M. Emin Parlaktürk

M. Emin Parlaktürk

Düğün Gecesi ve birkaç soru

Düğün Gecesi ve birkaç soru

17 Aralık “Şeb-i arûs“ yani düğün gecesi.
Geçen yıllardaki gibi yine çok renkli bir gece geçirileceğinden kuşkum yok!
Özellikle bu yıl, devletin zirve isimleri tam kadro hâlinde törenlere katılacaklar.
İhtifal boyunca, Mevlânâ’yı  anlatan ve tanıtan programlar icra edildi.
Sadece Konya’da değil!
İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de ve hatta yurtdışında çeşitli kentlerde Mevlânâ‘nın felsefesi anlatıldı, semâ’lar yapıldı...
Hatta yıl boyunca devam etti.
Bu iş son yıllarda o kadar yaygınlaştı ki, sema gösterileri adeta bir “sektör“ hâline geldi.
***
Mevlevîlik ve Semâzenliğin bu sektörde iyi iş yaptığını gören kişi ve kuruluşlar, oluşturdukları farklı gruplarla durmadan “icrâ-i sanat“ ediyorlar.
Evliya Çelebi misali, o şehir benim, bu mekan senin, durmadan geziyorlar.
Bazen her hafta, bazen de ayda birkaç kez, yurtiçinde ve yurtdışında turnelere katılan çeşitli “semazen“ gruplarını biliyoruz.
Bir ara TV’de izlerken donup kalmıştım.
Bir erkekle bir kadın, semâzen kıyafetiyle karşılıklı olarak yan yana “semâ“ ediyorlardı...
Geçen gün de, bir güzellik yarışmasında çıplak mankenlerle semazenler aynı sahneyi paylaşarak “gösteri“, başka bir ifadeyle “dans“  yaptılar!..
Şimdi akıllardaki soru şu:
Sema bir dans, bir eğlence veya müzikal bir ritüel midir, yoksa dini bir ibadet versiyonu mu?...
Mevlevilere sorarsanız bu, adına “mevlevi ayini“ dedikleri bir dini “ibadet“, yani dînî bir “âyin“!..
Ama görüntülere ve yaşananlara bakarsanız hiç de dînî içerikli bir “ibadet“ gibi gözükmüyor!
Sanki müzikal bir gösteri, ruhi yönü ağır basan bir ritüel, ilâhî bir dans, karşımızda gösterilenler…
Batılılar, “sema“ gösterisine “dans“ diyorlar.
Mevlânâ’yı tanıtım broşürlerine bakarsanız, bizimkiler de sema’ya “dervişlerin dansı“ diye yazmışlar zaten.
Mevleviliği bir tarikat kabul ederseniz –ki öyledir- mevlevilikte de sema bir dini “âyin“ olarak niteleniyor.
İşte böyle bir mevlevî âyininde genç bir erkekle genç bir kadın, yanyana dans ediyorlar!..
Böyle bir dînî âyinde, sahnede çıplak mankenlerle semazenler birlikte gösterisi (şov) yapıyorlar!..
Şimdi, siz bu görüntüyü nasıl izah eder ve İslâm anlayışıyla nasıl bağdaştırabilirsiniz?
***  
Bir ara Mevlânâ ile ilgili tatsız tartışmalar yapılırken bir yetkili söylemişti de, hayretten dona kalmıştım.
Yetkili şöyle diyordu:
‘Biz Mevlânâ’ya lâf söyletmeyiz. Çünkü, ondan para kazanıyoruz!”
Vah demiştim, Mevlânâ hayatta olsaydı, bu söze ve bu sözün sahibine ne derdi?
Demek ki, Mevlânâ parası kadar seviliyor ve savunuluyordu!...
Mevlânâ’dan para kazanmak, ismini kullanarak çıkar sağlamak, kazanç temin etmek; ne kadar utanç verici, ne kadar iğrenç bir şey!..
Piyasaya bir bakın:
Mevlânâ şekeri’nden tutun da, Mevlânâ çayı’na varıncaya kadar Mevlânâ ismi verilen bir yığın yiyecek ve içecek var!...   
Mevlâna Oteli’nden, Mevlânâ Marketi’nden tutun da, Mevlânâ Kasabı’na, Mevlânâ Berberi’ ne varıncaya kadar yine onun ismini alan bir yığın dükkan ve mağazaiş yeri ve ticari mekan mevcut...
Önüne gelen Mevlânâ’yı istismar ediyor, önüne gelen Mevlânâ’nın ismini yazıp tabela asıyor...
Bunun önüne geçilmesi ve buna bir “dur” denmesi gerek!
Bunu düzenlemek yasal olarak pekâlâ mümkün...
***
Vuslat yıldönümünde şunu da belirtmeden geçmeyelim.
Mevlânâ etkinliklerinin bu yıl çok daha canlı, çok daha başarılı olduğu yazılıp çiziliyor, programlara övgüler diziliyorken, Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinde sergilenenlere aynı çevrelerin tepkiler yağdırması, hatta Genel Kurmay bildirilerine bile konu olması, pek çok soruyu da beraberinde getirmiyor mu?..
Biz sadece şu sorularla yetinelim:
Şayet Kutlu Doğum Haftası’nda sergilenenler yanlışsa, Mevlanâ törenlerinde sergilenenler niçin doğru?
İkisi de doğruysa niçin sadece birine tepki?
İkisi de yanlışsa bu sessizlik neden?..
Bildiriciler başta olmak üzere cümle tenkitçilerden cevap beklemek elbette hakkımız..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
M. Emin Parlaktürk Arşivi