın ihtiyaçlarını giderebilmesi için ona verdiği en büyük silah ağlamaktır. Çocuk hayatla ilgili her şeyi evde öğrenir. Öyleyse evlerimiz en büyük eğitim merkezleridir. En doğal eğitim merkezleridir.
Peygamberimiz zamanında eğitim alanı, olmayan okullara hapsedilemeyecek kadar genişti. Tüm hayat alanı, kamusal ve özel alan ayırımı olmaksızın eğitim alanıydı. Ev, mahalle, cami, çarşı pazar ve hatta savaş meydanları…
Mekke Döneminde, henüz Müslümanlar kendi kurumlarını oluşturabilmiş değillerdi. Zaman zaman Kabe’ye bile girişleri engelleniyordu. Onların ilk eğitimi aldıkları mekan ve en özgür mekan sadece evleriydi. İlk toplantılarını evlerde yapıyorlardı. Daru’l Erkam, Erkam hazretlerinin eviydi. Hz. Ömer, kardeşinin evinde dinlediği Kur’an’la gözlerini İslam’a açmıştı. Hz. Ebubekir, evini adeta bir mescide çevirmişti. Her ev Kur’an’la aydınlanıyordu. Kur’an evlerde okunuyor ve evlerde hayat buluyordu.
Yüce Rabbimiz:
“‑Ey örtüsüne bürünen! Gece kalk, ancak birazı dışında. Gece yarısında veya biraz önce

Ya da biraz sonra... ve ağır ağır Kur'an oku! Çünkü biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz.

Gece uyanıklığı daha etkili ve okuyuş için daha elverişlidir.“[1] buyururken elçisinin kendi evinde yapabileceği bir ibadete işaret ediyordu. Bu mesajı alan ilk Müslümanlar da elçiyle birlikte bu davete icabet ediyordu.

Allahu Teâlâ Kur’an’da Hz. İbrahim’in oğlu ile yaptığı bina için “ev” (beyt) tabirini kullanıyor:
“Evi/Kâbe'yi insanlar için toplanma yeri ve emniyet mahalli kılmış ve: “İbrahim'in makamını namazgah edinin.” İbrahim ve İsmail'e : “Ev'imi tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde edenler için temizleyin.” diye kuvvetli bir emir vermiştik.

İbrahim, İsmail'le birlikte Ev’in/Kabe'nin temellerini yükseltiyor (ve şöyle dua ediyorlardı):

‑Rabbimiz hizmetimizi kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, bilensin.

Rabbimiz, bizi sana teslim olan iki kul ve soyumuzdan da sana teslim olan bir ümmet çıkar. Bize ibadet yollarımızı göster ve tövbelerimizi kabul et, zira tövbeleri kabul edip, bağışlayan ancak sensin![2]

Onların yaptığı duada: “Rabbimiz onlara içlerinden senin ayetlerini onlara okuyan, kitap ve hikmeti öğreten ve onları (şirkten) arındıran bir resul gönder. Şüphesiz aziz ve hakim olan ancak sensin.“[3] ifadeleri yer alıyordu. Yani, bu ev’i Allah için yapan örnek insanlar Allah’tan, ayetlerini okuyan, kitap ve hikmeti öğreten ve arındıran bir “eğitimci” elçi istiyorlardı.
Allah’ın Hz. Musa’ya bir emri de “kavmi için evler hazırlaması” idi. Bu evler tam bir eğitim ve ibadet merkezi idi.

“Musa ve kardeşine: “Mısır'da milletinize evler hazırlayın; evlerinizi namazgah edinin. Namaz kılın ve iman edenlere müjde verin! diye vahyettik.”[4]

Mekke Döneminin başında henüz 5 vakit namaz farz kılınmamıştı. Ama geceler evlerde Kur’an’la ihya olunuyordu. O güne kadar inen tüm ayetler geceler boyu evlerde okunuyor ve içlerine sindiriliyordu. Bugün ise evlerde televizyon ekranlarından geceler boyu insanların içine sindirilen şey, ahlaksızlık, küfür, şer, fitne, şeytani tuzaklar ve tezgahlardır. Kanallar adeta kanalizasyon görevi icra eder gibi çalışmaktadırlar.
Daha sonraki süreçte Müslümanların beş vakit namazları ilahi bir eğitim metodu idi. Bütün varlıklarıyla Yüce rabbin huzurunda ruhları arındırma, bedenleri temizleme ve bilgiye hayatın yaşanır alanlarında hayat vermek namazın ruhunda vardır. Namaz, papağan gibi anlamını bilmeden ve hiç düşünmeden bir takım sözleri tekrarlamak ve yatıp kalkmak değildir. Her rekatında açın bir sayfa Kur’an’ı anlamıyla birlikte okuyun ve üzerinde düşünün.
Dört rekatlı bir namazda 4 sayfa Kur’an okumuş olursunuz. Bir günde sadece farzlarını kıldığınızı farz edersek; 17 sayfa Kur’an okumuş olmaz mısınız? Bu da 3 rekat da vitri ekleyin alın size bir cüz. Bir Ayda Kur’an işte böyle hatmedilir. Haydi siz iki ayda hatmedin. Olmadı, günde sadece bir sayfasını herhangi bir rekatta okuyup, 2 yılda Kur’an’ı tamamlayın. Ömür boyu Kur’an’ın yüzünü açmadan, öpüp alnına koymak ve onu çok sevdiğini her vesile ile tekrarlamaktan daha anlamlı değil mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi