Faruk Çakır

Faruk Çakır

Eski kafayasa yeni anayasaya karşı

Eski kafayasa yeni anayasaya karşı

Bu günlerde herkes anayasanın değişmesinden bahsediyor. Güzel.
Ama “kafayasa”nın değişmesinden pek söz eden yok. Kötü.
Devlet bir üstyapı kurumudur, anayasa da bir yönüyle onun anahatlarını düzenler, korse giydirir, güzelleştirir.
Ama toplumun altyapısı olan fertler, kemikler ve kaslar gibidir. Onlar sağlam olmazsa “üstyapı”yı oluşturan devlet ve hükümet sağlam kalamaz, faydalı bir yapı da olamaz. Gerekliliği de tartışılır hale gelir.
O halde anayasayla birlikte kafaların da değişmesi lâzım. Yoksa eski kafalara yeni devlet fayda vermez.
Neden derseniz, cevabım yine bir örnek içinde.
“I. Yazarkasa vak’ası”ndan sonra Ankara’nın en sıkı korunan kamu binalarından biri Başbakanlık. Ama bu günlerde sıkı korumaya gerek yok! Zira korunacaklar seçim meydanlarında… Onları koruyanlar da öyle.
Buna rağmen geçen günlerde binanın girişinde ilginç bir güvenlik vak'ası oluyor.
Bir eski bürokrat, bir dostunu ziyaret için Başbakanlık binasına girmek istiyor.
Ama o da ne? Cüzdanı da kimliği de evde unutmuş. Kapıdaki polisler “alamayız” diyorlar.
Yani bürokrat biliyor kendisinin patlamaya hazır “darı tanesi” olmadığını da, fakat güvenlik bilmiyor onun “bürokratavuk” olduğunu da!
İlginç olan şu: Bürokrat ısrarcı olmuyor, biraz bekliyor, bir tanıdığı gelince onunla beraber ve onun himayesinde giriyor içeri.
Ya bir tanıdığı gelmeseydi…
Şimdi size bir soru:
Devletle münasebet kurmak bir hak mı bir yükümlülük mü?
Ya da devletin verdiği kimliği sahiplenip taşımamak, bir keyif mi bir risk mi?
Ya da şöyle soralım:
Kimliğiniz olmazsa ya da kimlik taşımayı ve göstermeyi prensip olarak reddediyor olsanız, neleri yapamazsınız?
Kimliği “takmayan” bir eş adayı bulmadıkça evlenemezsiniz meselâ!
Bir otelde konaklamanız zordur. Zira otel görevlisi “beyan esası” denilen insanî ve umumî prensibi bilmez. Zaten ona gecenin hesabını soran jandarma ya da polis de bilmez, bilse de işine gelmez.
Hatta bankadan nakit havale bile gönderemezsiniz. Havale almanız zaten mümkün değil. Paranızla rezil olursunuz yani.
Cennete kimliksiz girilir mi bilmem, ama cehenneme girmenize bir mani çıkarmazlar! O yüzden olsa gerek, yolsuza, “cehenneme kadar yolun var” deniyor.
Dernek kurabilir misiniz?
Meselâ, Nüfuz Cüzdanına Karşı Olanlar Derneği… Ya da Köprü Altı Sevenler Derneği.
Anayasa, “dernek kurmak izne değil beyana tabidir” diyor.
Peki Valilikteki dernekler masası şefinin kafayasası ne diyor?
“Önce kimlik al, sonra ikametgâh sahibi ol, sonra dernek için bir iş yeri kirala. Sonra dernek kurmak için izin almaya gel. Öyle kafana göre takılmak olmaz. Burası imparatorluk bakiyesi karrrdeşiiiim”.
Siz cevap veriniz: “Biz kimlik kavramını reddedenleriz, haymatlosluğu seviyoruz, kimliklerimizi yırttık. Bırakın kimlik numaramızı, ayakkabı numaralarımızı da bilmiyoruz. Aksaray’daki köprü altını da çok seviyoruz, başka adresimiz yok. Zaten bizim gibileri çoğaltmak ve desteklemek için dayanışma derneği kuruyoruz. Bizden bunları isteyemezsiniz”…
Gelecek cevap belli: Gidin işinize kardeşim, kafa mı buluyorsunuz bizimle…
Liste uzar, isterseniz deneyin, görün.
Neden böyle?
Böyle, zira devlet “her şeyimiz” olmuş.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Faruk Çakır Arşivi