Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Cahız'ın Türkleri; Türklerin Cahız'ı

Cahız'ın Türkleri; Türklerin Cahız'ı

Aradan yıllar geçti. O mekân artık eski mekân değil. Yıllar su gibi akıp giderken; surlarda gedikler açıyor. Rüzgârlar toprakları bile kaya yapıyor. Mekân ve insan değişmez mi? Ama büyük nisbette o yüzler yine aşina yüzler ve eski yüzlerdi. Yine aynı neşve ve muhabbetle sofranın çevresine oturduk. Yemekler yine aynı yemekler. Kepçenin bolluğundan ve lezzetin tadından bir şey eksilmemiş. Ama biz en az 10 yıl yaşlanmıştık. Onun verdiği ihtiyarlama demeyelim, ama yaşlanma ile birlikte metabolizmalarımızda değişiklikler var. İstesek de eskisi kadar çala kaşık sofraya uzanamıyoruz.

Geri durmamız, geri durmak için kendimizi zorlamamız kibarlığımızdan değil, ama sıhhatimizin kırılganlığından naşi. Bundan dolayı sofra bize değil ama biz ona biraz mesafeliyiz. Yılların değiştiremediği hususlardan birisi de hane sahibinin heşuş ve beşuşluğu. Yani açık hava gibi güleryüzlü. Bunun kaynağı, derinlerdeki içhazinesi.

Bilmem anladınız mı, bir zamanların Ebuzziyafesi'nden bahsediyorum. O Halilurrahman veya Hatem-i Tai sofrasından kimler geldi kimler geçti? Ebuzziyafe Kastamonu'nun Hatem-i Tai'sidir. Ebuzziyafe'nin terkibi ve kimyası sorulsa söyleyeceğim şudur: Kitap, yemek ve ikisini buluşturan cömertlik. Üçü bir araya geldiği zaman dostluk ve yarenlik iksiri oluyor. Bundan dolayı da, İstanbul'daki mutena sosyete mahfillerinin toplayamadıklarını Ebuzziyafe Şevket Demirci Bey toplamıştır. Sofrasından nice başbakanlar, generaller, işadamları, bakanlar geçmiştir. Bizim gibi sade vatandaşlar da hiç eksik olmaz. Ben Ebuzziyafe'nin eski bir mensubuyum. Gaziosmanpaşa günlerinde hafta geçmezdiki oraya damlamayalım. Orası dostlar meclisi idi. Nefes aldığımız mekân. Eskiden biz orasını Haktaş Dökümcülük olarak bilirdik, karşıyakaya geçince tekâmül olmuş. Herşey gibi Şevket Bey gönlüne yakın bir isim daha bulmuş: Gönül Yolu. Son yıllarda Şevket Bey de bizim gibi birçok hastalıkların pençesine düşmüş. Hastalıklar arkadaşı olmuş. Bununla birlikte eski kimyasından bir şey kaybetmiş değil.

***

Şevket Bey'in cömertliği ve ikram sahibi olması mahirane sofralardan ibaret değildir. O sadece mide dostu değildir. Her ne kadar gönlün yolu mideden geçer deseler de o mide ile gönül yolunu cemetmiştir. Kitap edinmesini ve bunun yanında dostlarına hediye etmesini de pek sever. Eskiler, "iyi bir kitap iyi bir yemek fiyatına eşittir' derlerdi. Demek ki mide ile gönlü veya zihni doyurmanın bedeli aynı. Ebuzziyafe Şevket Bey'e gidenler önce iyi bir karınlarını doyururlar. Bu dergâhta naz yoktur. Önüne konulan leziz yemekler yenecektir. Bazen de yemeyenlere şiddete varmayan ince bir zorbalık kullanılır. Bu tatlı bir zorbalıktır. İnsan bazen naz eder ya bu zorbalık o gereksiz ve sevimsiz nazı kırmak içindir. Yemeyi yedikten sonra envai çeşit meyva faslına geçilir. Sofrada mevsim meyvalarının herbiri vardır. Misafirden hiçbiri esirgenmez. Ardından duble bardaklarda çay servisi yapılır.

