Taha Akyol

Taha Akyol

Devrimin evrimi

Devrimin evrimi

CUMHURİYET bizde bir devrim olarak gerçekleşti. Bunu övmek ya da yermek için değil, bir analizin hareket noktası olarak söylüyorum.
Devrimlerin genel karakteri bir lider ve kadrosu tarafından yapılmasıdır. Halk ayaklanmasına dayalı devrimlerde bile böyledir. Fransız devrimini Jakoben Kulüpleri, Rus devrimini Bolşevik örgütü yönetmişti.
Kemalist devrim onlar kadar radikal olmadığı gibi karizmatik lider faktörü daha önemlidir. Bu özelliğiyle birlikte Kemalist rejim de bütün devrimler gibi devrimci kadroya ve devlet gücüne dayandı. Geniş kitlelere kuşkuyla baktı. Onların siyasete katılmasına izin vermedi.
Sadece muhalefeti yasaklamadı, kendisi de kitlelere kapılarını açmadı.
Bütün devrimler gibi o da oluşturduğu oligarşik yapı ile toplumu disipline etti.

Müdafaa-i Hukuk ve Tek Parti
CHP’nin kökeni Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’dir; dışlayıcı değildi, aksine, muhafazakârlar da, Kürtler de liberaller ve solcular da vardı. Hatta Mustafa Kemal Paşa, Meclis’in açılışı için yayınladığı 19 Mart 1920 tarihli genelgenin 6. maddesinde “her fırka, zümre ve cemiyet”in adaylarıyla seçimlere katılmasını teşvik etmişti.
Bu sayede tam temsil ve demokratik bir Meclis kurulmuş, Milli Mücadele en geniş katılımla kazanılmıştı.
Fakat devrimler döneminde sadece “Tek Parti” kurulmadı, Tek Parti kendi içinde de tek sesli oldu; Karabekir, Rauf Bey, Cebesoy, Adnan Bey ve onların dayandığı kitleler dışlandı.
CHP’nin 1923 tüzüğü, Milli Mücadele geleneğine uygun olarak, kapıları açık bir tüzüktü, aşağıdan yukarıya kongreler sistemine dayanıyordu... 1927 tüzüğü ise “üyelik” şartlarını sıkılaştırarak kapıları daralttı, ‘atama’ mekanizmasını egemen kıldı. CHP içinde “taşra”nın temsili 1927’de yüzde 15’e kadar düşürüldü!
Bu anlayışın en vahim örneği 1926’da Doğu’daki 13 ilde CHP’nin kendi örgütlerini kapatmış olmasıdır! Halbuki keşke daha fazla örgüt açsaydı, değil mi?
Parti-devlet özdeşliği sebebiyle devlet de böyle yapılandı, ciltler dolusu yasaklar külliyatı oluştu...

Değişen toplum
Siyaset biliminde buna “dışlayıcı model” deniliyor; “devrim” başka türlü olmaz zaten.
Hindistan’daki Kongre Partisi ise “kapsayıcı model”in örneğidir. Demokrasi kesintisiz işlemektedir.
“Dışlayıcı model” pasif köylü toplumunda uygulanabilirdi, uygulandı da... Ama şehirleşme ve eğitimin geliştiği, dünyadaki özgürlüklerin farkına varıldığı bir çağda bu mümkün değildir.
1950’den beri kitleler siyasete katılıyor. Bastırılmış bütün kesimlerin artık okumuş sözcüleri, STK’ları var... Özgürlükleri artık kitleler istiyor.
Bırakın “Takrir-i Sükun”u, OHAL bile mümkün değildir böyle bir toplumda!
Taşların yerinden oynadığı hatta bir kısmının yuvarlanmakta olduğu bu çalkantılı süreçte çatışma ve kaosa sürüklenmemek için Cumhuriyet’in dünkü “dışlayıcı” yasakçı refleksleri bırakıp, aksine, çağımızın “katılımcı” ve “kapsayıcı” demokrasi anlayışına uyum sağlamada gecikmemesi gerekiyor. Cumhuriyet’in evriminin evrensel anlamı budur.
Bugün de CHP’nin sorunu Kılıçdaroğlu’nun “takıntı” dediği eski refleksler değil midir?
Sayın Kılıçdaroğlu, partinizin kapılarını cesaretle geniş kitlelere ve yeni fikirlere açınız ki, Cumhuriyet’in evrimi hem gecikmesin hem çatışmalara sürüklenmeyelim.
CHP’li İnce’nin açıklaması: Grup Başkanvekili Muharrem İnce dün telefon ederek şu açıklamayı yaptı: “Resepsiyona gitmemek benim şahsi görüşüm değildi. Bu bir karardı, ben sadece açıklamayı yaptım. Üniversitede türban yasağının kalkmasına taraftarım, ilkokulda ve kamuda olmayacağının güvencesi verilmek şartıyla.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Taha Akyol Arşivi