Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

İHL düşmanlığı... “Kin”leri var “din” gibi!

İHL düşmanlığı... “Kin”leri var “din” gibi!

Malûm, “zorunlu eğitim”i “12 yıl”a çıkaran yasa teklifi, Milli Eğitim Alt Komisyonu’nda görüşülüyor...

“Muhalefet partileri” ve “TÜSİAD”, teklifin geri çekilmesi için bas bas bağırıyor.

Diyorlar ki;

“Zorunlu eğitim 12 yıla çıkarılsın ama, kesinlikle kesintisiz olsun!”

Oysa, yasa teklifi 4+4+4’ü öngörüyor... Bu da demektir ki, dördüncü yılın sonunda çocuklar İmam-Hatip’lere yönlendirilecekler!.. Bir de, yasa teklifi ile 4 yılın sonunda evde eğitim öngörülmektedir ki; bu da özellikle kız çocuklarının eve kapatılmasına yol açacaktır.

Bu teklif, mevcut durumdan da geriye gidiş demektir... Teklif, kız çocuklarının eğitime katılımında sakıncalara yol açacaktır... Türkiye’nin ihtiyacı olan, böye bir eğitim reformu değildir!.. Bu teklif, bir an önce geri çekilmelidir!”

İddialar böyle!..

CHP de böyle diyor, TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner de...

BU NE KİNDİR BÖYLE?

Tamam, onlar böyle diyor da, eleştirilerin muhatabı olan Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ne diyor?..

“4+4+4’le İmam-Hatiplerin önünün açılacağı” iddialarına, Ömer Dinçer’in cevabı son derece net ve açık;

“İmam Hatip’lerin önü açılsa ne olur?.. Ne yani, onlar da bu ülkenin eğitim kurumları değil mi?”

Evet, İHL’ler de bu ülkenin okulları...

Oralarda okuyan çocuklar da, bu ülkenin çocukları!.. Onlar, başka bir ülkeden ithal edilmediler!.. Onlar “uzay”dan da gelmediler... Herkes gibi; onların ana ve babaları da “vergi”sini veriyor, onlar da “ekonomiye katkı”da bulunuyor!..

O halde, bu çocuklara “düşmanlık” ne?.. Bu “garaz” ve “kin” niye?..

NUR SERTER ÜZERİNDEN KİNDARLIK!

“Kin” dedim de, aklıma geldi.

Malûm, AK Parti 3. Gençlik Kongresi’nde telekonferans yöntemiyle katılan Başbakan Tayyip Erdoğan, şöyle bir ifade kullanmıştı:

¥ “Altını çiziyorum; modern, dindar bir gençlikten bahsediyorum. Dininin, dilinin, kininin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kalbinin davacısı bir gençlikten bahsediyorum. Kökü ezelde, dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlikten bahsediyorum.”

İşte bu konuşma üzerine; “kartel kalemşörleri” hemen devreye girip, başladılar çamur atmaya:

“Dinini bilen gençlik isteğini anladık da, bu kininin dâvâcısı gençlik de nereden çıktı?.. Siz, gençlere kin beslemelerini mi tavsiye ediyorsunuz?..”

Derken; atv’deki Uçurum dizisindeki “Nur” olayı yaşandı... Malûm, dizide “fahişe” rolü oynayan kadının adı, “tanıtım bültenleri”nde sehven, Nur Serter olarak yazılmış ve kıyametler kopmuştu!..

Emin Çölaşan’ından Mustafa Mutlu’suna kadar “kin”lerini kusan “medyatör”ler dediler ki;

“Başbakan’ın sözünü ettiği ‘kin’, bu kez bir televizyon dizisinde boy gösterdi!

Hedefi ise, CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter...

Biliyorsunuz; dinci kesim, İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcılığı döneminde türbanlı kızlara yönelik ‘ikna çalışmaları’ yüzünden Nur Serter’den nefret ediyor.

