Mehmet Şeker

Mehmet Şeker

Ferman padişahın, Londra bizimdir

Ferman padişahın, Londra bizimdir

Yüz yılı aşkın zamandan beri, gelişmiş ülkelere gidenlerin, orada gördükleri hayat düzenine, şehircilik anlayışına hayran kalarak "Adamlar yapmış arkadaş" demekten kendilerini alamadıklarını görmekteyiz.

Yapıların güzelliği, parkların genişliği, caddelerin temizliği elbette hayranlık uyandırır.

Henüz o seviyeye ulaşmamış ülkelerden gelenlerin ziyadesiyle etkilenmesi kaçınılmaz.

*

Eski seyyahların yazdıklarında görüyoruz ki bir zamanlar bizim ülkemize gelen batılılar aynı şekilde gıpta etmiş ve benzer hislerle vatanlarına dönmüşler.

Bunu hatırlatmaktan maksat, karamsarlığa kapılmanın gereksizliğine işaret etmektir.

Biz de yaparız arkadaş!

Lakin biraz zaman alacak gibi.

*

Padişah fermanları sergisi münasebetiyle gittiğimiz Londra'da çoğunlukla yaya dolaştık.

Ancak dolaşmakla bitecek gibi değil.

Yüksek katlı binalara belli bir bölgede izin verildiği için şehir geniş bir alana yayılmış.

Ara sıra meşhur metroya, iki katlı otobüslere, siyah taksilere de bindik.

"London eye" dedikleri büyük dönme dolapta şehri yukarıdan seyrettik.

O dönme dolabın benzerinin İstanbul'a da yakışacağına oy birliğiyle karar verdik.

Boğaz kenarında devasa ölçülerde bir tane yapılsa, darphane hızında para basar.

*

"Gitmediğin yer senin değildir" sözünü başka bir açıdan yorumlarsak, "gittiğin yer senindir" anlamı da çıkarılabilir.

Dolayısıyla birkaç günlüğüne Londra bizimmiş gibi davrandık.

Hepsi bir yana, yeşil alanlar çok hoş geldi gözüme.

Ucu bucağı belli olmayan parklar içinde göller, ormanlar, spor alanları, içinde serbestçe dolaşan ördekler, sincaplar...

Gelip geçenler onları eliyle besliyor.

O kadar sevimli gelmiş ki gece rüyamda bir sincap gördüm.

Cüssesine göre kocaman kuyruğuyla karşıma geçip birşeyler söyledi.

*

Ertesi gün, bir parkın içinde rastladığımız sincaplara üzümlü kek vermek istedim.

Bir tanesi ürkek tavırla yaklaştı, elimdeki kek yerine parmağıma saldırdı ve ısırdı.

İşte o zaman anladık ne söylediğini.

"Oraya bırak, ben alırım. Yoksa parmağını ısırırım" demekteymiş meğer.

*

Turizm sezonu olmamasına rağmen epey yabancı vardı.

Ayrıca oraya yerleşmiş ve vatandaşlığa geçmiş olan Uzak Doğulu, Afrikalı, Arap, Türk de çok.

Bir araya gelip kendi muhitlerini oluşturmuşlar.

Çin Mahallesi, Arap Mahallesi, Türk Mahallesi görülmesi gereken yerler arasında.

İşyerlerine herkes kendi lisanında tabelalar asmış.

Sokakta tanıdık simalar ve farklı şivelerle konuşanlara rastlıyoruz.

Şehrin farklı bölgelerinde de Türklerin sahip olduğu işyerlerine rastlıyoruz.

Londra Köprüsü yakınında dok tarafında bir Türk lokantasında rastladığımız garson kızlar, "Maç mı var da geldiniz" diye sordular.

Bu anlamlı bir soruydu.

*

Kraliçe bizim geldiğimizi ve Padişah Fermanları Sergisi açtığımızı duymuş ve "gelsinler bir görüşelim" demiş.

Biraz naza çektik, "vaktimiz yok" diye haber gönderdik.

"Kısmetse bir dahaki sefere" diye eklemeyi de unutmadık ki kırılmasın.

Şaka bir yana, "Prens Charles sergiye gelecekmiş" dediler; bizce sakıncası yok hatta iyi olur.

Gelirse, ferman neymiş, berat nasıl olurmuş hepsini görür.

Not: Dünkü yazıda serginin Londra Büyükelçiliğimiz himayesinde gerçekleştirildiğini belirtmeyi unutmuşum, sonradan fark ettim. Sayın Büyükelçimizden ve emeği geçenlerden özür dilerim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Şeker Arşivi