PKK, neden AK Parti ile savaşıyor?

PKK, neden AK Parti ile savaşıyor?

BDP'li Emine Ayna, altı askerin hayatına mal olan İskenderun saldırısını; "Bu savaş artık sadece Kürdistan'da olmayacak." diye yorumluyor. Bu söz aslında bir yorum değil, düpedüz tehdit. ABD'den dönen diğer eşbaşkan Selahattin Demirtaş'ın sözleri daha keskin: "Her gün birkaç İskenderun olabilir."

Bir siyasî partinin iki en önemli ismi bize cehennem vaat ediyor. Bu kaba tehditler karşısında ne yapmamız gerekiyor? Korkup teslim mi olalım? İşbaşındaki hükümeti oylarımızla tehdit edip dize mi getirelim?

PKK, taktik bir savaşı ilan etti ve sürdürüyor. Bu savaş bir yıpratma savaşı. Halkı dehşete düşüren eylemlerle hükümetin direnci kırılacak. Ne için? Amaç, AK Parti hükümetinin PKK ile veya İmralı'daki Abdullah Öcalan'la pazarlık masasına oturması. Bu savaş "Muhatap Savaşı". Peki mümkün mü? Bu yıpratma savaşı sonunda PKK, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından muhatap alınır mı? Ne teorik olarak ne de pratik olarak mümkün değil. Üstelik bu savaşın ne için ilan edildiğini ve hangi amaca hizmet edeceğini akıl ve mantık sınırları içinde açıklayabilecek bir "muhatap" yok.

Kandil'den gelen açıklamanın uzunluğu, bu savaşın mantığını gösteremiyor ama çok önemli bir ayrıntıyı barındırıyor. PKK, bu sefer Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne veya Türk Ordusu'na değil, doğrudan doğruya AK Parti hükümetine karşı savaş ilan ediyor. Metnin birkaç yerinde özenle bu savaşın AK Parti'ye karşı açıldığı vurgulanıyor. Bu çok önemli ayrıntı üzerinde durmak gerekir. Sadece bizim değil, MHP ve CHP'nin de bu sefer AK Parti'ye karşı açılan bir savaş üzerine tavır aldıklarını ve ahkâm kestiklerini fark etmeleri lâzım. PKK, devlete değil, doğrudan iktidarda olan bir siyasî partiye karşı savaş yürütüyor. Hani normal şartlar altında parti örgütlerinin propaganda veya kampanyalarla yürüttükleri rekabet var ya; işte PKK, doğrudan bu rekabeti silah tehdidi ile kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Kürt toplumu üzerinde birbirine yakın nispette temsil yeteneği olan iki siyasî güçten birinin AK Parti olduğunu hatırlayalım.

Kürt sorunu ilk defa çok ileri bir düzeye taşındı. Kürtlerin dil ve kimlik hakları konusunda AK Parti, büyük riskler alarak çok ileri adımlar attı. İki yıl içinde, bütün Cumhuriyet tarihi boyunca yapılanların belki on katı yapıldı. TRT Şeş'in Türkiye'ye yerleştirdiği çıta, tek başına yeteri kadar anlamlı değil mi? Geri kalan bütün sorunların çözüleceği bir mecrada Türkiye ilerliyor. İşi bozan sadece PKK'nın Habur'da yaptığı gibi caka satmaya kalkması ve "beni muhatap alın" diye tehditler savurması. PKK'nın başlattığı savaş, Kürt sorununun çözümüne engel mi olur, katkı mı sağlar? Bu sorunun objektif cevabı bile, olanları açıklamak için yeterli.

İsrail'in baskını ile PKK'nın İskenderun saldırısı arasında var olan paralellik bu bakımdan anlamlı. Türkiye'yi istikrarsızlaştırmak ve iç sorunları yüzünden başını kaldıramaz hale getirmek isteyenlerin masaya koyduğu kart, PKK'nın ilan ettiği savaş. Bu savaşın Kürtlere bir faydası yok. Ama bu ülkenin düşmanlarına faydası çok.

AK Parti hükümeti, tek başına dört cephede silahsız bir savaş yürütüyor. Haklı olmanın, doğru zamanda doğru hamleleri yapmanın ve, bölgede barış ve huzur arayanların temsilci sıfatı taşımanın dışında hiçbir avantajı yok. ABD'deki "Neo-con"lar, İsrail'in haydutları, bütün güçlerini mahkeme salonlarında tüketen Ergenekoncular AK Parti'yi yok etmek için her türlü yolu deniyor. Saydıklarımın hepsi, aslında PKK'nın yürüttüğü kirli savaştan kazanç sağlayacak olanlar. AK Parti'nin karizması çizilirse İsrail'in eşkıyalığı zafer sağlamış olacak. Savaşlar ve kargaşalarla beslenen ABD'li neo-con'ların etki alanı genişleyecek. Ergenekon önce derin bir nefes alacak ve eski günlere dönüş için yeni planlar yapacak.

Peki Kürtler ne kazanacak?

BDP'nin PKK adına ortalığa tehditler savurmak yerine "muhatap biziz" demesi ve sorumluluk üstlenmesi, bir de "Kürtler ne kazanacak?" sorusuna içinde siyasî akıl olan bir cevap vermesi gerekmiyor mu

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi