Ali Ferşadoğlu

Ali Ferşadoğlu

Halil-İbrahim bereketi isterseniz…

Halil-İbrahim bereketi isterseniz…

Allah’ın dostu Hz. İbrahim Halil’in (as), cömertliğinden ötürü mazhar olduğu bereketle ilgili kıssanın farklı bir versiyonu daha vardır. Başka bir hadisenin de böyle cereyan edip etmediğini bilmiyoruz. Ama önemli olan, temsil ve hikâye içinde boğulmadan, çıkarılacak mesaj, alınacak ders ve ibrettir.

Bir zamanlar Halil ve İbrahim isminde iki kardeş varmış. Geçimlerini ortak oldukları tarlada ziraat yaparak sağlarlarmış. Yine bir hasat zamanı ekini biçmiş, kurutmuş ve bölüşmüşler. Taşımaya sıra gelince Halil:
“İbrahim, çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.” demiş. Halil gidince, İbrahim de;
“Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lâzım ona...” diye düşünmüş ve kendi payından bir miktar atmış onunkine. Halil gelmiş.
“Haydi İbrahim, önce sen doldurup taşı kilerine.”
“Peki abi” deyip kendi yığınından bir çuval doldurup düşmüş yola.
O gidince Halil, “Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr. O, daha çalışıp para biriktirecek, ev kurup evlenecek...” diye düşünüp kendi payından atar onunkine birkaç kürek.
Velhâsıl, biri gittiğinde öbürü, kendi payından atar diğerinin tarafına. Birbirlerinden habersiz böyle sürüp gider. Akşam olur, karanlık basar. Görürler ki, taşımakla bitmiyor buğday. Hatta azalmıyor bile.
Hak Teâlâ bu davranışlarını çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki; günlerce taşır da iki kardeş, bitiremezler. O zamandan beri bereket denilince, bu kardeşler akla gelir ve o bereketin adı ‘Halil İbrahim bereketi’dir…
Halil İbrahim bereketinin sırrı semaya dayanıyor. Bereketli suların da semadan indirilip ekinleri bereketlendirdiğine dikkat çeker Kur’ân: “Hakka yönelen her bir kul için bunlar görüp ibret alınacak delillerdir. Gökten de bereketli bir su indirdik ve kullar için rızık olsun diye onunla bağları, daneli ekinleri, salkımları üst üste binmiş yüksek hurma ağaçlarını bitirdik. O suyla ölü bir beldeye can verdik. İşte kabrinizden çıkışınız da böyle olacaktır.” 1
Diğer taraftan, “Zemin ile gökler, bir hükümetin iki memleketi gibi birbirine alâkadardırlar. Ortalarında ehemmiyetli irtibat ve mühim muâmeleler vardır. Zemine lâzım olan ziyâ, hararet ve bereket ve rahmet gibi şeyler semâdan geliyor, yani gönderiliyor.” 2 Öte yandan; “Besmelenin büyük tükenmez kuvveti, bitmez berekettir.” 3 O da semadan geliyor: “Bismillahirrahmanirrahim, yukarıdan nüzûl ile, semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musağğarası olan insana ucu dayanıyor. Ferşi Arşa bağlar; insanî arşa çıkmaya bir yol olur."

Dipnotlar:
1- Kur’ân, Kaf Sûresi, 6-11. 2- Nursî, Sözler, s. 163. 3- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s. 11.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali Ferşadoğlu Arşivi