MHP'nin tarihî sorumluluğu

MHP'nin tarihî sorumluluğu

Anayasa değişikliği gibi aktüel siyasî gündemlerin ve tartışmaların tamamında MHP'nin izlediği politikayı bir kenara bırakalım.
40 yaşını aşmış bu parti birçoğumuzun geçmişinde kimliğimizin, kişiliğimizin ana omurgası kadar önemli bir yere sahip. Sadece çatısı altında yan yana gelenlerin değil, toplumun ilerlediği istikamette MHP tek başına tayin edici bir rol oynadı. Geçmişi olan bir partinin elbette tarihi vardır. Tarih yapanlar, hem geçmiş kuşaklara, hem de gelecek nesillere karşı sorumluluk taşır. MHP, bu tarihî sorumluluğun gereğini yerine getiriyor mu?

Çorum milletvekili Agâh Kafkas'ın, 115 imzalı önerge ile verdiği araştırma önergesi, Meclis'teki çoğunluk iradesinin tarihle hesaplaşması anlamına geliyor. Doğru bir zamanlama ve isabetli bir teşebbüs. Bizler geçmişte acı çektik. Haksızlığa ve zulme uğradık. Hepsi karanlıkta kaldı. Bu karanlığı aydınlatmadan bizden sonraki nesillerin gadre uğramasını engelleyemeyiz. Tarihe karşı sorumluluk işte budur.

Bu önerge sonucunda, 1969 Kanlı Pazar'ından başlayarak, 1977 1 Mayıs'ı, 1978 Kahramanmaraş Katliamı, Çorum ve Sivas olayları üzerindeki esrar perdesini kaldırmayı ve hakikatlerin geleceğimizi aydınlatmasını umuyoruz. Ancak üzerimize bu karanlığı çökerten darbeler tarihi sona erdikten sonra aydınlığa kavuşmamız mümkün. Diyojen gibi güpegündüz elimizde fenerle dolaşmayacağız; bir kibrit alevi bile dev canavarın kimliğini ve cüssesini teşhis etmemiz için yeter.

MHP bu tarihin neresinde? Bu karanlık olaylar yüzünden en fazla suçlamaya maruz kalanlar MHP'liler oldu. MHP, bu olayların yaşandığı dönemde çatışan iki kutuptan bir tarafı neredeyse tek başına temsil ediyordu. Ama soğukkanlı olarak bu tarihe bakanlar, bu olayların hiçbirinde MHP'nin asıl fail olmadığını biliyorlar. Ne Kahramanmaraş'ta olayların ilk günü birden zuhur eden piyango bayileri MHP'liydi, ne de Çorum'da Sünnî mahallesine gidip "Alevîler camiyi yakıyorlar" diyen, gelip Alevî mahallesinde "Sünnîler evlerimizi yağmalıyor" söylentisini yayan aynı adamın MHP ile bir bağı vardı. 1 Mayıs 1977'nin MHP ile bağlantısını kurmaya bugüne kadar zaten hiç kimse teşebbüs etmedi.

Tersine 12 Eylül öncesinde MHP'lilerin de canı, en az solcular kadar yandı. Çok sayıda ülkücü, genç yaşında toprağa verildi. Binlerce ülkücü genç istikbalini kaybetti. Birçoğu işkenceden geçti, yıllarca haksız yere hapis yattı.

MHP bu geçmişin hesabını sordu mu?

İki somut olay: Birincisi 30 Haziran 1979'da, Bahçelievler'deki MHP Genel Merkezi'nin bombalı ve silahlı saldırıya uğraması. Ali Alper Demir ve Ömer Yüce'nin hayatını kaybetmesi. İkincisi, 2 Eylül 1980'de MHP'ye yakınlığı ile bilinen Ziraat Mühendisleri Birliği'nin, Kızılay, Adakale Sokak'taki lokalinin, MHP'ye yapılanla aynı yöntemle saldırıya uğraması; Dursun İnce, Hikmet Sağlamış, Refik Aslan ve Ahmet Çelik isimli ülkücülerin bu saldırıda öldürülmesi.

O dönemi yaşayan ülkücülerin hepsi, bu saldırıların ikisinin de solcuların marifeti olmadığını bilirler. Bu olaylarla ilgili bütün belgelerin, soruşturma evraklarının, Meclis'te kurulacak araştırma komisyonunun önüne gelmesi isabetli olmaz mı? MHP hiç olmazsa, karanlıkta kalmış bu iki olayın aydınlatılmasına, bu komisyona vereceği destek ile katkı sağlayamaz mı?

Birileri, komünist ihtilal yapmak için değil, düpedüz darbe ortamı oluşturmak için MHP'ye saldırdılar ve ülkücü kanı döktüler. Bu gerçeğin ortaya çıkartılmasında MHP'nin tarihe karşı sorumluluğu yok mu? Üstelik saldırıya uğrayan yer, bu partinin 31 yıl önceki genel merkez binasıydı. Ziraat Mühendisleri Birliği'nde hayatını kaybeden Dursun İnce ise benim, yüzü onca seneden sonra bile hafızamdan silinmeyen arkadaşımdı.

Bugün sağda solda bombalar patlıyor; askerimiz ve polisimiz saldırıya uğruyor. Yeni bir oyuna gelmemek için geçmişin karanlıklarını aydınlatmak hepimizin boynuna borç değil mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi