Sandalyede namaz (2)...

Sandalyede namaz (2)...

“Sandalyede namaz” başlıklı bir önceki yazımdan dolayı, şimdiye kadar aldığım teşekkürlerin belki en fazlasını aldım.
Teşekkür edenlerin hepsi aşağı yukarı şunları söylüyor:
Bu yazı çok geç kaldı, daha önce yazılmalıydı. Bundan sonra da bu mesele üzerinde durulmalı ve böyle yazılar devam etmeli. Yoksa câmilerimiz yakında gerçekten kiliseler gibi sandalyeyle dolacak…
Değerli okuyucular! Sırf teşekkür gelecek değil ya tabii ki beğenmeyenler de oldu…
4/2/2010 tarihli “Ayasofya zihinlerde niçin hâlâ kilise?” başlıklı yazımda, Ayasofya’dan kilise olarak bahsedenleri tenkit ettiğim için birileri bana çok kızmıştı. Aynı zihniyet, “Sandalyede namaz” başlıklı yazıma da bozulmuş…
Onlar bozuladursun biz bildiğimizi yazalım.
1- İslâm’da, gayr-i müslimlere benzememek esastır. Peygamberimiz’in bu husustaki emrini göz ardı etmemiz beklenmemeli. Sevgili Peygamberimiz, âhırzamanda yaşayacak olan bazı Müslümanların, “Hıristiyan ve Yahudileri son derece taklit edeceklerini, hatta onlar bir kertenkele deliğine girseler bile o Müslümanların da girmek isteyeceklerini” kötüleyerek haber veriyor. Çünkü esas olan onlara benzememektir.
2- Peygamberimiz, bir ibâdet olmadığı halde saç boyama konusunda bile Hıristiyan ve Yahudilere benzemeyi yasaklıyor. “Yahudiler ve Hıristiyanlar saçlarını boyamazlar, siz onların tersini yapın” buyuruyor.
(Saç boyanmak istenirse, siyaha değil, sarı veya kızıla boyanabilir. Geniş bilgi için, İbrahim Canan Kütüb-i Sitte Muhtasarı tercüme ve şerhi, c:7, s: 483)
3- Ezanın henüz meşrû kılınmadığı İslâm’ın ilk yıllarında, Müslümanların namaza nasıl çağırılacağı istişâre ediliyordu. “Namaz vakti gelince, ateş yakalım, çan çalalım, boru öttürelim” gibi teklifler, bunların hepsinin ateşe tapanlara, Yahudilere ve Hıristiyanlara benzemek olacağından Peygamberimiz tarafından kabul edilmemiştir.
4- Güneşe tapanların tapınma zamanı olduğundan, güneş doğarken, batarken ve tam ortadayken namaz kılmak câiz değildir.
(Eğer o saate kadar kılınamamışsa, sadece o günün ikindi namazının farzı, kazaya bırakmamak için güneş batarken kılınabilir.)
Bir Müslüman bu üç vakitten birinde namaz kılacak olsa bile, “Güneşe tapanlara benzeyeyim” niyetiyle kılacak değildir. Buna rağmen, onlara benzemek olacağından, fıkhen o vakitlerde namaz câiz değil.
Asırlardır ne görüldüğü ne duyulduğu halde, câmilere sandalye konulmaya başlanmasıyla câmiler kiliseye benzemiş olmuyor mu?
Yarın birilerinin, “İnsanlar secde edemiyor. Secde etmeleri için sandalyelerin önüne sıra da konulsun” demeyeceğini kim garanti edebilir?
Şimdi geldik en mühim meseleye…
Dikkat etmediklerinden, belki sandalyede namazın câiz olduğunu söyleyen hocalarımız bulunabilir. Sandalyede nasıl namaz kılındığını bu hocalarımızın dikkatlerine sunmak isteriz.
Şöyle kılınıyor:
Namaza ayakta başlıyorlar. Rükûya normal şekilde eğiliyorlar. Cemaat secdeye giderken onlar sandalyeye oturup secde için biraz eğiliyor yani sandalyede îmâ ile secde ediyorlar. Rükûyu yere paralel olarak normal şekilde yaptıkları halde secdeyi daha az eğilerek yapıyorlar. Yani, rükûda daha çok, secdede ondan daha az eğilmiş oluyorlar.
Sandalyede oturan bir kimse yere zaten paralel olarak eğilemez.
Peki o zaman ne oluyor? Namaz câiz olmuyor.
Çünkü, (secde için daha az eğilmek şöyle dursun) rükû ile secde aynı seviyede eğilerek yapılmış olsa bile namaz câiz olmaz.
“Eğer her ikisi (rükû ve secde) müsâvî (eşit) bir şekilde yapılırsa, namaz câiz olmaz. Bahrü’r-Râik’de de böyledir.” (Fetevâyi Hindiye Tercümesi, Hastaların Namazı babı, cild: 1, sa: 458)
Bir de câmide namaza sandalyede oturarak başlayanlar var. Bu kimseler, rükûlarını da secdelerini de sandalyede oturarak yapıyorlar. Soru bu ya, buna ne diyeceğiz?
Efendim, bu zatların birçokları apartmanlarda oturdukları için evden çıkışta merdivenden inebiliyor, yürüye yürüye câmiye gelebiliyor, dönüşte de aynı merdiveni çıkabiliyorlarsa, hatta (varsa) câmi merdiveninden de inip çıkabiliyorlarsa, böyle kimselerin sadece namazda sandalyede oturmaları için “Câizdir” demek kolay olmasa gerek…
Öyleyse soru: Câmiye gelip gidebilen bu kimseler, anlaşılıyor ki ayakta durabiliyor ama eğilemiyorlar yani rükû ve secde yapamıyorlar. Bu durumda namazlarını sandalyede kılamazlar mı?
Kılamazlar… Oturabiliyorlarsa, oturarak îmâ ile kılarlar. Ve bu şekilde kılmaları müstehabtır. Ayakta îmâ ile kılmaları da câizdir. (Fetevâyi Hindiyye aynı sahife)
Hangi hasta olursa olsun, hepsinin cevabı fıkıhta yerini aldığı halde, 1400 seneden sonra, (eski köye yeni âdet, kadîm fıkha nevzuhur bir madde eklercesine) namazı sandalyeye bağlamanın ve câmileri sandalyeyle doldurarak mâbedlerimizin kiliseye benzemesine bîgâne kalmanın mazereti olabilir mi?
Sandalye câmilere gireliden beri câmi cemaati, “Namazını sandalyede kılanlar-kılmayanlar ve namazını imamın arkasında, ön tarafta kılanlar-arka tarafta kılanlar” olarak ikiye ayrılmış vaziyette…
Bu bölünmüşlük bile acâip değil mi?
Keşke fıkhî bir dayanağı olsa da varsın acâip görünüyorsa görünsün…
Ama ana fıkıh kitaplarında “Sandalye” ve “Namaz” kelimelerini asla yan yana göremiyoruz.
İddiamız da yok. Vardır diyen varsa söylesin biz de bilelim.
Selâm ve duâ ile…


Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi