M. Emin Parlaktürk

M. Emin Parlaktürk

Camiden Kaçıp Türbeye Sığınmak

Camiden Kaçıp Türbeye Sığınmak

Ufak-tefek dünyalık işlerimi görmek için şehir merkezine gelmiştim.

Biten işlerimden hemen sonra ikindi ezanı okundu.

Yakınımda, yaklaşık 900 yıllık tarihi bir camiden yükselen ezan sesi beni kendine çağırıyordu.

Oraya nitelendim ve camiye giden yokuşu tırmanmaya başladım.

***

Yolda, genç bir erkeğin elinde telefonla adres tarifi almak için epeyce çabaladığını fark ettim.

Eşi olduğunu sandığım yanındaki bayan da kuşkulu gözlerle konuşmayı takip ediyordu.

Yanlarına yaklaşarak: “Yabancısınız galiba, dedim, yardımcı olabilir miyim?”

Telefon konuşmasını sonlandıran genç: “evet dedi, bir adrese ulaşmak istiyorduk da, yardım ederseniz seviniriz.”

Ben onlara, gidecekleri adresleri tarif etmeye çalışırken, elinde kamera seti ile çanta taşıyan iki kişi bana doğru yöneldiler.

Hafif kilolu olanı beni işaret ederek “Hah, dedi. Hocamı bulduk. Ondan yardım alırız artık!”

Ben, daha bu gençlere yardımımı bitirmeden, diğer bir ekibin benden yardım talebinde bulunması beni sıkıntıya sokmuştu.

“Bir dakika, dedim. Hele şu işi bitireyim, sizinle de görüşürüz.”

Bir taraftan da, ikindi namazını düşünüyordum.

Şehrin yabancılarına yardım edeceğim derken, cemaati kaçıracağımdan endişe ediyordum.

Fakat, içimden bir ses de şöyle diyordu:

“Misafirlere yardımcı olmak, onlara ikramda bulunmak; Allah’a iman ve Ahiret’e inanmanın bir gereği. Namazı cemaatle kılmasan da olur. Bu misafirperverlik sevabını sakın kaçırma!”

Rahmanî olduğuna kanaat getirdiğim bu düşünce beni rahatlattı.

Namazı biraz gecikmeli olarak kendi başıma da kılabilirdim.

***

Misafir genç çiftlere yardımcı olduktan sonra televizyon ekibine sıra gelmişti.

Onlar da, benim yöneldiğim tarihi camiye doğru, belgesel yapmak üzere film çekmeye gidiyorlarmış.

İçlerinden beni tanıdığını söyleyen biri, benim yardımcı olacağımı düşünerek kameramanla birlikte peşime takıldı.

Aynı camiye gidiyor olmamız, güzel bir tevafuk oldu.

Tam cami kapısına gelmiştik ki, yanımdan ayrılmayan o iki kişi aniden benden uzaklaşıverdiler.

Bir yandan da bana sesleniyorlardı:

“Hocam, siz namazınızı kılın, biz sizi dışarıda bekleriz!”

Hava soğuktu.

Elbette ki namaz, zorla kılınmaz ve kıldırılmazdı.

Bari, dışarıda üşümeseler!

“İçeriye girin de orada bekleyin, dışarıda hava soğuk, üşürsünüz” dedim.

Birkaç kez yaptığım davet sonuçsuz kalınca camiye girmeyip soğukta dışarıda beklediler!

Oysa, namaz kılmasalar bile camiye girebilirlerdi.

Namazdan sonra çekimlerini yaptılar, bahçesindeki yatırları ziyaret edip gittiler.

***

Bu şaşkınlığım, namazdan sonra bir başka olayla daha da arttı!

Cemaatin bana iltifatından benim hoca olduğumu anlayan ve cami dışında bekleyip sonradan içeri giren ziyaretçi bir kadın gurubu: ”Hocam, bu Camide yatır var mı?” diye sormasınlar mı?

“Elbette, dedim, burada Büyük Selçuklu Sultanları ve Devlet hanedanı yatıyor!”

Benim bu cevabım onları pek tatmin etmemiş olacak ki, “Burada veliler, evliyalar, baba sultanlar, dedeler, şeyhler yok mu?” dediler.

Anladım ki, artık kabir ziyaretleri de amacından sapmış, korktuğumuz noktaya doğru hızla ilerlemeye devam ediyordu.

Ziyaretten amaç; kişinin kendini hesaba çekme, ölümden ibret alma ve ahireti hatırlama olması gerekirken, sanki yatırlardan fayda beklemeye, ölülerden medet ummaya giden bir yola girilmiş oluyordu.

Türbelerin yoğun ilgi görmesinin sebebi de bu değil mi?

Nerde bir baba var, nerde bir dede var, nerde efsanevi bir yatır var, oralarda kalabalıklar hiç eksik olmuyor!

Camiye girip Allah’tan istemek yerine, türbeye girip yatırdan beklemek, İslam’ın neresinde yazıyor?

***

Eğer, amaç sırf kabir ziyareti ise, acaba Akşemsettin’in, Ebussuud Efendi’nin, İbn Kemal’in, Zembilli Ali Efendi’nin, Elmalılı Hamdi Yazır’ın, Ö.Nasuhi Bilmen’in, Hâki Efendi’nin, İzmirli İsmail Hakkı’nın, Bursevi’nin… daha yüzlerce din bilgini ve ilim adamının kabirleri neden boş!

Camilerden kaçıp da Türbelere koşan bu çarpık anlayış, sizi hiç düşündürmüyor mu?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
M. Emin Parlaktürk Arşivi