Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Vernellenmiş gazete... Yumoşlanmış manşetler!

Vernellenmiş gazete... Yumoşlanmış manşetler!

Bazı erkekler görürsünüz; giyimi-kuşamı son derece dikkat çekici, kendisi de son derece “yakışıklı”dır... Bazı kadınlar görürsünüz, son derece “güzel”dir, “cazibeli”dir!.. “Konuştuğunuzda”, bir de görürsünüz ki; “içi boş teneke” gibi “tın tın”dırlar!.. Evet, “kafa”ları “boş”tur ama “bacak”ları dolgundur... Onlara, “bacak takımı” diyenler de vardır, “yatak ve nevresim takımı” diyenler de!..
Bilirsiniz ki; böyleleri, “göz”e hitap ederler!.. “Fikir”leri ve “görüş”leri yoktur!.. “Hayata dair” bir şey bilmezler!.. Bilmedikleri için de, size bir şey veremezler!.. Sadece, “vitrinlik”tirler!..
“Gazeteler” de böyledir!..
Kimi gazeteler vardır, sadece “bakmak” içindir!..
Kimi gazeteler de “okunmak” için!..
“Bakmak” için alınan gazeteler, “bir çuval keçi boynuzu” çiğnemekten farksızdır!..
İnsan, çiğner çiğner, geriye “odun” kalır!..
“Bakmak” için alınan gazetelerin bir başka özelliği de, “sadece baktırmak”tır!..
Bakarsınız!..
Toplam, “200 kişinin hayatı”na bakarsınız!..
Kimin hangi “eğlence” mekânında, “kiminle beraber” olduğuna, kiminle “seviyeli birliktelik”(!) yaşadığına bakarsınız!..
Tabiî bu arada;
Olan bitene de “bakmakla” kalır, asla “müdahil” olamazsınız!..
çünkü siz, “bakılan” gazeteyi ala ala, bir “seyirci” olmuşsunuzdur artık!..
Sadece seyirci!..
“Dertsiz, tasasız, çilesiz, heyecansız, endişesiz, kaygısız, fikirsiz, kültürsüz ve ruhsuz” bir seyirci!..
“Filistin”i dert etmeyen, “Afganistan”ı umursamayan, “Irak”a hüzünlenmeyen, “Kosova”yı düşünmeyen... “Türkiye”de neler olup-bittiğinin farkına varmayıp, sadece “bakan” bir seyirci!..
Bakan, ama görmeyen birer seyirci!..
Sadece et ve kemik yığını!..
Bu gibi insanlar;
“Okumak” nedir bilmediklerinden; bir gün “canlarına okunduğunun” bile farkına varmazlar!..
BANA DOKUNMAYAN YILAN!
Peki, gazeteler, “sadece bu 2 kategori”den mi ibarettir?.. “Daha başka gazeteler” yok mudur?..
Elbette vardır!..
“Günlük” olarak yayınlanan “toplam 38 gazete”nin bulunduğu Türkiye'de, “spor” gazeteleri de vardır, “ideolojik” gazeteler de!..
Hemen hepsi, “kendi dâvâsı”nın peşindedir!.. Zaman olur, “spor” gazetelerinden bile “ideoloji” kusarlar!.. Meselâ, Hakan Şükür o hafta “gol” mü atamadı, başlık hazırdır: “Cuma Namazı'na gittim, geleceğim!”... Ya da, “Hakan gol orucunda” gibi, aşağılayıcı başlıklar!..
Şimdi, “psikolojik savaş” yapılan böyle bir ortamda, siz olsanız “renksiz, kokusuz, tatsız-tuzsuz” ve adeta “saman” gibi bir gazete okumak ister misiniz?..
Sadece “saman” gibi değil, aynı zamanda “etliye-sütlüye karışmayan” ve adeta “bana dokunmayan yılan, bin yaşasın” diyen bir gazete?!?..
Evet, okur musunuz böyle bir gazeteyi!..
Hayır, ben, hele de bugünkü Türkiye'de, “böyle bir gazete okuyucusu” olacağına inanmıyorum!..
Varsa da, onlar “gazete okumayanlar”dır!..
Belki “satın alırlar”, belki “abone”dirler ama “gazetenin yüzüne bakmaz”lar!..
O gazeteler, apartman girişlerinde “yığılır”lar!..
Yoksa, “gazete okuyan” birinin, hele de “dertli, tasalı, çileli, heyecanlı, kaygılı” birinin, özellikle son haftalarda “çıldırma noktası”na gelmemiş olacağına inanmıyorum!..