Bu nefret; öyle bir boyuta geldi ki; sonunda Nur Serter’in adı, iktidar yandaşı atv kanalında yayınlanan bir dizide, fahişe karakterine verildi.

Eğer bir ülkede Başbakan; ‘kininize sahip çıkın’ diyorsa... Bu çirkinlikler burada bitmez!”

Aslında, asıl “kin” kusan kendileriydi...

Öyle ya; daha haberlerin çıktığı gün, dizinin yapımcısı firma; “Nur Serter” isminin dizide geçmediğini, tanıtım bültenlerinde “yanlışlık” yapıldığını açıkladı ve “özür” diledi!.. RTÜK de, incelemesinden sonra yaptığı açıklamada; “Dizide fahişe rolünü oynayan kadının adı Nur Serter değil” dedi...

Yani, “gerçek” ortaya çıktı!..

Ama, “kin”lerini kusmak için fırsat kollayan “gladyatör medyatör”ler, bu “gerçeği bile bile” yukarıdaki satırları yazdılar.

Hiç kimse kıvırmasın;

Bunun adı; “nefret”tir, “kin”dir!..

Hem de;

“Deve kini” gibi bir kin!..

Sen, “gerçeği bile bile” bunları yazıyorsun, bir “kin”in var demektir ve işte bunu kustun!..

ASIL KİN, “NUR”A!

Aslında, bu dizide “asıl eleştirilmesi” gereken, bir “fahişe”ye, bir “mama”ya “Nur” adının verilmesidir!..

Nur, “İslâmi bir isim”dir ve bütün mütedeyyin aileler, çocuklarına “Nur” ismini verirler... İşte böyle bir ismin, dizide bir “fahişe”ye, bir “mama”ya verilmiş olması, bir “hakaret”tir!.. Ki; geçmişte oynayan bazı dizilerde “Allah’ın sıfatları”nı taşıyan birçok isim, dizilerde oynayan “üçkâğıtçı”lara ve “ırz düşmanları”na verilmişti!..

Onların yanında, Nur Serter solda sıfır kalır!.. Kaldı ki, böyle bir olay da yok!..

Şimdi, asıl bizim ortalığı ayağa kaldırmamız gerekir...

Dizinin yapımcılarına sormamız gerekir;

Siz, “Nur” ismini bir “fahişe”ye nasıl verirsiniz?.. Yoksa, “İslâmi isim”lere karşı bir gıcığınız, bir düşmanlığınız, bir “kin”iniz mi var?..

Evet, asıl eleştirilmesi gereken, asıl bağırılması gereken budur!..

Yani, her taşın altında bir “kin” aranıyorsa, bizim de bunu “kin” olarak söylememiz gerekir!..

CUMHURİYET 1997’DE Mİ KURULDU?

Neyse, bu mevzuyu burada bırakıp, gelelim “İmam-Hatip öğrencileri”ne duyulan “kin” meselesine!..

Neymiş;

4+4+4’e geçmek demek, bir “geriye gidiş” demekmiş!..

Ulan şapşallar, ulan embesiller;

Sizin, ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu?..

Ne dediğinizin farkında mısınız?..

Ne demek geriye gidiş?..

Sizin “geriye gidiş”ten kastınız “1997’ye dönüş” değil mi?..

Ne yani, siz yeniden 1997’ye, yani “28 Şubat’a dönmek” mi istiyorsunuz?..

Öyle ya;

“Kesintisiz” eğitimi getiren, bunun için de Bülent Ecevit ve Mesut Yılmaz’ı kullanan “28 Şubat darbecileri” değil mi?..

Ne yani;

Siz, şimdi yeniden “darbe süreci”ne geri dönülmesini mi istiyorsunuz?..

Bu ne perhiz, bu ne turşu?..

Bir yandan; “Özgürlük!.. Demokrasi!.. İnsan hakları” diyeceksiniz, bir yandan da “darbeci dayatmaları”na geri dönülmesini isteyeceksiniz!..

