Faruk Çakır

Faruk Çakır

‘Sol yol’a sapan asker yanlış yapar

‘Sol yol’a sapan asker yanlış yapar

Türkiye gündemi hızla değişirken, bir yandan da profesyonel askerlik konusu tartışılmaya devam ediyor. Dünya gerçekleri, Türkiye’nin de mümkün olan en kısa zamanda altyapısını oluşturarak; ‘profesyonel askerlik’ sistemine geçmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da yanlış tartışmalar yapılıyor. “Profesyonel askerlik olsun” diyenler sanki “askerlik olmasın” diyormuş gibi ithamlarla karşılaşıyor. Hele hele temelde ‘ordu’yu “Peygamber ocağı” olarak görenlerin bu şekilde itham edilmesi derin bir çelişki.

Bu tartışma temelde ‘teknik’ bir tartışma. Dolayısıyla ilk söz hakkı ‘uzmanlar’a düşer. Fakat ülke savunması ya da ‘terörle mücadele’ sadece Türkiye’nin yaptığı bir iş olmadığına göre, “Bu işleri dünya nasıl yapıyorsa, Türkiye de o şekilde yapsın” demek her halde ‘işi bilmemek’ olarak yorumlanamaz.

Nedense şu nokta gözden uzak tutulmaya çalışılıyor: Her kurumda olduğu gibi TSK’da da ‘yanlış yapan’lar geçmişte de, bugün de, yarın da olabilir ve olmuştur. Nitekim bunu en üst rütbeli komutanlar da ifade ediyorlar. Ayrıca geçmişe baktığımızda ‘yanlış yaptığı için’ mahkûm olan TSK mensupları da vardır. O halde ‘yanlış yapan’lara itiraz edilmesinden niçin rahatsız olunuyor? Meselâ, bir TSK mensubu sırf ‘namaz kılıyor’ ya da ‘eşi başörtülü’ diye mesleğinden ediliyor ve en temel insan hakları ihlâl ediliyorsa bu yapılana itiraz edilmeyecek mi? Hiç kimse ‘Öyle bir şey yok’ demesin, çünkü bu konuda mağdur olanların sayısı üçü-beşi değil, üç ya da beş bini geçmiş durumda. En ‘meşhur’ misâllerinden biri Prof. Dr. İskender Pala’dır. Komutanının itirafıyla “makamında namaz kıldığı için” daha fazla tahammül edilememiş ve işine son verilmiştir. Elbette tek mağdur o değil, ama konuyu delilleriyle birlikte kitaplaştırdığı için hatırlatmak istedik.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, “Sözler”in en başında “Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için, askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikati nefsimle beraber dinle” diye başlıyor ve ‘sol yol’a sapan askerin zarar ettiğine dikkat çekiyor. Meselâ, “Üçüncü Söz”de şöyle diyor: “Bir vakit iki asker uzak bir şehre gitmek için emir alıyorlar. Beraber giderler. Ta yol ikileştir. (...) O iki asker, o muarrif adamın sözünü dinledikten sonra, şu bahtiyar nefer sağa gider. Bir batman ağırlığı omuzuna ve beline yükler. Fakat kalbi ve ruhu, binler batman minnetlerden ve korkulardan kurtulur. Öteki bedbaht nefer ise askerliği bırakır, nizâma tâbi olmak istemez, sola gider.” (Sözler, s.36)

Risale-i Nur Külliyatı’nda onlarca, belki de yüzlerce ‘asker temsilâtı’ vardır. Ayrıca pek çok yerde ‘sağ yol - sol yol’ örnekleri verilir ve tamamında ‘sol yol’a gidenlerin bedbaht olduğuna dikkat çekilir. Dikkat edilirse, ‘sol yol’dan maksat; kanun ve nizam tanımamak ve ‘Yaratıcının emirlerine uymamak’tır.

Hangi anlayış “Yaratıcının emir ve yasaklarına uymamayı” dikte ettiriyorsa o hükmen ‘sol yol’a sapmış ve neticede zarar edecek olan anlayış demektir. “Namaz kılmayı” suç addeden bir anlayışı kınamak kadar normal bir şey olabilir mi? Bu tavrı kınamak, bu yanlışlar sona ersin demek ne zamandan beri ‘yanlış anlaşılır’ oldu?

İnsanlık, “sağ yol” olan “sırat-i müstakîm”den devam ettiği ölçüde sıkıntıları aşabilir. Aksi yöndeki çabalar boşa kürek çekmekle eş anlamlıdır vesselâm...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Faruk Çakır Arşivi