Erdal Şafak

Erdal Şafak

Seul'den Tahran'a

Seul'den Tahran'a

Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nın ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun hikâyesi neredeyse 60 yıl önceye dayanıyor...
Her şey ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower'in 8 Aralık 1953'te BM Genel Kurulu'nda yaptığı "Atoms for Peace" başlıklı konuşmada, nükleer maddelerin kullanımını denetlemekle görevli bir uluslararası örgütün kurulması çağrısı yapmasıyla başladı.
O tarihte dünyada sadece üç ülke nükleer güç statüsünü kazanmıştı: ABD, Sovyetler Birliği ve İngiltere. ABD, 1945'ten bu yana atom silahı sahibiydi ve Hiroşima ile Nagazaki'ye attığı bombalarla, dünyada insan eliyle kıyamet koparılabileceğini göstermişti. Sovyetler Birliği bloklar arasında dehşet dengesini sağlamak için 1949'da atom bombasını üretmeyi başarmıştı. Eisenhower'in BM'deki söylevinden bir yıl kadar önce de İngiltere ilk atom bombasını cephaneliğine koymuştu.
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) 23 Ekim 1956'da 81 ülkenin imzasıyla kuruldu, 29 Temmuz 1957'de de resmen hayata geçirildi. Merkezi Viyana'da bulunan UAEK'nin görevi nükleer teknolojilerin transferini denetlemek, nükleer güvenliği sağlamaktı.
Ama ne Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması, ne de UAEK, nükleer silahlanma yarışını önleyebildi: Fransa (1960), Çin (1964), Hindistan (1974), Pakistan (1998) Nükleer Kulüp üyesi oldular. Arada sessiz sedasız, daha doğrusu ABD'nin görmezden gelmesiyle İsrail de 1970'lerin sonuna doğru nükleer güç oluverdi.
Ve bu yeni nükleer güçlerin hiçbiri ne durdurulabildi, ne de yaptırımlarla caydırılabildi. Bir başka deyişle, bu oldu-bittilere kimse sesini çıkar(a) madı.
Ama ne zaman ki Kuzey Kore ve İran 2000'lerle birlikte nükleer güce erişim için program geliştirmeye başladılar; kıyamet koptu.
Kuzey Kore nükleer bomba sahibi olma amacını hiçbir zaman gizlemedi. İran ise ısrarla derdinin nükleer silah yapmak değil, nükleer enerjiden yararlanmak olduğunu savundu ama başta ABD olmak üzere Batı'yı inandıramadı.
Ve bugünlere geldik. Tablo şöyle: 2010'da Washington'da, 2012'de Seul'de yapılan "Nükleer Güvenlik Zirvesi"nin resmi gündeminde kesinlikle Kuzey Kore ve İran yer almadı; hedef nükleer maddelerin, özellikle de yüksek oranda zenginleştirilmiş plutonyum ve uranyumun terör örgütlerinin ve mafyanın eline geçmesini önlemek için daha iyi korunmasıydı.
Gerçekten de bugün devletlerin depolarındaki yüksek oranda zenginleştirilmiş plutonyum ve uranyum stokları, binlerce atom bombası yapmaya yeterli.
Evet, ne Washington'daki, ne de Seul'deki zirvede Kuzey Kore ve İran sorunları gündemde değildi ama herkes bu iki ülkeyle yattı, bu iki ülkeyle kalktı.
Seul zirvesinin sonunda varılan nokta şöyle: Kuzey Kore'nin nükleer silah inadı, anlaşılan sonunda tek müttefiki Çin'in de sinirlerini bozmaya başladı. Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao, dünyadan kopukluğunu vurgulamak için "Keşişler Krallığı" diye nitelediği Kuzey Kore'nin sınırlı kaynaklarını silahlanmaya harcamak yerine halkının mutluluğu ve refahı için değerlendirmesinin daha akıllıca bir tercih olacağını söyledi. Herhalde ilk kez Çin böyle açıkça "Çakıyor" Kuzey Kore'ye.
İran'a gelince; Türkiye'nin de çabalarıyla sorunun müzakereler yoluyla çözümü için bir şans daha tanınacak. "5+1" grubuyla (BM Güvenlik Konseyi'nin veto hakkına sahip 5 daimi üyesi ABD, Rusya, Çin, İngiltere Fransa ile Almanya'dan oluşuyor) İran temsilcileri büyük bir olasılıkla önümüzdeki ay İstanbul'da buluşacaklar.
Bu yazıyı bitirdikten birkaç saat sonra Tahran'a uçacağız. Başbakan Erdoğan orada İran rejiminin tüm kilit isimleriyle görüşecek: Dini lider Ayetullah Ali Hamaney, Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Rahimi, Meclis Başkanı Ali Laricani...
ABD Başkanı Barack Obama'nın Seul'den gönderdiği son uyarı da herhalde bizden önce Tahran'a varmış olacak: "Kışkırtıcılar artık ödüllendirilmeyecek. O devir geride kaldı..."

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Erdal Şafak Arşivi