Demokratik özerklik müsameresi

Demokratik özerklik müsameresi

Bu masalı gerçek zannedip peşine takılanlar hata eder. Kaşlar çatılıp, yüzlerde ciddi bir ifade belirince, seyrettiğimiz oyun müsamere olmaktan çıkmıyor.


Asıl kuliste, sahne gerisinde olup bitenleri takip etmek lâzım. 'Demokratik Özerklik Taslağı'nın 'özsavunma' tezlerine gelen tepkiler üzerine Kandil'deki Murat Karayılan'ın müdahale ihtiyacı hissedip 'Özsavunma biçimi devletle yapılacak müzakerelerle netleştirilir' demesi, sahne gerisindeki asıl senaristlerin niyetini ele veren örneklerden biri meselâ. Kapıdan içeri adımını atan müşteriye, pazarlığı çok yüksekten açan dükkân sahibinin vaziyeti kurtarmak için giriştiği hamlelerden biri değil mi bu söz? Dükkân sahibi malını satmaya kararlı.

Geçtiğimiz hafta sonu Diyarbakır'da toplanan ve 'Demokratik Özerklik Taslağı'nın tartışıldığı çalıştay da bir müsamereydi. Türkiye'nin ciddi entelektüelleri ağırbaşlı tebliğler sunup, saatlerce tartıştıktan sonra iki delikanlı çıkıp asıl metni 'tebliğ' ediyor. Öcalan'ın kaleminden çıkma kutsal bir metin orta yere çıkınca akan sular duruyor. DTK'ya ve BDP'ye gerçeklerle hayaller veya 'kutsal' metinler arasındaki derin uçurumu doldurmak kalıyor. Bayrak mıydı, yoksa flama mı? Mesela Diyarbakır Belediyesi'nin kaleli ve minareli amblemi olabilir mi?

BDP'nin resmî sitesinde yer alan taslak metninden aldığım şu cümle bir başka örnek: DTK 'salt "etnik" ve "toprak" temelli özerklik anlayışı yerine kültürel farklılıkların özgürce ifade edildiği bölgesel ve yerel bir yapılanmayı savunur.' Ne demiş oluyor sizce? 'Toprak' temelli yerine 'bölgesel' deyince ne değişiyor? Peki özgürce ifade edilemeyen 'kültürel farklılıklar'a bir örnek bulmak mümkün mü? Bunun için yerelleşmeye gerek var mı?

Müsamere rollerinden vazgeçince çözülecek tek problem kalıyor ortada: Anadil meselesi. Genelkurmay'ın özerklik tartışmalarına girip 'Türkiye'yi böldürmeyiz' demek yerine, sadece 'iki dil' üzerine açıklama yapması, gerçek karşılaşmanın dil alanında sürdüğünü göstermiyor mu?

İster 'müsamere', ister 'tulûat' deyin, özerklik tartışmalarının ciddiye alınacak bir tarafı yok. Bu tartışmalara 'Türkiye resmen bölünüyor' diyerek çanak tutanların da. Gerçekte ne oluyor? Birileri 'ateş' emri vermek yerine konuşuyor, tartışıyor. Terör sona eriyor. Silahın egemenliği de. Kürt siyaseti çoğullaşıyor. BDP dışındaki Kürt siyasetini temsil eden Sivil Dayanışma Platformu'nun, DTK Çalıştayı'ndan hemen sonra 'Kürt sorununun çözümüne BDP ve PKK ekseninde yaklaşılması yanlış. Bölge halkı PKK ve BDP'den ibaret değil' diye açıklama yapması boşuna değil. Üstelik Öcalan'ın metni ile birlikte otoritesi de tartışılıyor.

2004 yılında Meclis'ten geçen ve dönemin Cumhurbaşkanı Sezer'in 'tekil devleti bozduğu gerekçesiyle veto ettiği 'Kamu Yönetiminin Yeniden Yapılandırılması Kanunu', DTK'nın 'demokratik özerklik' diye üzerine PKK damgası vurmaya çalıştığı önerilerden daha ileri düzenlemeler getiriyordu. Türkiye'nin gecikmiş bir 'Yerel Yönetim Reformu' ihtiyacı var. Bunun adı 'özerklik' değil; 'yerinden yönetim'. Bu reforma sadece Güneydoğu'nun değil bütün Türkiye'nin ihtiyacı var. Daha demokratik, daha medenî ve daha modern olmak için.

Sakin ve soğukkanlı bir tartışma sürecine ihtiyacımız var. Türkiye'nin bölündüğü yok. Çözmemiz gereken iki farklı sorun var. Birincisi insanî bir sorun. Kürt vatandaşlarımızın ana dillerini özgürce tasarruf etmeleri, kendilerini eşit ve onurlu vatandaşlar olarak hissedebilmelerini sağlayacak insanî bir sorun. Federalizm, özerklik, bayrak, 'Büyük Kürdistan' hayali ve Kürt milliyetçiliği gibi tartışmalar ise siyasî sorunlar. İnsanî sorunu çözmek, siyasî sorunları ise konuşmak ve tartışmak zorundayız. Siyasî olarak güçlüyüz. Federalizm, grup hakları, özerklik gibi siyasî talepler ülkenin geri kalanından önce Kürtler için bir tuzak. Federal veya özerk bir Kürt bölgesinde yaşayacak Kürtlerin yoksun kalacakları şeyler hakkında henüz bir fikirleri yok. Kürtlerin yarıdan fazlası Fırat'ın batısında yaşadığına göre bölgesel veya coğrafî çözümler Kürt sorununu çözmüyor, sadece birilerinin 'etnik' takıntılarını ve milliyetçi özlemlerini tatmin ediyor.

Sadece konuşmamız ve tartışmamız lâzım. Geniş soluklu, sabırlı ve tahammüllü bir tartışmaya ihtiyacımız var. Tek başına konuşabilmenin ve tartışabilmenin bile sorunu çözdüğünü fark etmeliyiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi