Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Labisu sevbi’z zur

Labisu sevbi’z zur

Bütün devrimler ve devrimciler Suriye halkını desteklediği halde niçin İran, Arap Devrimi’nin ilham kaynağı ve rol modeli olduğunu söylemesine rağmen, diğer devrimciler gibi Suriye halkını desteklemiyor? Hatta Arap Devrimlerini devşirmek ve kendi güdümünde göstermek için Ali Ekber Velayeti başkanlığında bir Sahve (Uyanış) komitesi veya temas grubu kurmasına rağmen, neden Suriye ve Bahreyn’de ters istikametleri destekliyor? Belli ki İran için bir şeyin doğru olup olmaması ya önemli değil veya ikinci derecede önemli. Birinci makamda veya derecede onu ilgilendiren husus nasıl ondan yararlanabileceği olmalı. İran’ın pozisyonu hakikatle değil, asabiyetle alakalı. Libya’da da hem Suriye hem de İran, devrime karşıydı. Libya devriminin Suriye kapılarına dayanmaması için Kaddafi’yi bariyer ve yavaşlatıcı bir faktör olarak görüyorlardı. Devrildiğinde de ilk kutlayanlar arasında yerlerini aldılar. Bu mesele mafya kurallarına benziyor. Öldürdükten sonra cenazesinde yürüyorlar. Arap Baharı’na ve devrimlerine hamilik ve kirvelik yapmak istiyorlar ve bu meyanda Mısırlı Selefileri bile İran’a davet ediyorlar. Ardından da Suriye Selefilerini aşırı dinci ve terörist ilan ediyorlar. Esasında Mısır’da uyguladıkları politikayı Suriye’de de tekrarlasalar Suriye halkıyla barışacaklar. Rejimin arkasından çekilseler ve İslâm âlemiyle uzlaşma arayışı içine girseler aslında herkes kazanacak. Lakin bunu yapmıyorlar ve yapamıyorlar. Zira mesele herhalde kimya ve madenleriyle alâkalı bir durum. İran rejimi de Suriye gibi aynısını yapıyor. Kendi sınırları içinde mücadele ettiğini öteki sınırlarda tanıyor veya onlara ulaşmaya çalışıyor. Mısır’daki Selefilere el uzatıyor, Suriye’deki Selefileri ise aşırılar olarak yaftalıyor. Suriye rejimi de içeride İhvan’ı ölümle yargılarken İhvan’ın Filistin uzantısı olan Hamas’a da sırf siyasi rant için kucak açıyor ve kol kanat geriyordu. Belki de direniş ticareti için gerekli bir unsur.

•

Bu tutarsızlıkları aşabilse herkes için iyi olacak ve zorluklar aşan olacaktır. İranlı meşhur yazarlardan ve resmi çevrelere yakın isimlerinden Sabah Zengene (No one benefiting from the Syrian turmoil / Sabah Zangeneh Tehran Times, 13/5/2012), Suriye’deki galeyan halinden kimsenin kârlı çıkmadığını söylüyor lakin suçu yine direnişçiler üzerine boca ediyor, yani halka yıkıyor. Zengene, Suriye’deki olayların teröristlerin işleri olduğunu yazıyor. Buna rağmen Suriye rejiminin sistematik bir biçimde reform yolunda ilerlediğini ve sapmadığını söylüyor. Tezkiye ediyor. Beşşar halkı yara yara reform yolunda ilerliyor da Bahreyn rejimi niye çuvallıyor? Aynı kalıptan çıkmış gibi yazan Hossein Ruivaran de ‘A new opportunity emerges for peace in Syria’ (Tehran Times, 13 May 2012) başlıklı yazısında Selefilerin, Kaide ve Suriye Özgür Ordusu’nun gemi azıya aldığını, şiddet ve terör sarmalında doludizgin ilerlediklerini yazıyor. Halbuki, Ban Ki-moon, 17 Mayıs olaylarıyla ilgili olarak yapmış olduğu Kaide suçlamısını bilahare geri çekmek zorunda kalmıştır. Elbette terör terördür ve teröre terör demek gerekir. Kaide yerine eylemlerin arkasından Suriye rejimi ve muhaberatı çıksa İran buna da terör diyebilecek midir? Zannetmiyoruz. Zira olaylara hakkaniyetle değil, siyasi gözlükle bakıyor. Çıkarları üzerinden bakıyor.

•

HaTta Türkiye gibi ülkeleri yönlendirmek için o kadar gayret ediyorlar ki; ancak o kadar olabilir. ‘Logodaki Kur’an-ı Kerim ve Kılıç’ başlıklı yazısında Yalçın Doğan (Hürriyet, 12 Nisan 2012) şunları yazıyor: “Türkiye’nin hedefe oturttuğu Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın değerlendirmesi: ‘Ankara benim gitmemi, yerime Müslüman Kardeşler’in gelmesini istiyor.’ Bu Esad’ın iddiası. Ankara’nın böyle bir amacı var mı, yok mu, orası ayrı. Ama söylediği dedikodu falan değil, kendisiyle görüşen Türklere söylüyor. Müslüman Kardeşler mi? İran İslâm Cumhuriyeti Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı bir süre önce TBMM’ye geliyor, bizim Dışişleri Komisyonu’nda şöyle diyor: ‘Suriye’de biz çok endişeliyiz, Esad giderse yerine radikal İslâm gelebilir...’ Acaba İran neden herkesten fazla radikal İslâm’dan endişeli? Bu durumda, Hizbullah hakkında ‘radikal İslâm’ tabirini kullanan Batılılar için ne düşünüyor? Bütün bunların üzerine Ayetullah Muhammed Rıza Mehdavi Kani, Arap Baharı ve devrimlerinin Ayetullah Humeyni’nin fikirlerinden mülhem olduğunu ve ilham aldığını söylüyor (‘Imam Khomeini’s thoughts inspired Islamic Awakening’ Political Desk, Tehran Times, 13 May 2012). Demek ki, ilham kaynağı Ayetullah Humeyni. Bu durumda Arap devrimlerinde İmam’ı kim ilham aldı; radikal İslâmcılar mı, seküler güçler mi? Ayıkla pirincin taşını. Buna mukabil Atasoy Müftüoğlu, ‘Arap Baharı denen bu hareketlerde tek bir antiemperyalist ses yükselmedi’ diyerekten Fransız ve Rus devriminden sonra üçüncü büyük dalga olan bu tarihî süreci toptan karalıyor. Peygamberimiz ise; sahibi olmadığı şeyi iddia makamda seslendiren kişiyi ‘labisu sevbi’z zur’, yani yalan elbise giymiş kimseye benzetiyor. Bugün buna yalan rol modeli deniliyor. İddia makamında yola çıkanlar, inkâr makamına düşebilirler. Allah akıbetimizi hayreyleye...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Özcan Arşivi