Söyleyin Allah aşkına; siz, aklınızı peynir-ekmekle mi yediniz?..

Yoksa, kafalarınızı “28 Şubat darbecileri”ne “kiraya” verdiniz de, o kiracıları kafanızdan çıkaramıyor musunuz?..

Neymiş;

Bu teklif, “28 Şubat’ın rövanşı” imiş!..

Bu teklif; “Cumhuriyet’le hesaplaşma” imiş!..

Ulan, ne “kuş beyinli”siniz siz?..

Cumhuriyet, 1923’te ilân edilmedi mi?..

Peki, 1997’de “dipçik zoruyla” dayatılan “kesintisiz eğitim”in Cumhuriyet’le ilgisi ne?..

Cumhuriyet, 1997’de mi ilân edildi ki, kalkmış “Cumhuriyet’le hesaplaşma”dan dem vuruyorsunuz?..

Söyleyin Allah aşkına;

Şu “kış” günlerinde, aklınız “yaz tatili”ne mi çıktı?..

Değilse, bu “şapşallık” niye?..

Susun da, oturun oturduğunuz yerde!..

Hiç olmazsa, “komik” olmazsınız!..

Çünkü, sergilediğiniz bu komikliğe; bırakın “insan”ları, “karga”lar bile münasip yerleriyle gülüyorlar!..

KIZLAR EVE KAPATILACAKMIŞ!

Diyorlar ki;

“4+4+4, bir okulsuz eğitim plânıdır!..

Bu, dindar nesil yetiştirme plânıdır!..

Bu plânla, zorunlu eğitim fiilen 4 yıla inecek ve kızlar eve kapatılacaktır!”

Yani, bu kadarına da çüşş!..

Ulan, bu iktidar değil mi;

“Baba Beni Okula Gönder” ve “Haydi Kızlar Okula” kampanyaları açan?..

Bu iktidar değil mi; özellikle Doğu ve Güneydoğu’da kızlarını okula göndermeyen ailelere “eğitim parası” verip de, kız çocuklarını okulla buluşturan?..

Bir iktidar ki; hem “okuma seferberliği” açacak, hem de “kız çocuklarını eve kapatmayı planlayacak” öyle mi?..

Merak ediyorum;

Bunları söyleyenlerin “beyin”leri nerededir?.. “Kafa”larında mı, yoksa “kuyruk sokumları”nda mı?..

Efendim, olay şudur:

“4 yıllık eğitim”den sonra, “evde eğitim” görecek çocuklar meselesi, tamamen “özürlü çocuklar”la ilgilidir... Çocuk “özürlü” ise, “hiperaktif” ise veya “arkadaşlarıyla kaynaşma sorunu” yaşıyorsa, işte onlar “evde eğitim” görecekler!..

Ki, bu da “Bakanlar Kurulu Kararı” ile mümkün olabilecek!..

Mesele, bundan ibarettir!..

Şu hâle bakın; “çocukları okula getirmeye” çalışan bir iktidar, “kızları eve kapatmaya çalışmakla” suçlanıyor!..

El insaf!..

KOÇ MU, TÜSİAD MI?

Gelelim, şu “İHL düşmanlığı” meselesine... Biliyorsunuz, “Cuntacılar”ın dayattığı, “Bülent Ecevit-Mesut Yılmaz ikilisi”nin çıkardığı “8 Yıl Kesintisiz Eğitim Yasası”nın amacı, “İHL’lerin köküne kibrit suyu dökmek”ti!..

Ne var ki;

“Cuntacılar ve siyasi işbirlikçileri”nin çıkardığı bu yasa, sadece İmam-Hatip’leri vurmakla kalmadı, “Meslek liseleri”ni de mahv-u perişan etti!..

Memlekette “ara eleman” sıkıntısı başlayınca da, ilk feveran eden “Koç Grubu” oldu.

Bir “kampanya” başlattılar:

“Meslek lisesi, memleket meselesi.”