Şevket Bey anılınca aklıma Hatemi Tai gelir. Bir gün Hazreti İbrahim Aleyhisselam gibi misafirleri gelmiş ve sofraya oturmuşlar. Birisi "ciğer' sevdiğini ağzından kaçırıvermiş. Bir müddet sonra sofraya bir düzüne pişmiş ciğer düşmüş. Bu meraklarını celbetmiş ve ciğerlerin kaynağını sormuşlar. Meğerse Hatem-i Tai misafirine izaz ve ikramda bulunmak için ağılda ne kadar ciğer sahibi hayvan varsa kesmiş ve misafirlerinin önüne getirmiş. Adam boşboğazlığına çok üzülmüş. Hatem-i Tai misafirini sevindirmenin onurunu ve şerefini yaşarken misafirin payına da sebeb olduğu kesilen hayvanların üzüntüsü ve kederi düşmüş.

Ve Şevket Bey'in zoruyla karnınızı tıka basa doyurduktan sonra veda serenadına gelinir. Gecenin bir vaktinde ve çekilme izin verildiğinde; ayrılık vakti gelip çattığında ilgi alanlarına göre misafirlere diş kirası ikram edilir. "Diş kirası' bizim neslin unuttuğu meziyetlerden birisidir. En son, yıllar önce Hicaz'da son bir defa tanık olmuştum. Şevket Demirci Bey'in diş kirası da cömertliğiyle mütenasip olarak hem maddi hem de manevidir. Maddî ve manevî diş kirasını cem eden şey elbetteki kitaptır. Şevket Demirci mevsimin meyvasını ve balığını nasıl titizlikle seçerse, aynı şekilde kitap piyasasını aynı titizlikle takip eder. O kadar kitabı özel kütüphanelerde görmek neredeyse imkânsızdır. Özellikle Gaziosmanpaşa'da iken onbinleri aşan kitap vardı.

***

Yeni mekânında bu kitapların bir kısmını Kastamonu'da; memleketinde yaptırdığı villasına nakletmiş. Sanırsınız ki geri kalan kitaplar hiç eksilmemiş. Mesmuatıma göre, belediyelere de kitap ikmali yapıyormuş. Kitapların arasında Şevket Demirci adeta Arapların meşhur edibi Cahız'ı hatırlatır. Cahız çok yönlü birisidir. Eşinin onun kitap edinme merakından bizar olduğu ve şöyle yakındığı söylenir: “Bu kitaplar benim için üç kumaya bedel.” Kitapla o kadar hemhal olmuş ki sonunda depremzedeler gibi kitapzede olmuş. Yıllarca didinerek, elinde avucunda ne varsa biriktirerek ve dişinden tırnağından arttırdıklarıyla inşa ettiği kütüphanesi üzerine devrilmiş ve o anda ecel gelip çatmış ve Cahız dünyadan cüda olmuş. Bugün yaşasaydı mutlaka onu "kitap şehidi' ilân ederlerdi. Allah esirgesin, Şevket Demirci için elbette bunları temenni etmeyiz. Ama Cahız gerçekten de kitabın kıymetini bilen nadir insanlardan birisidir. Türkleri de çok severmiş. Zekeriyya Kitapçı'nın kulakları çınlasın (Bu mesele onun sahasıdır da ondan); bu sevgisini bir kitapta Fezailu'l Etrak yani "Türklerin Faziletleri'nde ebedileştirmiştir.

Cahız'ın Türkleri varsa Türklerin de Cahız'ı var. Akibetleri benzemesin, ama Şevket Demirci de kitap kurdu olma açısından Türklerin Cahız'ı olmaya adaydır...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Özcan Arşivi