Mehmet Talu

Mehmet Talu

Müslüman kadının toplumdaki konumu

Müslüman kadının toplumdaki konumu

Soru: Müslüman kadın sere serpe ortalıkta dolaşabilir mi?

Cevab: Bismillahirrahmanirrahim.

Bu hususta ALLAH Teâlâ şöyle buyururur:

"Ey Müslüman hanımlar! Evlerinizde vakarla oturun; eski cahiliyet günlerindeki gibi kırıtarak, sokaklarda süs ve güzelliklerinizi dışarı atmayınız! Namazı dosdoğru kılınız, zekâtı veriniz, ALLAH Teâlâ'ya ve Resûlüne itaat ediniz..." (Ahzab Sûresi:33)

Müslüman hanımların taşıdıkları şeref ve nail olacakları mükâfat, ALLAH Teâlâ'nın lütfu yanında kendilerinin de önemli bir katkısına bağlanmıştır. Bu katkı ittika, yani kendilerine yakışmayan her türlü kötülük, çirkinlik ve günahtan sakınmalarıdır. Başkalarıyla konuşurken takınacakları tavra ve seslerinin tonuna, seçecekleri kelimelerin etkisine, gerektiren bir durum olmadıkça evlerinden dışarı çıkmamaya varıncaya kadar buna riayet etmelidirlerki kimse, kendilerine dil uzatmaya, haklarında kötü fikirler kurmaya cesaret edemesin. Onların sorumlulukları yalnızca kötü olanı yapmamak, yani kötü ve zararlı olmamak değil, ayrıca iyi, erdemli ve itaatli olmaktır; namazı kılmak, zekâtı vermek, ALLAH Teâlâ ve Resûlü'nün rızâları doğrultusunda bir hayat sürmektir.

Bir zorunluluk bulunmadıkça evde oturmak, evden dışarı çıkmamak bu âyet-i kerimeyle Müslüman hanımlarına emredilmiştir. Hiç şüphe yok ki, bu emir, kadının annelik vakarına uygun düşmekte ve ona saygınlık kazandırmaktadır.

Cenâb-ı Hak bu emirle, kadının devamlı dört duvar arasında ömür tüketmesini kast etmemiştir. Emirden sonra gelen: "Eski cahiliyet günlerindeki gibi kırıtarak, sokaklarda süs ve güzelliklerinizi dışarı atmayın." cümlesi onun hikmet ve yorumuna işaret etmekte ve bize yol göstermektedir. Şöyle ki: Kadının günlük hayatı şu iki özelliği yansıtmalıdır:

a- Evinde bulunduğu sürece, vakar ve ciddiyetini koruyarak çocuklarına en güzel örnek olmaya çalışacak, komşularına da iyiye ve fazîlete yönelik misâl olacaktır.

b- Sokağa çıkması gerektiğinde, açılıp saçılmayacak, tesettüre mutlaka riâyet edip tam bir İslâm hanımı olarak çevresine hürmet telkin edecek; cahiliyet devrindeki kadınlar gibi, kırıtarak, süs ve güzelliğini teşhîr ederek dolaşmıyacak; vakar ve iffetine leke dokundurmayacaktır.

Sonra: "Evlerinizde vakarla oturun." emri, kadınları işsiz-güçsüz ve anlamsız bir hayata itme anlamına alınmamalıdır. Zira İslâmiyete göre, hayat hareketten ibarettir. Ancak her hareket ışığını İslâm'dan almalı ve imânın desteğinde hedef ve amacını belirlemelidir.

Kur'ân-ı Kerim'in âyet-i kerimelerini dikkatlice okuduğumuzda, her cümlenin, hattâ kelimenin bir önceki cümlesine ve bir sonraki cümlesine bakmamızın gerekli olduğunu anlamakta gecikmeyiz. Aksi halde çok yanlış yorumlara sebep oluruz. O bakımdan Cenâb-ı Hak kadınlara evlerinde vakarla oturmayı emrederken, şu üç ayrı şey ile amel etmelerini istemekte ve böylece kadının günlük hayatını verimliliğin doruğuna yükseltmektedir:

a- Namaz kılmak,

b- Zekât vermek,

c- ALLAH Teâlâ'ya ve Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimize itaat etmek..

Birincisi, hem evde, hem de evle cami arasında bedenî ve ruhî hareket sağlar. İkincisi, kadının evde kendine has bazı el işleriyle uğraşıp para kazanmasını, aile bütçesine katkıda bulunmasını; zengin olup fakir ve muhtaçlara, yakınlarına yardım etmesini gerektirir. Böylece İslâmiyet kadını sadece bir tüketici olarak görmemekte, onu aynı zamanda üretici kabul etmekte ve o sebeple zekât vermesini emretmektedir. Şüphesiz ki, zekâtı ancak zengin olan kişiler verir ve onlar bu konuda yükümlüdürler. Üçüncüsü, kocasına, çocuklarına bakmasını; kocasının malını, namus ve şerefini korumasını gerçekleştirir. Böylece kadın aileye huzur, güven, neşe ve hareket kazandırır. Abdullah b. Mesut (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

"Şüphesiz ki kadın avrettir. Dışarı çıkınca şeytan onu gözleyip bekler." (Tirmizi, Reza:18, No:1173, 3/476) O bakımdan kadının ilâhî rahmete en yakın olduğu zaman, evinin köşesinde bulunduğu vakitlerdir.

Bu ayet-i kerime, bu emir ve yasak ile Müslüman hanımlara sadece "tesettür"ü değil, özellikle "hıdr"i, yani yabancı erkeğe hiç görünmemek demek olan "Muhaddere"liği dahi gerekli kılmıştır. Bütün İslam kadınlarının bunu bir hayat tarzı ve ahlâk edinmeleri elbette çok güzel ve büyük bir şereftir. Nitekim Osmanlı toplumunda "Muhadderât" diye isimlendirilen hanımlar vardı.

Muhadderât, muhaddere kelimesinin çoğuludur. Muhaddere: Yüce islâm hukukuna yani şeriata göre: Dindar, iffetli, yabancı erkeklere görünmez, çarşı pazar işini kendi yapmaz, evinin hanımı olan kadın, demektir. Bu özelliklere sahip olan bir kadın, gayrımüslim dahi olsa, İslâm hukuku ve mahkemeleri önünde "Muhaddere" sayılarak, kendisine öteki kadınlara nisbetle daha fazla saygı ve riâyet gösterilir. Muhadderelere karşı işlenen suçlar, daha şiddetle cezalandırılır. Muhaddereler, mahkemelere şahidlik için gelmeye dahi mecbur tutulmazlar; ifâdeleri evlerinde vekâletle alınırdı. Acaba bu toplumumuzda "Muhadderât" diye isimlendirilen hanımlar görebilecek miyiz?

Nerde... Şu mukaddesatımızın haline bakınız... Bundan üç yüz sene önce vefat etmiş bir Müslüman mezarından çıksa ve şu günahkâr şehre baksa ne der?.. Aaaa! İstanbul elden gitmiş... diye bağırmaz mı? Muhadderat-ı İslâm sokaklarda, meydanlarda açık kıyafetlerde gezip tozuyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Talu Arşivi