Esrarengiz şahıs kim?

Esrarengiz şahıs kim?

Hanefi Avcı’nın dün NTV’deki açıklamalarını dikkatle takip ettim. Kitaptaki megaloman havası, ekrana da sinmişti. Fakat, çelişkilerden kurtulamadı.

Aynı gün Milliyet muhabirine yaptığı açıklamada, cemaat üzerine gelmesin diye kitabı sır gibi sakladığını anlatan Avcı, televizyonda, kitabı yazmadan 2 ay önce cemaat mensubu bazı şahıslarla görüşüp pazarlık yaptığını iddia etti.

Önce dün Milliyet’te yayınlanan açıklamasını okuyalım: “Bu kitabı yazarken açık araştırma yapsam ve bazı insanlarla görüşsem çok daha fazla bilgi toplayabilirdim. Ama bu çok riskliydi. Çünkü en ufak bir araştırmayı yaptığınız zaman, cemaatin sistemi alarm oluyor ve sizin üzerinize yöneliyor.”

Sonra NTV’deki açıklamasına bakalım: “Kitabı yazmadan önce cemaatin ileri gelenlerinden bazılarıyla görüştüm. Onlara dedim ki, ‘Bakın bugün polis içerisinde cemaatin yaptığı olaylar var, bir takım insanlara iftira atılmaktadır. Bunlar yanlıştır. Ben size karşı tavır alacağım.”

Soralım, hangi Avcı doğruyu söylüyor?

Avcı, kitabı Mart ayında tamamladığını ve 10 Nisan’da çıkarmayı planladığını, rutin sebeplerle yayımının geciktiğini, referanduma yönelik bir kastının olmadığını anlattı. Hal böyleyse, birkaç günlük hadiseler kitapta nasıl yer aldı?

Tutuklama kararı üzerine ahkam keserken, o tarihte Orhan Özdemir Ankara Emniyet Müdürü olarak koltuğunda oturuyordu. Derin yazılarıyla Habervaktim’de kamuoyunu yönlendirmekle

itham ettiği Yavuz Derinsoy henüz işe başlamamıştı.
Efsane polis, Ergenekon ve Balyoz’un kurgu olduğunu, suçlayıcı hiçbir ciddi delil olmadığını söyledi. Dedi ki: Önce suçluyu ilan edip sonra üzerine gidiyorlar.

Eğer bu tezi doğruysa, bu kitapla yapmaya çalıştığı nedir? Kitabındaki iddialarla ilgili “Elimde delil yok, delili savcı bulacak” kolaycılığına kaçan Avcı, önce suçluyu ilan edip sonra üzerine gitmiş olmuyor mu?

Avcı, “İsyanım şahsımla ilgili değil” derken, 2 ay önce cemaat mensubu olduğunu iddia ettiği şahıslarla pazarlık yapıp “yoksa size karşı tavır alırım” demesini nasıl izah etmek gerekir?

Aydınlıkçıların “Fethullahçı Polis” diye adını yıllarca yazdığı Avcı için şimdi Doğu Perinçek’in “doğru söylüyor” sözünü ve aynı çizgide buluşan ikilinin güzellemesini nasıl okumak lazım?

Soru çok. Asıl cevabını merak ettiğim husus, Avcı’nın ayarını bozan telefon dinlemesidir. Hem kitabından hem televizyondaki konuşmasından anladığım kadarıyla Avcı’nın çok özel işlerinde kullandığı iki gizli telefon hattı var. Tepesini arttıran süreç, bu hatlardan bi

rinin dinlendiğini düşünmesiyle başlıyor.
Avcı, NTV’de aynen şöyle dedi: “Benim dinleme olayım, iki tane öğrenci adına alınmış telefon, bunların isimleri kim oldukları belli ve telefon numaralarını kimse bilmiyor. Ben bile bilmiyorum. Unutmuşum. Bana bilgi veren bir kişiye vermişim diğeri de bende. Bu telefonu hiç kimse bilemez.”

Uzun açıklamanın sonunda şöyle diyor: “O numaraya bakıyorlar, o numara bire bir diğer başka bir numarayla görüşüyor sadece. Sadece görüştüğüm numarayı dinliyorlar. Beni değil onu dinliyorlar.”

Soru şu: Gizlisi saklısı olmadığını söyleyen, yasalara ve devlete kayıtsız bağlı olduğunu vurgulayan Avcı, neden sadece bir kişiyle görüşmek üzere özel bir hat kullanır?

O kişi kim?

Özel bir ilişkisi olabilir mi, bilmem. Öyle olsa, amok koşucusu gibi önüne geleni yıkıp devirmezdi diye düşünüyorum. Çünkü kendine ait sürekli kullandığı hattın dinlenme ihtimalinden böyle rahatsız değil.

Bir başka ayrıntı, o hattın yasal olarak dinlendiği anlaşılıyor. Mahkeme kararına konu olduğuna göre; Avcı’nın bir öğrenci adına alıp sadece kendisiyle irtibat kurmak üzere bu hattı verdiği esrarengiz şahısla ilgili önemli bir soruşturma olmalı. Bu ihtimal doğruysa, Avcı ve esrarengiz şahıs arasındaki ilişki “özel” olamaz.

Elbette, bu sorunun cevabını en iyi bilen Avcı’dır. Daha fazla komplo teorisi üretilmeden bu şahsı açıklarsa, dinleme üzerindeki sır perdesi bir nebze olsun aralanır. Paniğin nedenini de anlamış oluruz.

Hadi Hanefi Bey...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi