Kutsal kamyon

Kutsal kamyon

Diyelim ki günün birinde Anayasa Mahkemeleri üyeleri, kendi aralarında söz ve fikir birliği ederek bazı Anayasa hükümlerini ihlâle karar verdiler, ne olacak? "Olmaz böyle şey, AYM'miz böyle şey yapmaz" diyenleri saygıyla karşılıyoruz; tamam yapmazlar, yapmamışlardır ama -velev ki- yaptılar! soruyu tekrarlıyorum; n'oolacak?

Anayasa Mahkemesi kararlarını temyiz edecek bir başka hukuk mercii yok. Evet, hukuk devleti, idarenin bütün eylem ve işlemlerini yargı denetimine tabi tutar ama sistemi kuranlar, yargı zincirinin en ucundaki kuruma güven göstermişler; "Ülkenin en mümtaz hukukçuları da anayasayı çiğnemez artık canım!" demişler vaktiyle. Haklılar.

Bugünlerde bu meseleyi tartışıyor ve eğlenceli yorumlar okuyoruz. AYM'nin anayasa değişikliğini ancak şekil yönünden inceleyebileceği şeklindeki anayasa hükmüne dudak büzen bazı yorumcular, "Meclis'te 500 kişi hilafeti ihyâya karar verirse, AYM, 'N'aapalım şekil açısından problem görmedik' diye pasif kalabilir mi? Anayasanın bir rûhu yok mudur a efendim?" diye celâlleniyorlar. Bu duruma göre eğer anayasanın bir rûhu varsa, AYM hâkimleri, kararlarında o rûhu gözetmek ve kollamak zorundadır; anayasa metninde öyle bir şey olmasa bile.

"Ne demek öyle bir şey olmasa bile? İşte başlangıç faslı işte ilk dört maddenin değiştirilmeyeceğine dair kapı gibi anayasa maddesi! AYM, işbu rûhu muhafaza etmek için icabında şekli-mekli kaale almaz, anayasayı korur" diyorlar.

Vallaha bu çelişki çok yaman bir çelişki; yaman çelişki, çünkü Anayasa, kendisinin kutsal bir metin olmadığını, değiştirilebileceğini zaten kabullenmiş; ilk dört madde hakkındaki kayıt hariç elbette ama bugün söz konusu olan ilk dört madde değil ki; AYM ve HSYK'nın yapısını değiştiren teklifler. "Olsun- onlar da anayasanın rûhunda mündemiçtir" diyerek kurdukları mantıkla anayasayı kutsal bir metin haline getiriyorlar ve AYM'ye anayasanın bile üzerinde duran bir "Rûhâniler Meclisi" türünden bir himâyecilik vazifesi yüklüyorlar.

Rûhâniler için usûl bağlayıcı değildir çünkü tabiatı icabı rûhani meseleler hatâ ve şüpheden münezzehtir. Evet, ancak dinî, itikâdî ve hatta mistik bir hürmettir ki, "Yüksek yargının yapılaşmasını ıslaha kalkışmak cinnet ve küfürdür" mâhiyetinde bir savunma ile anayasa değişikliğini kutsal bir yere yerleştirebilir. "Yüksek yargıyı ıslaha cür'et mi? Çarpılırsınız hafazanallah; ağzınız burnunuz tekkenişîn tavasına dönüverir ha!" demektir bu.

Gariptir, "Dinci" bilinen hükümet demokratik metodlarla devletin temel cihazları üzerinde "İkonoklast" hamleler yaptıkça, Seküler olduğunu sandığımız muhitlerden "Zinhar, kutsalımıza el uzatmayın zındıklar, yoksa diktaya mı gitmek istiyorsunuz?" itirazlarıyla karşılaşmakta.

Peki, konunun can alıcı noktasına eğilelim, anayasamızın bir rûhu var mı? Cevap veriyorum: Evet, her anayasanın bir rûhu vardır ama bizimkinin bir rûhu olup olmadığı, bidâyetinden beri tesbit edilememiştir. Her şeye rağmen bir yüksek ruhâniler heyetine sahip bulunmamız, onda esasen ruh olduğuna delalet etmiyor. O ruh, 367 meselesinde büyük oranda kaçtı; kalanını 12 Haziran 2007 tarihinde Anamuhalefetin başkanı AYM'yi açıkça tehdit ettiğinde ziyan ettik. Mezar taşını ise AK Parti'yi kapatma davası dikti: "Laikliğe karşı eylemlerin odağısın ama kriz çıkmasın diye şimdilik para cezası veriyoruz, bu güzelliğimizi de unutma" kararı unutulmazdı!

Konuyla doğrudan ilgisi yok ama aklınızda bulunsun; kutsal'ın mahiyeti hakkında fikri olmayanların işlerine gelen her şeye kutsallık izâfe etmesi kaçınılmazdır. Nitekim konuyla doğrudan bağlantılı olarak diyorum ki, bu anayasa kutsalsa, bizim evin önünde iki seneden beri kımıldamadan duran kamyon da kutsaldır; en azından vakar ve istikrarını muhafaza ediyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi