Selahaddin Çakırgil

Selahaddin Çakırgil

Yüksek komuta heyeti, 'itiraf' kadar 'istifa'yı da düşünmeli mi?

Yüksek komuta heyeti, 'itiraf' kadar 'istifa'yı da düşünmeli mi?

'Terör siyasallaştı ve legalleşti' diyen Gen. Kur. Başk.'na, bazı MHP’lilerin bile, 'Bu sözler başarısızlığın itirafı.. İstifa etmeli..' diye medyada tepki göstermesi çok önemli..
Çünkü, TSK’nın böylesi taleblere muhatab olduğu daha önce görülmüş şey değildir..
Üstelik, bu sözü söyleyen kişi, MHP m.vekili (Ecevit Hükûmeti’nde Sağlık Bak.) Osman Durmuş’tur.. MHP’li diğer m. vekillerinin de benzer düşünceler taşıdığı da, 13 Aralık tarihli Milliyet’teki öteki beyanlardan anlaşılıyor; Devlet Bahçeli onları frenlemeye çalışsa da..
AK Parti Gen. Başk. Yard. Dengir Mîr M. Fırat ise, ‘Ben Meclis Genel Kurulu’nda PKK’ya rastlamadım.’ diye değerlendirmekte..
İlginçtir, Vatan’ın ‘şahin laik kemalist’ lerinden M. Mutlu’nun açıkça Genelkurmay Başkanı’nı hedef alan ağır eleştirileri de aynı günlere denk geldi.. Mutlu, tuttuğu bir kulübün galibiyeti üzerine halay çeken ‘Büyükanıt görüntüleri’nden yola çıkarak, ülkenin içinde terör sarmalında en sorumlu kurumlardan birinin başı olan Büyükanıt’ın ‘cenazeevinde şenlik’ mesajı vererek, ‘Güven kaybetmekte olduğunu’ dile getiriyordu, 11 Aralık tarihli yazısında..
‘TSK tartışılmalı mıdır?’ sorusunu, ‘açıkça tartışılmalı mıdır?’ şeklinde sormakta fayda var.. Çünkü, gizlice en çok tartışılan kurumlardan birisi, TSK.. Bu da tabiîdir.. Bu kadar darbeler, yani ağır hatalar yapan bir kurumun tartışılmaması mümkün değildir..
Ancaak, tartışılan tarafın elinde silah bulunması, bu tartışmanın daha çok gizli yapılmasını gerekli kılıyor.. Çünkü, kendi varoluş sebebi yerine, ‘ülke yönetiminde sözsahibi olmak’ şeklindeki çarpık alışkanlığının başladığı geçmiş yüzyıllardan beri, ordu bu etkisini hep, başları üstünde bir ‘Demokles Kılıcı’ dolaştırarak sürdürmüştür..
Ki, bizzat Büyükanıt da, Gen. Kur. Başkanlığı’na gelirken, bir beklenti yayılmaya çalışılmıştı, kemalist cebhede.. Ama, siyasî iktidarın, buhranlı durumlarda derhal halkın reyine başvurması, nice entrikaların bozulmasına vesile olmuş ve hattâ, halkın bu gibi askerî müdahalelere karşı artık tepki bile verebileceği ümidi dahi doğmuş ve bu zamana kadar hiç sorgulanamayan ordu kurumu da tartışmaların odak noktasına giderek yükselen bir ilgi ile gelmişti..
Artık, ‘laik-kemalist cebhe’ de iyice umutsuzluğa garkolmuş bulunuyor. Nitekim, Hürriyet’in ‘tavizsiz’laik-kemalist’lerinden (B.C) gibiler, ‘...Türkiye tarikatların istilasına uğrarken, en güvendiğimiz erkekler (!) yok oldular. Daha yakın zamanda ‘Atatürk Cumhuriyeti’ne tehdit’ saydıklarının karşısında selama durdular..’ diyordu, 22 Kasım 07 günü.. 
Bu duruma, dünlerin anlı-şanlı emekli generallerinin son zamanlarda, arka arkaya ‘hata yaptık.’ gibi itirafları daha bir renk kattı, denilirken.. Bir de, Büyükanıt’ın itirafları gelmez mi gündeme.. Büyükanıt, ‘barış, demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi yüksek insanî değerleri başkalarına kaptırdıklarını’ belirtiyordu, Gen. Kur. Stratejik Araşt. ve Etüd Merk. (SAREM)’in düzenlediği ‘PKK Kongra/Gel Terör Örgütüne Yönelik Ekonomik ve İdeolojik Desteğin Kesilmesi’ konulu sempozyumda.. Büyükanıt şöyle diyordu, özetle: ‘1984 yılından beri yapılan terör mücadelesinde insanlığın yüksek değerlerini, bazı değerleri elimizden kaçırdık. Ben o kurumu, bu kurumu suçlamıyorum. Hepimiz, biz de dâhil kaçırdık. Bunlar çok önemli. Onlar bize sonra silah olarak döndü. Bu değerler dört tane. Birincisi insan hakları, ikincisi demokrasi, üçüncüsü özgürlük veya özgürlükler, dördüncüsü barış.. Şimdi dikkatinizi çekiyorum. Bu kavramlar insanlığın yüksek değer verdiği kavramlar. (…) Bu kavramlar bizim elimizden çıktı. Şimdi burada bizim kusurumuz var. (...) Kendinizi bir yabancının yerine koyun; birileri var Türkiye'de, durmadan insan haklarından, barıştan bahsediyor. Bir grup da bunlara karşı mücadele ediyor, kim bunlar? Diyelim ki asker, polis.. Bu kavramlar elimizden çıktığı için kendimizi savunmaya başlıyoruz, teröriste karşı.. Ama, terörist özgürlükten, barıştan bahsediyor. Ne oluyor; biz özgürlüklere tahammül göstermeyen, barıştan nefret eden bir şey halinde.. İşte psikolojik harekât bu!’
Bu itiraflar çözüm yolunu da gösterebilir.. Ki, em. Org. Edib Başer de, 'Bu değerleri iyi kullanamadık..’ diyerek, kendisini bu itirafçılar zincirine eklemiş.. Hatırlayalım ki, KKK. Org. Başbuğ da ‘PKK’ya katılımları önleyemedik!’ itirafında bulunmuştu, geçen ay..
Son günlerdeki bu başarısızlık itirafları, siviller için sözkonusu olsaydı, gündeme hemen istifa mekanizmasının hatırlatılması da gelirdi. Bugün, ülkenin karşı karşıya bulunduğu ‘ayrılıkçı terör çıkmazı’dan kurtulması için, ‘istifa’ ve hattâ ‘azletme’ler de bir fırsata dönüşebilir.
Bu başarısızlık söylemlerinin giderek yükseldiği bir sırada, yaptığı açıklamalarla daha bir medyatikleşen em. Gn. Osman Pamukoğlu’nun, bir üniversitede ‘Güneydoğu problemini nasıl çözeceğine dair önerileri’ni soran öğrenciye, ‘Bana silah çekenin ağzına namluyu dayarım’ diye karşılık vermesi, bazılarının ‘kuvvetperestlik’ ten başka bir şey düşünemediğini göstermesi açısından ilginçtir. Halbuki, bu em. general de aynı bölgede vazife yapmış ve ‘başarısız olduğu’ gerekçesiyle emekliye sevkedilmişti. Demek ki, sadece ‘namlu’dan meded umanlar da, namlunun kendi şakaklarına dayandığını gördüklerinde çaresiz kalmışlar..
Ortada bir başarısızlık olduğu açıkça gözüküyor.. KKK. Başbuğ, geçen ay, Hakkarî’de ‘13 askerin öldürülmesi ve 8’inin kaçırılması ile sonuçlanan baskın’ üzerine konuşurken, 200 kişiyi bulan teröristlerin, sanıldığı gibi Irak’dan değil, ülke içinden geldiğini söylüyordu.. Demek ki ortada, sorgulanması gereken sorumluluk durumu vardı.. Geçen hafta da, bir doktor üsteğmenin Şırnak’da, karlı dağlarda ‘unutulması/kaybolması/ kaç(ırıl)ması’ etrafındaki suallerin; ve kezâ, Isparta-Davras Dağı’ndaki kış eğitim tatbikatında da iki hafta önce, bir üsteğmenin dağda unutulup donduğu iddiası, ‘kalb krizi’ iddiasıyla geçiştirilmiş olsa bile, üzerinde kocaman istifham işaretleri bırakan durumlardır ve kimse hesabını soramamış/verememiştir.
Bütün bunlar, TSK içinde bir şeylerin iyi gitmediğinin yeni ipuçlarıdır ve bunların sorumlusu vardır ve bulunmalıdır; ülkenin ve milletin savunmasının geleceği açısından..
Cumhûrbaşkanı Gül’ün, Gen. Kur. Başk.’nın ‘istifa’sının istenmesinden rahatsızlığını dile getirmesi, Başkomutan olarak kontrolü yitirmemek açısından anlayışla karşılansa bile; istifa veya hattâ azletme gibi konular da daima gözönünde bulundurulmalıdır. Yoksa, içini kurt kemirmiş bir ulu ağacın fırtınada devrilmesi gibi bir durumla bile karşılaşılabilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Selahaddin Çakırgil Arşivi