Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Camiye ve meyhaneye gidenler

Camiye ve meyhaneye gidenler

Bu yazı ne kimsenin camiye ne de meyhaneye gitmesine karşı çıkan bir yazı değildir. Başlığa bakınca ön yargı ve peşin hükme bürüneceklerin önünü kesmek niyetiyle açıklama yapma gereği hissettim.
Geçmişte ve gelecekte tedavisi mümkün olmayan en büyük hastalık; “Bilmediğini dahi bilmemekle beraber, ön yargı ve peşin hükümle hareket etmek, yanıldığını gördüğünde de inat edip, inadında direnmektir. CHP zihniyeti ve ürünleri, buna en canlı örnektir.
Bugün sizlerle Rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile yine Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu’nun gençliğe hizmetlerinden söz etmek isterim. Onlar ki bir dönemin gençliğini, yani bugünkü yöneticilerin milli ve manevi değerlerle yetişmesine öncülük etmiş fikir, siyaset ve düşünce adamlarımızdır.
Tek parti dönemi ülkeyi kasıp kavurarak sıkılmış limona çevirdikten sonra; Türkiye artık tamamen milli şefin idaresine girmiştir. “Ne cami, ne ezan, ne de Müslümanlık gibi şeyler duyulmayacaktır” denilip, tam keyfini çıkarmak için halkın önüne sandık gelince, beklenenin tersi olur ve tek parti zihniyeti sandığa gömülür. Bir daha da çıkamaz.
Oysa tek particilere göre milletin tüm değer yargıları ölmüştür, kendilerine gelecek durumda değillerdir. Ama 1950’de “Söz milletindir ve milletin olacaktır” diye sandıktan yeni bir Türkiye çıkar. 10 yıl süren bu huzur ve refah dönemi, maalesef yine CHP zihniyeti tarafından 27 Mayıs 1960’da kesilir.
O zihniyete göre bu sefer; “tamamen bittiler” naralarıyla meyhane duvarları çınlar, minarelere çıkan imamlar silah zoruyla indirilir, camiye gidenler fişlenir, meyhane gidenler devlet memuriyetine yerleştirilir. Meyhaneye dost memurların, camiye giden halka hizmetini düşünün artık.
Devlet dairelerinde sadece odacıların, yani bugünkü adıyla hizmetlilerin namaz kılmasına müsaade edilir. Onlar da kimseye görünmeyecek şekilde merdiven altlarında kılabilirler. Bu kadar bir müsaade vardır. Müsaadenin altında yatan esas sebep ise kişinin kıldığı namaz değil, odacıları özel işlerinde de kullandıkları içindir.
İşte bu zamanlar içerisinde Anadolu’dan İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlere okumak üzere gençler gelir. Gelir gelmesine de yatacak yerleri yoktur, yiyecekleri yoktur, bunlar olsa bile Anadolu’dan büyük kente gelip de adapte olma zorluğu yaşarlar. Şehrin adet, örf, gelenekleriyle, Anadolu’nun ki aynı olmadığı için bir müddet sonra bunalıma girerek yeniden kara sabanın başına dönerler.
Bunu fark eden isimlerin başında diğer sağduyu sahibi ilim, fikir ve düşünce adamlarımız gibi rahmetli Turgut Özal ve Fethi Gemuhluoğlu ağabeyler gelir. Turgut Özal, Fethi Gemuhluoğlu ve birkaç arkadaşı, Anadolu’dan gelen gençleri kente adapte etmek amacıyla küçük harçlıklarıyla bir dernek kurarlar. Bu dernek vasıtasıyla köyünden, kasabasından gelen gençleri bir araya getirir ve şehre alıştırırlar.
Öncelikle İstanbul’un tarihi yerlerini gezdirir, sonra lüks bir lokantada yemek yedirir, camilere götürür, akşamları seminer veya konferanslarda buluşulur ve gençleri bir haftalık böyle bir adaptasyon eğitiminden geçirdikten sonra okullarında nelere dikkat etmeleri gerektiği izah edilerek kente ve okula hazırlarlar.
Tabi CHP zihniyetliler de benzeri işler yaparlarmış. Onlar da Anadolu’dan gelen gençleri alır ama zengin olanları tercih ederler öncelikle çocukların parasıyla güzel bir yerde yemek yerler, Gülhane Parkı’nda veya Taksim civarında kız tavlama işlerine gider, akşam olunca da bir meyhanede buluşup, büyük şehirde yaşamanın tadına varırlarmış.
İşte bugün Türkiye’de iki nesil vardır. Birincisi; ülkeyi idare eden ve sahip çıkan cami nesli. İkincisi; memleketin başına çorap ören CHP nesli. Çok açık değil mi?


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hüseyin Öztürk Arşivi