Faruk Çakır

Faruk Çakır

Papazlar aönünde yemin

Papazlar aönünde yemin

Komşumuz Yunanistan, ciddî ekonomik ve siyasî bir krize sürüklenmiş durumda. Haliyle oradaki gelişmelerden bizim de etkilenmemiz mümkün. ‘Komşu’ olduğumuza göre, ‘Bize ne’ diyemeyiz. Öyle ki, ülkenin iflâs etmesi bile ihtimal dahilinde. Avrupa Birliği yardım eli uzatmayacak olsa ne memurlarının maaşlarını ödeyebilecek durumda, ne de vadesi gelen ve ödenmesi gereken borçlarını ödeyebilecek.

Böylece, geçmişte patlak veren ve hemen her ülkeyi etkileyen kriz, Yunanistan’ı da vurmuş oldu. Yunanistan’ı idare edenler, krizden nasıl çıkacaklarını hesap ederken, temelde ‘Nerede yanlış yaptık?’ sorusunu da soruyorlar.
Yunanistan’ın iflâsın eşiğine gelmesinde elbette pek çok sebep var, ama temelde hepsi ‘israf’ olarak tarif edilebilir. Nüfus bakımında ‘küçük bir ülke’ olmasına rağmen ‘büyük ülke’ler gibi silâhlanma yarışına girmişti. Burada Türkiye’yi idare edenlerin de kabahati var. Çünkü silâh tacirleri bir Yunanistan’a bir Türkiye’ye gelip iki komşu arasındaki ‘düşman’lığın devamından nemalandılar. Hem Türkiye’ye, hem de Yunanistan’a ihtiyaçlarından çok fazla silâh satıp firmalar zengin oldu. Silâh tüccarları zengin olurken, komşumuz Yunanistan iflâs noktasına kadar geldi. Gelişmelere bakılırsa, Yunanistan’ı idare edenler oynanan oyunun farkına varmış ve ilk iş olarak silâh alımlarında indirime gidileceği konuşuluyormuş. İnşallah aynı hassasiyet Türkiye’yi idare edenlere de gelir.
Komşumuz Yunanistan, sürüklendiği ekonomik iflâstan kurtulmak için değişik çareler arıyor. Bunlardan biri de kabinenin değişmesi oldu. Başbakan Yorgo Papandreu, kabinede ciddî değişiklikler yaparak Yunanistan’ı krizden çıkarmaya çalışacak. Ne ölçüde başarılı olacağını ömrü olanlar izleyip görebilecek.
Yunanistan’da tayin edilen yeni bakanlar, ‘âdet olduğu üzere’ (Yani, her zaman öyle yapılıyor. Sadece kriz günlerine ait bir uygulama değil.) Ortodoks Kilisesi mensuplarının nezdinde (papazların önünde) düzenlenen törenle Cumhurbaşkanı Karolos Populyas’ın ofisinde yemin etmişler. Törende Başbakan Yorgo Papandreu da hazır bulunmuş. (Milliyet, 18 Haziran 2011)
Tabiî ki ‘papaz’ların ya da başka inanç mensuplarının kendi ‘din görevlileri’nin önünde, inandıkları ‘kitab’a el basarak yemin etmesi ilk değil, yeni hiç değil. Yunanistan gibi belki de onlarca, hatta yüzlerce ülke ‘yemin’lerini bu şekilde yapıyor. Amerika’da da bu böyle, Rusya’da da. Elbette, İsrail’de de böyle. Hatırlamak lâzım ki, Amerika’da milletvekili seçilen Müslüman üye de Kur’ân üzerine el basarak yemin edebiliyor. Komşumuz Bulgaristan’da da durum benzer şekilde.
Belki de tek fark, Türkiye’de yaşanıyor. Nüfusun büyük çoğunluğu Müslüman olan “Müslüman Türkiye”de seçilen yöneticiler, milletvekilleri ya da bakanlar ‘hava civa’ üzerine yemin etmeye zorlanıyorlar! Elbette bu bildiğimiz türden bir ‘hava civa’ değil, ama ettirilen yemini başka şekilde değerlendirmek mümkün mü?
Gündemde, seçilen yeni vekillerin nasıl yemin edeceği tartışması var. Daha doğrusu yıllardan beri ettirilen ‘milletvekili yemini’ne itiraz edenler var. Kimilerince de bu konunun tartışılması bile sakıncalı bulunuyor. Niçin? Vekiller ya da herhangi bir vatandaş, “Başka türlü yemin olsun” deyince niçin rahatsızlık duyuluyor? Dünya âlem, inandıkları ‘kitap’ üzerine yemin edebilirken aynı şeyi Türkiye için isteyince niçin ‘yanlış’ olsun, niçin bu talebin altında ‘irtica/ mürteci/ gericilik’ aransın?
Türkiye’de yaşayan ‘çoğunluğun’ en az ‘azınlıklar’ kadar hak talep etmesi ülkeyi idare edenleri utandırmıyor mu? Boşuna, “Utanman yoksa, ne yaparsan yap” denilmemiş!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Faruk Çakır Arşivi