Yani, İHL’lerin kökü “kurutulmak” istenirken, “meslek liseleri”nin de perişan edildiğini ilk fark eden “Koç Grubu” oldu ve “meslek liselerinin yeniden ihya edilmesini” istemeye başladılar.

Peki, şimdi sormak gerekmez mi;

Koç Grubu, bir “Cumhuriyet karşıtı” mıdır?.. Ya da, onların “Atatürkçü”lüğünden şüphe edilebilir mi?.

Bir de, şöyle bir soru:

“Koç Grubu”ndan herhangi biri “aday” olsaydı, bugün “TÜSİAD Başkanlığı” koltuğunda Ümit Boyner oturabilir miydi?..

Şu hâle bakın;

Koç Grubu, “meslek liselerinin ihya edilmesi”ni yani “eski sistem”e dönülmesini istiyor ama TÜSİAD, “eskiye dönülmesi”ne şiddetle karşı çıkıyor!.. Hem de; dünyanın hiçbir ülkesinde “kesintisiz eğitim”in olmadığını bile bile!..

Ne yani;

Ümit Hanım, Koç’lardan daha mı akıllı, Koç’lardan daha mı Atatürkçü’dür?..

KİN’LERİ DİN OLMUŞ!

Hiç kimse, bu işin altında “bit yeniği” aramaya kalkmasın!.. Bu teklif, “Türkiye şartları” öyle gerektirdiği için yapılmış ve inşaallah yasa olarak da çıkacaktır!..

Haa, bu arada “İmam Hatip’lerin önü de açılır”mış!..

Varsın açılsın!..

Sayın Ömer Dinçer’in dediği gibi;

Onlar da bu ülkenin okulları, onlar da bu ülkenin çocukları değil mi?..

Eğer bu “kin” devam ederse, “kininizle geberin” demekten başka söz bulamıyorum.

Evet; bir “tabu”, bir “din” haline getirdiğiniz “kin”inizle geberin!..





Entrika üstüne entrika!

Dün de yazdım... Bu gidişle, CHP ikiye bölünebilir!..

“Yeni CHP”den; ya “yeni bir parti”, ya da “Eski CHP” doğabilir!..

Ne yalan söyleyeyim; CHP’li olanlara; bugünlerde hem üzülüyor, hem de gülüyorum... Şu hâle bakın; “Anadolu halkının gönlünde ateş yakamayan” CHP kurmayları, kalkmışlar, sahnede “Anadolu Ateşi” yakacaklar!.. Sadece bununla kalsa, yine iyi...

Hani, hep “Bizans entrikaları”ndan söz ederiz ya, işte o “entrika”lar, Ankara’ya, CHP’nin içine taşınmış da haberimiz yok!..

Şu hâle bakın; CHP’li muhalifler, “26 Şubat’taki Kurultay’ı yaptırmamak” için “delege”leri tavlamaya çalışmakla meşgul!..

Eğer yeterli sayıda delege gitmezse kurultay yapılamayacak ve dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun istifası gündeme gelebilecek!..

Muhalifler bununla meşgulken, Genel Merkez de, bir başka “entrika”nın peşinde!.. Eğer yeterli delege gelir de, “26 Şubat Kurultayı” yapılırsa, son anda bir “önerge” verilip, 27 Şubat’taki kurultayın “iptal” edilmesi istenecek!.. Demokrat Parti’nin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri demiş ya; “Allah, CHP iktidarını da CHP muhalefetinden korusun”...

Herhalde, bu “entrikacılığı” kastediyordu!..

Görüyorsunuz ya; daha “muhalefet”te iken “birbirine düşen” bir parti, “iktidar”a geldiğinde, herhalde “birbirini yer!”

Bakalım, “Anadolu Ateşi”yle kimler yanacak, kimler kavrulacak?..

Bakalım, “o ateşin külleri”nden kimler doğacak?..

İlgiyle, merakla, heyecanla izliyoruz!..



Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi