Faruk Çakır

Faruk Çakır

Şiddet eken sistem

Şiddet eken sistem

Amerika’nın, Usame bin Ladin’i öldürmesiyle ilgili haberleri konuşup tartıştığımızın yarısı kadar; TV’lerin ve ‘sanal âlem’in bünyemizde meydana getirdiği tahribatı konuşabilsek belki de daha kârlı bir iş yapmış oluruz. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Prof. Dr. Davut Dursun, İstanbul’da düzenlenen bir toplantıda ‘baş köşe’deki tehlikeye dikkat çekmiş, ama bakalım “Türkiye’yi idare eden” diğer yöneticiler de aynı tehlikeye dikkat çekip, tedbir alma cihetine gidecek mi?
RTÜK Başkanı Prof. Dr. Davut Dursun, çocuklarımızın yılda 100 bin (yüzbin) şiddet sahnesi, 8 bin kadar da ölüm veya öldürme sahnesi izlediğini ifade etmiş. Açıklamada bu rakamın, çocukların günde 3 saat TV izledikleri ‘bilgi’sinden yola çıkılarak hesaplandığı anlaşılıyor ki gerçek rakamın çok dafa fazla olduğunu her halde hepimiz kabul ederiz. Tehlikeli bilgilerden biri de çocukların yüzde 82’sinin, izledikleri programları kendilerinin seçtiği şeklinde olanıdır. Bu bilgi de her halde hiçbirimizi şaşırtmaz, çünkü “Onu değil, bunu izle” diyecek bir program olmadığı gibi, çocuklara bunu kabul ettirmek de kolay değil. Tabiî, tehlikeler bunlarla sınırlı değil. Çocukların yüzde 30’unun ‘kendilerine özel odaları’ olduğu ve bu odalarda serbestçe TV, internet ve ‘sanal âlem’e daldıkları hatırlatılıyor. Üstelik bütün bu ‘bilgi’ler, 2006 yılında yapılan bir araştırmaya dayanıyormuş. Varın bugünkü hâli siz tasavvur edin!
Şimdi böyle bir tablo karşısında “hiçbir şey olmamış gibi” davranmaya devam edebilir miyiz? Bu ‘haber’ler, Ladin’in öldürülmesi ya da benzeri meraklı haberlerden daha fazla ilgi sahamıza girmesi gerekmez mi? 100 bin şiddet ve 10 binlerce öldürme, katliâm sahnesi izleyen çocuklardan ve gençlerden sağlıklı işler bekleyebilir miyiz? Ayrıca bu fena tabloya, izlenen “müstehcen görüntü”leri de ilâve ettiğimizde, karşımızda “müthiş bir yangın” olduğu gerçeği çıkmıyor mu? Bu “yangın”a karşı ne ile mücadele edeceğiz?
Televizyon afetine dikkat çekerken, elbette internetteki olumsuzlukları, müstehcen gazete ve benzeri vasıtaları da unutuyor değiliz. Bunların tamamı birbirini destekleyen, tamamlayan ve teşvik eden kötülüklerdir. Müzisyen Kıraç da TV’den yana ciddî tenkitler dile getirmiş. Kıraç, şöyle demiş: “Hepimiz şapkayı önümüze koyup bir şeyler yapmamız lâzım, ama sonuçta yetki devlette olduğu için devlete bağlıyoruz. Sürekli devleti suçlamanın mânâsı da yok. Televizyonun günlük hayatımızda daha doğru bir yeri olması lâzım. Bize hiçbir şekilde hizmet etmiyor. Çekirdek yemekten daha az yararlı olduğunu düşünüyorum.” (AA, 30 Nisan 2011)
Ne edip etmeli, “şiddet eken sistem”e bir son vermeliyiz. Bunu yapamadığımız sürece ne okullardaki ‘kavga’ları, ne de ‘meclis’teki kavgaları sona erdirmek mümkün olmaz. Çocukların bile yılda 100 bin şiddet sahnesisiyle muhatap olduğu ve bunu ‘normal’ karşıladığı bir toplumda, “merhametli insan”lar kalabilir mi?
Diyanet İşleri Başkanı, “Kutlu Doğum” münasebetiyle yaptığı bir açıklamada gazetelere seslenmiş ve “Hiç değilse bir hafta boyunca ‘merhamet haberleri’ne sayfalarınızı açın” demişti. Çok haklı bir talepti, ama bu kadar ağır bir şiddetle “bombalanan” bir cemiyette “merhamet haberleri”ne yer kalır mı? Kalplerde kalmayan “merhamet” haber olup gazete saflarında yer alabilir mi?
TV’ler “şiddet”e son verirse, “merhamet” kapıları açılır inşaallah...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Faruk Çakır Arşivi