Faruk Çakır

Faruk Çakır

Yaklaşma!

Yaklaşma!

Cemiyetin âhengini bozup ailelerin parçalanmasına yol açan ve en fecî cinayetlere sebep olan çirkin bir fiil var. Şeytanın yardım ve aldatmasıyla işlenen, temelinde ‘müstehcenlik’ olan bu fiil; ‘namus’ mevhumunu da ayaklar altına alıyor. Günümüzde bu çirkin fiile (zina) giden yolların teşvik edildiğine de ne yazık ki şahit oluyoruz.
Gazetelere ‘manşet’ olan bazı cinayetlerin temelinde maalesef bu çirkin fiil var. Bu kadar kötülüklere sebep olmasına rağmen, bu ‘belâ’ya karşı gerekli tedbirlerin alınmadığı da ortada. Hemen her gün onlarca TV kanalında yayınlanan haber, dizi ya da filmler vesilesiyle insanlar bilerek ya da bilmeyerek bu kötülüğe teşvik ediliyor. Elbette suçlu olan sadece TV’ler değil. Başta ‘sanal âlem’ olan internet dünyası ve bütün diğer medya vasıtaları bu konuda ‘suç ortağı.’
Ülkemizde şahit olunan çelişki şu: Bu çirkin yol, çeşitli şekillerde bir bakıma teşvik edilirken, öte yandan da güya ‘çare’ arayışları yapılıyor. Oysa her türlü kötülük gibi bu kötülüğe karşı da ‘kalplere yasakçı’ koymaktan başka kalıcı ve tesirli bir çare yoktur. Bunun yolu da insanları mânevî değerler konusunda bilgilendirmek ve aydınlatmaktır.
‘Hoca’ değiliz, ama ehil olanların dikkat çektiği bir konu var. Kâinatın yaratıcısı, insanları bu çirkinliğe karşı ikaz ederken şöyle buyurur: “Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” (İsra Sûresi, âyet: 32) Bakınız, “zina etmeyin” değil, ondan daha önce; “zinaya yaklaşmayın” buyurulmuş.
“Fıtrat dini olan İslâm”ın farkı da zaten burada. Zina gibi insanlığın yüz karası bir suça giden yolları en başta kapatmış, insanları bu fecî akibete düşmemeleri konusunda uyarmış, ‘yaklaşmayın’ demiş.
“Medenî”ler ne yapıyor? Bir yandan bu feci akibete giden bütün yolları açıyor, teşvik ediyor ve sonunda da bu ‘bataklığa düşen’ler için çare arıyor! ‘Medeniyet gereği’ diye yayınlanan, hatta teşvik edilen müstehcen dergiler, diziler, filmler ve her türlü vasıta insanları bu çirkinliğe sürüklemiyor mu? Hemen her gün yüzlerce, hatta binlerce defa ‘uyarılan’ insan, bu çirkinliğe teşvik edilmiş olmaz mı? Kendilerini ‘medenî’ addedenlerin bu konuda akıttıkları gözyaşları, ‘timsah gözyaşları’ndan farksız olsa gerek. ‘Tavşana kaç, tazıya tut’ mantığıyla bu belâ, bu âfet önlemez...
Bu çirkinliğin yeniden gündeme gelmesi, TBMM’ye sunulan bir kanun teklifiyle oldu. “‘Zani’lerin ilâçla ‘hadım’ edilmesi”yle ilgili bir kanun teklifi hazırlandı ve TBMM’ye sunuldu. Teklife göre, cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişinin alacağı ceza 2-7 yıldan 5-10 yıla çıkarılıyor. Fiilin tecavüzle sonuçlanması durumunda verilecek ceza 7-12 yıldan 10-18 yıla çıkarılıyor. Bu konuda hapis cezasına mahkûm olanlar, cezanın infazı sırasında ve şartlı salıverildikleri takdirde, denetim süresi içinde; testosteron etkisini önemli ölçüde azaltıcı tedaviye tâbi tutulabilecekler.
İşte bu teklif tartışmalara sebep oldu. Kimileri karşı çıkarken, kimileri de teklifi destekleyen açıklamalar yaptı.
Teklifin kanunlaşıp kanunlaşmayacağı, kanunlaşsa bile uygulamanın nasıl olacağı ayrı bir mesele. Ama insanlık, yaratılışı gereği bu ‘çirkin’liğe bir şekilde mani olmak istiyor. Dünyada da benzer tartışmalar yaşanıyor. Kolay olan yol, yani ‘kalpleri ikna’ yerine, netice alınması zor olan yolların tercih edilmesine gerek yok.
Bu teklif de belki bir ölçüde çare olabilir, ama asıl çarenin ‘müstehcen yayınları engelleme’ ve ‘kalplere yasakçı koymak’ olduğunu hiçbir zaman unutmayalım. Elbirliği ile ‘zina’ya giden yolları kapatalım, duâ edelim: Allah’ım bu çirkin tuzağa düşmekten hepimizi koru! Âmin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Faruk Çakır Arşivi