Meselâ AK Parti hakkında açılan kapatma dâvâsının kabul edildiği gün... Vakit Yayın Kurulu'nda hangi başlığı atacağımızı tartışırken, benim teklifim, “11 el kaosa kalktı” veya “Oybirliği ile kaos” başlığı idi!..
öyle ya;
Birileri, madem ki “başörtüsüne serbestlik” getiren oylamayı “411 el kaosa kalktı” şeklinde sunuyordu, Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesinin yaptığı da “kaosa davetiye” idi!..
Yayın Kurulu'ndaki arkadaşlar, “hayır” dediler, “böyle bir başlık, taklitçilik olur!”
Vazgeçtik o başlıktan ve “siyah zemin” içine “ülkeyi karartan karar” başlığını kullandık.
çünkü, Anayasa Mahkemesi üyelerinin kararı, gerçekten de “ülkeyi karartacak” bir karardı!..
Her şeyden önce;
“Tamamı kartel gazetelerinin kupürleri”nden oluşan ve hepsi de “yalanlanan” haberler Başsavcı’nın “iddianame”sine girmiş ve Anayasa Mahkemesi de, “tekzip edilen haberler”den oluşan bu iddianameyi kabul etmişti!..
Böyle bir günde “tavır” koymayacaksak, böyle bir günde “haykırmayacak” ve böyle bir günde “susacak” isek, ne zaman tavır koyacak, ne zaman haykıracağız?..
Bu mu “marjinallik”, bu mu “radikal”lik, bu mu “hırçınlık” veya “kışkırtıcılık?”
ülke, “hangi gazete”den zarar görür acaba?..
“Dikbaşlı” değil, ama “başı dik” ve “omurgalı” olandan mı, “başkalarının tanıdığı kadar özgür olmayı nimet bilenlerden” mi?..
Şahsen ben, “at kuyruğu altında hayat süren bir sinek” olmaktansa, “kendi çöplüğünde horoz olmayı” veya şereflice “ölmeyi” tercih ederim!..
10 PUNTO İLE BAĞIRILIR MI?
Malûm, “kartel gazeteleri” dediğimiz gazeteler, hemen her gün, “camış boku büyüklüğündeki harfler”le hem “yalan” üretiyor, hem de toplumu “tahrik” ediyorlar!..
Sadece “tahrik” mi?..
“Tahkir” de ediyorlar!..
Müslümanları “hakir” görüp, “tahkir” ediyorlar!..
Şimdi, söyleyin Allah aşkına;
Kimliği önemli değil, herhangi bir Müslüman; böylesine alçakça ve şerefsizce “saldırı”lara “tahkir”lere, “hakaret”lere, “aşağılama” ve “horlama”lara maruz kalırken, bir “Müslüman” olarak sizin içiniz rahat edebilir mi?..
“Sessiz” ve “tepkisiz” kalır mısınız?..
Belli-belirsiz bir ses tonuyla, kendi kendinize “söylenir”, yani uysal bir kedi gibi “mırıldanır” mısınız, yoksa “haykırır” mısınız?..
“Meslekî ifadesi”yle söyleyecek olursak;
“Acı, endişe, ağrı, sancı ve korku”nuzu “10 puntoluk harfler”le mi dile getirirsiniz, yoksa “100-200 puntoluk harfler”le mi?..
Zaten “10 punto” ile konuşuyor ve “Vernellenmiş” ifadelerinizi, bir de “Yumoş”la yumuşatıyor iseniz, hiç kusura bakmayın ama; sizin ya “derdiniz-tasanız yok”tur, ya da “rant hesaplarınız” vardır!..
“Aman” diyorsunuzdur;
“Aman sert olmayayım... Yarın-bir gün iktidar filan değişir de, bizim kurumların üzerine gelirler!.. Neme lâzım, pek öne çıkmayalım da; mevki, makam ve koltuğumuzu koruyalım!”
Hiç kusura bakmayın, açık söyleyeceğim:
İşte bu tavır, “at kuyruğunda sinek olmak”tan farksızdır!..
Hayır, “varsın, sinekler de atın necasetinden nasiplensin” deyip geçemeyiz!..
çünkü bunların sayılarının çoğalması demek, “bizim tabaklara/çanaklara da konmaları” ve dolayısıyla midemizi bulandırmaları demektir!..
ONLAR YALAN HABER üRETİRKEN!
Her neyse... Burasını geçelim... Ama, “beyin fırtınası” yapmaya devam edelim...
Biliyorsunuz ve gözlerinizle görüyorsunuz...
Türkiye'de, bir “kavga” veriliyor bugün...
“Kavga” da değil, bir “savaş” hüküm sürüyor!
Herkes “cephe”sini seçmiş, “siper”ini kazmış ve habire “ateş” ediyor!..
Kime ateş ediyor?..
