Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Kâinat, İnsan ve Kur’an’da Tefekkür

Kâinat, İnsan ve Kur’an’da Tefekkür

Aklın; insan, kâinat ve bunlardaki hakikatlere bir ayna mesabesinde olan Kur’an-ı Kerim üzerinde tefekkür ederken elde edeceği netice, tıpkı toprak altından çıkarılan ham madenler gibidir. Bu madenleri mamul hale getirense, kalptir.
Kalp; hissiyatın/duyguların merkezidir. Kalbin fonksiyonu; aklın sunduğu delilleri birleştirerek, tıpkı kırık bir vazonun parçalarını bir araya getirip, asli şeklini ortaya çıkarmak gibi, hakikatin kâmil manada idrakini temin eder.
Demek ki hakka ve hayra ulaşmanın mükemmel bir şekilde icrası, aklın vahiyle terbiye edilmesini ve aklın tükendiği noktada, iman olgunluğuna sahip bir kalbin devreye girerek, onun eksikliğini teslimiyetle telafi etmesini gerektirir. Zira aklın da diğer uzuvlar gibi gücü sınırlıdır.
Evet, Osman Nuri Topbaş Hocamız; “Kainat İnsan ve Kur’an’da Tefekkür” adlı eserinde böyle diyor. İnsan tefekkürlü bir varlıktır. İnsan duygusal bir varlıktır. Tefekkür olmadan insan olmak, olgunlaşmak mümkün değildir.
Şu ana kadar söylenenlerden de anlaşılacağı gibi bu haftaki kitabımız; Erkam Yayınları arasından çıkan Osman Nuri Topbaş Hocamıza ait; “Kâinat, İnsan ve Kur’an’da Tefekkür” adını taşıyor. Tefekkür başlığı altında; “İnsan, Kâinat ve Kur’an” bütünleşmesi, Osman Nuri Topbaş Hocamızın anlatımıyla bir çağlayana dönüşmüş. Anlamamak, öğrenmemek, bilmemek ve idrak etmemek mümkün değil.
Eserin önsözünün başlangıcında şu hadisi şerif yer alıyor: “Tefekkür gibi ibadet yoktur.” Söze bu güzel müjdeyle başlayan Osman Nuri Topbaş Hocamız şunları yazmış:
“Cenab-ı Hak, ilahi isim ve sıfatlarının üç büyük tecelli mekânı olan “Kur’an, İnsan ve Kâinatın” derinliklerinden nasip olarak oradan hayatını aydınlatacak hakikat incilerini çıkarabilme kabiliyetini, mahlûkat içinde kâmil bir surette yalnızca insanlara, kısmen de cinlere bahşetmiştir. Ki bunun yegâne vasıtası da “tefekkür” ve “tahassüs”tür. Tahassüs; ‘Duygulanma, hislenme, kalbin idrak etmesi’ demektir.
Gerçekten “tefekkür ve tahassüs”, hakikate ulaşmanın ve kalbi hayata seviye kazandırmanın vazgeçilemez bir şartıdır. Eşsiz bir hidayet ve saadet rehberi olan Kur’an-ı Kerim de ilk ayetinden son ayetine kadar, her vesileyle bizleri tefekküre davet etmektedir.
İnsanın yaratılışındaki hikmetleri, kâinattaki harikulade nizamı ve Allah’ın ayetlerini, yani ilahi kudret nakışlarını, azamet tecellilerini ve Allah’ın kâinatta mutlak olan hükümranlığını tefekkür etmemizi emretmektedir.
Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de her vesileyle; “Hiç tefekkür etmez misiniz? Akletmezler mi? İdrak etmezler mi? Akıl erdirmiyor musunuz?” buyurarak mü’minleri ikaz buyurur.”
Nitekim bu cümleden olmak üzere; “Onlar deveye bakmazlar mı?” buyurarak; mahlukata dikkat çekerken; “Buluta, yağmura, dağlara, yeşil bitkilerin kışın ölüp baharda dirilmesine bakmazlar mı?” buyurarak; coğrafi hadiselere, “Geçmiş kavimlerin akıbetlerine bakmazlar mı?” buyurarak da tarihe dikkat çeker.
Böylece biz kullarını her vesileyle tefekküre davet edip, kâinata hâkim olan ilahi kanunları ve bu kanunların tecelli şartları demek olan “adetullah”ı kavramamızı ister.
Yine Rabbimiz, insanın kâinatı boş bir nazarla değil; hikmeti idrak edecek bir dirayet ve basiretle müşahede etmesi lazım geldiğini ifade eder. Kur’an-ı Kerim’de ilahi nimetleri zikrettikten sonra, defalarca; “Ey bakış, görüş (idrak) sahipleri” diye hitap eder.
Bütün kâinatın “Lisan-ı hal” denilen bir ifade şekli vardır ki her şey onunla açık ve net bir beyan halindedir. Bu beyanları layıkıyla idrak edebilen mü’minler için, nasıl ki bedenin kıblesi Kâbe ise gönlün kıblesi de Cenab-ı Hak olur.
Eser hakkında bilgi için Erkam Yayınları 0212 671 07 00


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hüseyin Öztürk Arşivi