Ali Eyvaz

Ali Eyvaz

Liberal jakoben

Liberal jakoben

Milliyet’ten Taha Akyol “değişiyoruz” buyurmuş; hem de toptan değişiyoruz.
Sağıyla soluyla, merkeziyle periferisiyle bütün siyasi kamplar, cemaatler, yaşam gettoları adına koymuş yargıyı.
Değişim rüzgârının en iyi takip edildiği alan olarak da İslami kesimi göstermiş.
Tesettürlü feminist ve aykırı yazarların Weber, Braudel, Chomsky’den haberdar olarak yazı yazmalarını, Necmettin Erbakan’ın “gâvur kalkanı” diyerek ikaz etmesine rağmen Ak Parti hükümetinin füze kalkanına imza atmasını bu büyük değişimin kanıtları olarak sunmuş.

Mete Tunçay’ın “Türkiye’deki bütün akımların dogmatik olduğu” görüşünden yola çıkan Akyol, ancak bunun son zamanlarda bütün akımlar nezdinde yumuşadığını ve “deneye yanıla düşünmeyi öğrendiğimizi” söylüyor.
Yani bizatihi “düşünmeyi öğrenmek” dogmatik olmaktan çıkmak anlamına geliyor ona göre. Buradaki mantık hataları bir tarafa “düşünmeyi öğrenmek” nitelendirmesiyle esasta liberalizme yüklenen kaskatı dogmatikliğin farkındayız.

“Düşünmeyi” doğrudan doğruya liberal olmakla, dolayısıyla giderek insan olmayı liberal olmakla koşut hale getiren bu korkunç dogmatizm, Akyol’un düşünce dünyasını nasıl bir despotizm üzerine kurduğunu cümle aleme ilan ediyor.

“Amerikan füzelerini ülkemde istemiyorum” talebini dogmatizm olarak niteleyen bu kafa yapısı, yarın ABD’nin şartları müsait hale getirmesi durumunda “dogmatik düşünenleri toplama kamplarına gönderip rehabilite edelim” teklifini de yaptıracaktır elbet. Hitler ve Pol Pot gibi adamlar da sonuçta hiç denenmeyeni denemiş ve geleneksel dogmatik diktatörlüğün dışına çıkmayı başarmışlardı.

***

Füze kalkanı gibi yüzyıllık devasa bir savaş projesine ve Amerikan yayılmacılığının önümüzdeki uzun yılları kapsayacak bu en somut hazırlığına taraf olmayı, Türkiye’deki “değişim ve demokratikleşme” sürecinin ayak sesleri olarak telakki eden Taha Akyol, bu tavrıyla bir taraftan ülke içinde militarizme karşı verilen mücadeleyi olumluyor, diğer taraftan ABD öncülüğünde Ortadoğu’da gelişen ve daha da kuvvetleneceği gözlenen militarist rüzgârları selamlıyor.

Bu aslında ne bir paradoks, ne bir çelişki, ne de basit bir mantık hatasıdır.
Bu düpedüz vaktiyle Marshall yardımına teşne olanların, arkasından NATO’ya girmek karşılığında Kore’de Türk kanı akıtanların, arkasından 27 Mayıs’ı yapar yapmaz NATO’ya ve CENTO’ya bağlılık yemini edenlerin, arkasından 12 Mart’ı tezgâhladıktan sonra Türkiye’yi CIA güdümlü cinayet şebekelerine teslim edenlerin, arkasından 12 Eylül’ü gerçekleştirip 24 Ocak kararlarını eksiksiz uygulamaya koyarak ülkeyi acımasız pazar ekonomisine, insafsız bankerlere/tefecilere teslim edenlerin, arkasından 28 Şubat’ı “ulusalcılık” goygoyculuğu ile başlatıp memleketi dönülmez bir “sıcak para” cehennemine sürükleyenlerin ve devletin kurumsal yapıları üzerinde onulmaz yaralar açarak ülkenin siyasi tekâmülünü geriye sarıp 2500 yıl öncesinin site devletlerine götürenlerin artık hiç de yabancısı olmadığımız bildik oyunudur.

Dün Özel Harp Dairesi’nin memlekette işlediği bütün cinayetlere Türkiye’yi Sovyetlerin işgal edeceği bahanesiyle ortak olanlar, bugün 100 milyarlarca dolarlık füze kalkanlarını savunmayı “ilericilik ve değişim taraftarlığı” olarak yutturmaya çalışıyorlar. Aslında hizmet ettikleri adresler bakımından hiçbir şekilde değişmemiş olanlar kendileridir.

Dün nasıl da midelerinden bağlı oldukları okyanus ötesi adreslere kaskatı dogmatik bir iman besliyorlarsa, bugün de o adreslere bir kere düşüp de kurtulamayan bahtsız kaderli kızlar gibi aynı adanmışlığı sergiliyorlar.
İki de bir “özeleştiri” adı altında sövdükleri geçmişlerine gelince; zaten koskoca bir kör bağırsak düğümlenmesinden başka bir şey olmayan o kirli geçmişi, tertemiz bambaşka mazilerle birleyerek şeytani bir gözbağcılığa hepimizi inandırmaya çalışıyorlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali Eyvaz Arşivi