AK Parti'nin şahsında sana, bana, ona!..
Yani, topyekûn millete!..
Yani, milletin “örf, adet ve inanç”larına!..
Hem de, “olmayan olay”ları “olmuş” gibi göstererek saldırıyorlar!..
Biliyor musunuz;
AK Parti hakkında, Yargıtay Başsavcısı tarafından hazırlanan ve Anayasa Mahkemesi tarafından da kabul edilen “iddianame”de “tam 11 yalan haber” var!.. Başsavcı, “haber”leri almış, “delil” yapmış ama o haberlerin “tekzip edildiğinden” haberi yok!..
İşin garibi, aynı gazeteler hâlâ “yalan haber imali” ile meşguller!..
Söyleyin Allah aşkına;
Bu “yalan”larla mücadele etmek “marjinal”lik midir?..
Onlar “olmayan olayın haberi”ni at nalı büyüklüğündeki harflerle manşetlerine taşırlarken, “sessiz” ve “tepkisiz” kalmamak, bir “kışkırtıcılık” mıdır?..
Kaldı ki, böyle yapanlar; “damgalanmak”tan veya “yaftalanmak”tan kurtulabilmişler midir acaba?..
Şu hâle bakın;
“örgüt evi” bahanesiyle, sabaha karşı bir “Müslüman”ın evi basılıyor, kapısı kırılıyor ve hoyratça içeri giriliyor!.. Biz de, Vakit olarak, bu “sanal suçlama”lara karşı çıkıp, “Müslümanın hakkı”nı savunuyoruz!..
“Marjinallik” midir bu?.. “Sivri olmak” mıdır?..
Yoksa, “kışkırtıcılık” mı?..
Ne yani; “Aman ortam gerilmesin!” sünepeliğine kapılıp, ilânihaye “susacak” mıyız?..
Hayır, bu tavır “yürek yangını”nın dışa vurumudur!.. Bu tavır, “dertli” olmanın bir göstergesidir!..
Bu, bir “onura sahip çıkma” meselesidir!..
Bu, “fikir namusu”nun bir kavgasıdır!..
KENDİ NASIRLARINA BASILDIĞINDA?
“Hesap”ları olanlar, “çıkar”ları olanlar, “rant”ları ve “denge hesapları” olanlar, bu “kavga”dan anlamaz!.. Anlamadığı gibi, “okuyucu kitlesi”ni de, kendisi gibi “mıymıntı” ve “sünepe” haline getirir!..
Ancak, şunu da biliriz biz:
“Kendi nasırları”na basıldığında öyle bir “nâra” atarlar ki; ne “marjinallik” gelir akıllarına, ne “kışkırtıcılık!”
Hele bir basıverin “nasır”larına!..
Görün, bakın, nasıl “ciyak”lıyorlar!..
Ama, dokunan olmazsa;
“At kuyruğunda sinek” gibi yaşamaya devam ederler!..
“Renksiz, kokusuz ve de kişiliksiz!”
İşte bunun içindir ki;
Siz, siz olun, sakın ola, “gerçekleri zamanla anlamaya” çalışanlardan olmayın!..
çünkü, evet; gerçekler zamanla anlaşılır ama, o zaman “iş işten geçmiş”tir!..
O zaman, “Atı alan üsküdar’ı geçmiş”tir!..
En iyisi mi; “Vakit” varken okuyun!..
Olan-biteni vaktinde öğrenin!..
--------
Film değil, gerçek!
Dün de yazdım, "Büyük İskender işbaşında mı?" diye sordum ya, telefon yağdı okuyucularımdan; "Ona ne şüphe!"
"Kurtlar Vadisi"ndeki "ilişki ağı"nı ve "bağlantı"ları yeniden gözden geçirdim... Evet, film, "Türkiye gerçeklerine uygun" gibi!..
Hele, siz de düşünün... Büyük İskender, "PKK ile işbirliği" yaparak "Nevruz"u kana buluyor!.. Aynı Büyük İskender, "Bir büyük gazetenin patronu" ile de dirsek temasında!.. Büyük gazetenin patronu ise "derin bir yapılanma"nın içinde!
Nasıl; "Aynen Türkiye'de olduğu gibi" değil mi?.. Büyük İskender'in, "ithal silahlar"la "kaos" oluşturmaya çalışmasıyla, birilerinin; "numarası silinmiş bombalar"la eylem hazırlığına girişmesi "aynı" değil mi?..
Ya, "büyük patron"un gazeteleri?.. Onlar da, "manşet"leriyle destek vermiyor mu "kaos" ortamına?!?
Sakın unutmayın;
Şu an yaşadıklarımız film değil gerçek!..


Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi