Ahmet Kekeç

Ahmet Kekeç

Kasetçinin derdi ne?

Kasetçinin derdi ne?

İki yıl kadar önce... Bir bölüğü “Ankara gazetecisi” olmuş ve Ankaralılığı içselleştirmiş İstanbullu arkadaşlarla Çukurambar’da bir mekânda oturuyoruz.

Söz nereden açıldı?

Siyasetten elbette...

Başkente yolunuz düşmüşse, ezkaza Ankara gazetecileriyle birlikteyseniz, siyaset konuşmak dışında bir seçeneğiniz kalmıyor...

Söze hep de “Sayın”la başlanır.

Sayın Erdoğan gruba ani bir baskın yapmıştır... Sayın Baykal bir iktidar partisi milletvekiliyle kuliste şakalaşmıştır... Sayın Bahçeli bilmem kimi azarlamıştır...

Bu “Sayın”ların sonu gelmez.

Muhabbet uzadıkça, “Sayın Bakanlar”, “Sayın Başkanlar”, “Sayın üye”ler havada uçuşup durur...

Bir de, herkes “Başkan”dır...

Hangi mekâna gidersen git, kendisine “Başkan” diye seslenilen en az sekiz on kişiyle karşılaşırsın... Sendikacıdır, Zirai Donatım müdürüdür, Kızılay çalışanıdır ama Başkan’dır. Otel’den çıkarsın, resepsiyonda kafa kafaya vermiş iki Başkan... Sokağı dönersin, Başkan... Tavacı bilmem kimin mekânına çökersin, acılı güvece yumulmuş irili ufaklı Başkan’lar.

Başkan’ı bol Ankara’nın başat dedikodu konularından biri de, “kaset muhabbetidir...”

Handiyse herkesin kaseti vardır.

Kasetin yoksa milletvekili olmaya yeltenme...

Hatta, kız istemeye bile gitme...

Biz Ankara’dayken, şimdi ismini hatırlayamadığım bir milletvekilinin ses kaydı çıkmıştı. O kayıt üzerinden fikir yürüten bir arkadaşımız, “Siz ne diyorsunuz yahu! BM Genel Sekreteri’nin bile kaseti var...” demişti, gülüşülmüştü...

Gülüşülür... Ama konuşulur...

Evlere (otellere) gidilince de unutulur...

MHP’li yöneticilerin görüntüleri peş peşe internete düşünce, o Ankara gecesindeki “kaset geyiği”ni hatırladım. Genellikle tevatür, dedikodu, duyum şeklinde konuşulur, konuşanlar bile inanmaz işin gerçekliğine ama kafalarda soru işaretleri bırakır.

Deniyor ki, “MHP’lilerle ilgili görüntüleri internete servis edenler, bu partinin baraj altında kalmasını istiyorlar...”

Bazıları da şöyle diyor: “CHP’yi kasetle değişime zorlayan ve gerekli sonucu alan irade, benzeri bir operasyonu MHP üzerinden yürütüyor. Maksat, bu partiyi kökünden koparıp, iyice ulusalcı çizgiye yaklaştırmak...”

Mümkündür.

Fakat ben, değişim iradesinin niçin “kaset”le ortaya çıktığını merak ediyorum.

İnsanlar (kurumlar) kendi kendilerine değişemiyorlar mı, bu iradeyi gösteremiyorlar mı ki, “kaset”le oluşan atmosferden güç (ve meşruiyet) alıyorlar? Deniz Baykal’ın gitmesi için, ille de kasetinin çıkması mı gerekiyordu?

Daha da önemli nokta şu:

Kim çekiyor bu görüntüleri, nerede mahfuz tutuyor, internete nasıl servis ediyor ve kimleri “aracı” olarak kullanıyor?

Dahası, servisin zamanlamasını kim yapıyor? Değişim arzuları mı belirliyor zamanlamayı?

Bu sorulara bulacağımız cevaplar, “kasetçi”nin profilini ortaya çıkaracaktır...

Bir de şu:

Kaset mağduru partiler (ve vekiller), iktidar partisi yetkililerini “kaset üzerinden siyaset yapmakla” suçluyor... Başbakan’ın bazı beyanatları hoşlarına gitmemiş.

Haklılar...

Fakat, haklı olmanın şartlarını yine kendi elleriyle yok ediyorlar.

Sen kasetle muhalefet yaparsan, “kasetçiyle” siyasi rakibin arasında irtibat kurarsan; “E tipi”, “F tipi” gibi tuhaf laflar edersen, cevabını da kaset üzerinden alırsın.

Haklı kalmak istiyorsan, suçlamalarında “ahlak çizgisini” göstereceksin...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Kekeç Arşivi