Ali Ferşadoğlu

Ali Ferşadoğlu

Kaderi konuşmak, tartışmak başka; kadere iman başka!

Kaderi konuşmak, tartışmak başka; kadere iman başka!

Kadere imân, imân esaslarındandır ve imânın son sınırını çizer. İmânî meseleler aklî ve mantıkî olduğuna (ki, akıl-baliğ olmayanlar mes’ul olmamakta) göre ve İslâmiyete akıl ile girildiğine ve muhtelif âyetlerin sonunda “Akıl edemiyor musunuz, düşünemiyor musunuz, ey akıl sahipleri düşünün” denildiğine göre; kader meselesi de aynı zamanda aklî ve mantıkîdir. Öyle ise, kaderi kavrayabilmek, öğrenmek için düşünmek, akıl yürütmek ve konuşmak gerekir.

Aksi halde, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in dâiresinde olduğumuzu, Mûtezile, Cebriye veya sâir bâtıl mezheplere düşmediğimizi nereden bilip, nasıl anlayacağız?
Peki, insan basit ve küçücük aklıyla, Sonsuz İlim Sahibi’nin planı olan kaderi ihata edebilir mi? Meselâ insan, güneşin tecellî ettiği bölgelerden, görüş ufkunun uzandığı sahaya kadar olan kısmını görür, onun dışındakileri göremez. Oysa güneş, daha pek çok sahalara tecellî etmektedir. İşte insan, güneşin ışığının tecellisinden bir miktarını bilip görmekle, ihâta edemediği bölümleri de kabul ve tasdik eder. Kadere iman meselesini de böyle düşünebiliriz.
Öte yandan imânî meseleleri, münakaşa sûretinde tartışmak “câiz” değildir. Kader, Allah’ın ezelden ebede, geçmiş, hâl-i hazır ve geleceğe dâir (bize göre gelecek) bütün meseleleri en ince teferruatına kadar plânlayıp programlaması, yazması olduğuna göre; elbette basit ve sınırlı aklımızla, sınırsız olan meseleleri, neyin nereden kaynaklandığını anlayamayabiliriz, kavrayamayabiliriz. Tıpkı, 2000 frekansın altında ve 20 bin frekansın üstündeki sesleri işitemememiz; bir çok ışınların dalga boylarını göremememiz gibi. İşte Peygamber Efendimizin (asm) “Size kader konusunda münakaşa mı emredildi? Sizden önceki milletler, ancak bu konuda münâkaşa ettikleri için helâk oldular. Bu konuda konuşmamaya yemin vermenizi istiyorum.” 1 derken bizi men ettiği husus da, meselenin bu boyutlarıdır.
Kadere imân, başta Allah’a imân olmak üzere, sâir imân esaslarına da vurgu vardır. Yâni, kadere imân, Âlim-i Mutlak, Kadir-i Mutlak ve Hakim-i Mutlak olan Allah’ın her şeyi bir ölçü ile plânlayıp programladığına, sonsuz isim ve sıfatlara sahip olduğuna da inanmaktır.
Eğer, kaderin, Küllî İrade’nin cüz’î irade denilen hür irademizi yapmaya zorlayıcı olmadığı meseleleri araştırılıp, müzakere ve mütalâa edilip öğrenilmezse, vartalara düşülebilir, kader suçlanabilir! Kendi eliyle kendini tuzağa düşüren, nefsin ve şeytanın oyununa gelen, “Ah ne yaptım, ne ettim de bu başıma geldi! Zalim kader! Kader utansın! Kader mahkûmları! Kaderin bir oyunu mu bu! Kader unuttu beni! vs...” gibi sözlerle sapık bir yola sapabilir.
Eğer kişi “kadere iman ve hür iradeyi” öğrenirse, kaderin adalet ettiğini ve en olumsuz olaylarda bile sayısız güzellikleri getirdiğini görecektir.

Dipnot: 1- Tirmizî, Kader: 1; İbn-i Mâce, Mukaddime, 84.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali Ferşadoğlu Arşivi