Faruk Çakır

Faruk Çakır

Darbe, darbecilere de zarar

Darbe, darbecilere de zarar

Dünya meselelerini konuşurken, ‘küçük daire’deki ‘büyük vazife’lerimizi de unutmamamız gerekir. Geniş dairede ara sıra bulunan ‘küçük vazife’lere gereğinden fazla zaman ayırmak, hatta bu konularda ‘çok isabetli’ teşhisler koyup yorumlar yapabilmek de son tahlilde bir fayda vermez. Bu bakımdan önceliği, her zaman vazife bulunan ‘küçük daire’ye, yani şahsî hayatımıza vermek daha önemli.
Elinde silâh bulunduranların, sivil yöneticileri silâh zoruyla devirip idareyi ele alma hastalığı ülkemizde çok sık rastlanan bir ‘silâhlı bürokrat hastalığı’dır. Bu anlamdaki ilk darbe 27 Mayıs 1960’ta gerçekleştirilmiş ve neticede milletin helâl reyleriyle iktidara gelmiş olan hükûmet alaşağı edilmiş, ikisi bakan, biri başbakan olmak üzere 3 siyasetçi haksız yere idam edilmiştir. Sonraki yıllarda da aynı hastalığın ortalama her 10 yılda bir nüksettiği, tekrarlandığı ve sürdürülmeye çalışıldığı görülmüştür.
Şükür ki sonraki açık ya da gizli darbelerde siyasetçiler idam edilmemiş, ama yapılan sinsî düzenlemelerle siyasetin kendisi bir anlamda idam edilmiş, parçalanmış ve cesareti kırılmıştır. Nitekim, 12 Eylül 1980 darbesi ve sonrasında sahneye konulan ‘uzun dönemli plan’la bu günlere kadar gelinmiş, iktidar olan siyasetçiler tam anlamıyla ‘muktedir’ olamamışlardır.
Bugün çektiğimiz siyasî sıkıntıların bir sesebi de, Türkiye’nin ‘darbe’cilerle hukuk önünde ciddî bir hesaplaşma yapmamış olmasından kaynaklanıyor. Bu hesaplaşmanın yapılamamış olmasının da elbette önemli ve belki de haklı sebepleri vardır, ama bugün daha iyi görüldüğü üzere, darbecilerle hukukî bir hesaplaşma yapmadan sıkıntıları geride bırakmamız mümkün görünmüyor.
Çeşitli sebeplerle bu hesaplaşma hep sonraya, ileriki tarihlere atılmış ve ertelenmiştir. Bu ihmali kendi açılarından fırsata çeviren darbeciler de otamatik plana bağlanmış gibi her 10 yılda bir ya darbe yapmışlar, ya da darbeden daha beter ‘balans ayarları’ yapmayı kendilerinde hak olarak görmüşlerdir.
Aslında bu durum, bizzat ‘darbe’cilere de zarar veren bir hâl almıştır. Düşünün, 1960’ta yapılan darbe ile Türkiye, kanun önünde hesaplaşmış ve darbecilere hak ettiği cezayı verebilmiş olsaydı; sonraki yıllarda tekrarlanan darbeler yaşanır mıydı? Hele hele aradan 50 yıl geçtikten sonra hâlâ “Darbe olur mu?” sorusu gündeme gelebilir miydi?
Türkiye’nin bu hesaplaşmayı yapmamış olması, bizatihî darbecilere de pahalıya mal oluyor. Bugün yüzlerce sivil ve silahlı bürokrat, bu iddia ile tutuklanmış durumda. Elbette onlar da bu duruma düşmekten şimdi pişman olmuş olmalı, ama geçmişte hiç hesap vermeyen darbecilerin varlığı onların da bu yola girmesine sebep olmuş olabilir.
Silâhlı bürokratların emeklilik dönemlerini ‘Sümerbank pijaması’ giymiş bir şekilde evlerinde, torunlarının yanlarında geçirmeleri kendileri açısından daha iyi olurdu. Geçmiş dönemde darbecilere hesap sorulmamış olması onların da başını yaktı. Bari şimdi âdil bir şekilde hesap sorulsun ki, yeni ‘kurban’lar ortaya çıkmasın.
Son tahlilde darbeler, sadece Türkiye’ye değil, bizzat ‘darbe yapan’lara da pahalıya mal oluyor vesselâm.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Faruk Çakır Arşivi