Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Arap Baharı ve Filistin davası

Arap Baharı ve Filistin davası

Bazıları şöyle diyorlar: Eskiden Arapların merkezi davası Filistin idi. Arap Baharı ise, gözleri iç meseleye çevirdi. Arap Baharı’nın gündeminde veya merkezinde Filistin meselesi yok. Keza Arap devrimlerinde atılan sloganlarda İsrail ve ABD kınanmıyor. Öyleyse bu devrimler Amerikan rahminde cenin haline geliyor. Amerikan istihbaratının kuluçkalarında mayalanmış devrimlerdir. Türkiye’de ulusalcı kesimler meseleye böyle bakıyor veya böyle görmek istiyorlar. Arzularına veya kurgularına hakikat sureti giydirmek istiyorlar. Peki! Bu hususlarda Filistin adına düşünenler değil de gerçek Filistinliler ne düşünüyor? Gerçekten de Arap Baharı bölgesel olmaktan ziyade mahalli. Onun ötesinde siyasi veya ideolojik değil. Ama kesinlikle kurgu değil, organik ve fıtrî. Peki, onun ilk planda mahalli olması Arap Baharı’nın düşmanlarının iddia ettiği gibi olumsuz bir unsur mu? Hamas’a yakın isimlerden Tarık Hamud ve Şeyh Salih el Aruri gibiler kesinlikle bunun olumsuz bir durum olmadığını sadece aşamalı ve halkalı bir hareketi temsil ettiğini söylemektedir.

Devrimlerin mahalli veya ulusal çapta olması tamamen şekli bir durum. Bu zevatın yerinde tespitlerinde olduğu gibi, Malik Binnebi gibi sosyologların da değindiği gibi, temel mesele dahili denklemdir. Dahili denklemde mücadeleyi kazanan ikinci aşamaya geçer. Mücadelesini harici arenaya kaydırır. Dahilde afiyetini kazanamayan hariçte faktör ve aktör olamaz. Esasen Filistin felaketinin en temel momentumu Osmanlı gibi müşterek devletin yıkılmasıdır. Felaketin ikinci aşaması ise, tavaif-i mülük olarak anılan kutri, yani ulusal devletlerin teşekkülü ve bunların da kendi dar çıkarlarına odaklanmalarıdır. Skala veya meratip halindeki bir mücadelede dahili zemindeki, yani iç halkadaki mücadeleyi kazanmadan dış halkayı etkilemek mümkün değildir. Dolayısıyla tamirat tersinden; ulusal düzeyden başlaşacak ve Osmanlı gibi müşterek bir yapıya doğru yayılacaktır.

¥

Arap Baharı ile birlikte aklı batın veya şuuraltı yeniden harekete geçmiştir. Arap Baharı enfüsi dairede şuuraltının yeniden uyanışı ve afakta da tarihin yeniden harekete geçmesi olarak tanımlanabilir. Bunun elbette ki skala biçiminde öncelikleri vardır. Yiğit düştüğü yerden kalkar hesabı, Arap Baharı önce hareketlendiği alanı, yani kendi zeminini tamir ediyor. Birinci aşamaya geçmeden ikinci aşamanın edebiyatını yapmak ütopik olur, gerçekçi olmazdı. Sonraki kademelerde ise ümmet düzeyinde tamirata girişecektir.

Basın Kulübü’nde konuştuğumuz Filistin’in vicdanı ve Mavi Marmara kahramanı Raid Salah da birinci halkadaki tamirattan sonra Arap Baharını teşkil eden yapıların birbiriyle kenetleneceğini ifade etmektedir. Arap Baharı’nın iki önemli sonucu olacaktır. Bunlardan ilki, Türkiye Osmanlı döneminde olduğu gibi yeniden organik olarak Araplarla kenetlenecektir. Bu da Esatlar sonrasında Suriye üzerinden gerçekleşecektir.

Arap-Türk birliği yeniden tesis edilecektir. Bizdeki ulusalcı kesimlerle birlikte Esat rejiminin korkusu bundandır. Bundan dolayı Türkiye’nin Arap Baharı’yla ilgilenmesini Osmanlı projesi olarak adlandırıyorlar. Bu noktada, Beşşar rejiminin İran ve İsrail’le birlikte ortak bir cepheyi temsil ettiğini görüyoruz. Çünkü bu sürecin sonucu hepsini silip süpürecektir. Arap Baharı’nın ikinci sonucu ise Filistin ve Kudüs’ün kurtarılması olacaktır. Tarık Hamud ve Şeyh Salih el Aruri gibi Filistinliler, Arap Baharı’nı ‘bidayeti nihayeti’l nekbe’, yani Filistin felaketinin sonunun başlangıcı olarak görüyorlar.

¥

Raid Salah da Arap Baharı’nı İslâm baharının bir muştusu ve tomurcuğu olarak algılamaktadır. Baharın mukaddimesi veya muştusu olarak görmektedir. Arap Baharı İsrail’in zevalini beraberinde getirecektir. Arap Baharıyla birlikte İsrail’in zırhları deliniyor. Bu zırhların arkasından Davud yeniden zuhur edecektir. Bunların başında Mübarek, Zeynelabidin Bin Ali, Kaddafi ve Beşşar Esat gelmektedir. İki inatçı zırhtan birisi Kaddafi diğeri ise Beşşar Esat’tır. Bu zırhların yıkılmasıyla birlikte İslâm dünyasında muhtemel olarak 70 yıl kadar sürecek yeni bir Davud ve Süleyman (Aleyhumasselam) dönemi zuhur edecektir.

İsrail’in zırhlarını yıkmadan İsrail’in özünü ulaşmak mümkün değildir. Filistin meselesini İsrail’den ibaret görenler, meseleye indirgemeci olarak bakıyorlar. Bu Deccalist bir bakış açısının ürünüdür. İsrail’i asıl koruyan onun Arap ve İslâm alemindeki zırhlarıdır. Filistin meselesini İsrail’e indirgeyenler mugalatacılardır. İşte bunlar Arap Baharı’nda neden İsrail aleyhine slogan atılmadığını soruyorlar. Bunu söyleyenler, 64 yıldır slogan atıyorlar; lakin fiili hiçbir faydaları görülmedi. Bunlar kalpten değil, kalıptan konuşuyorlar. Halbuki, Mübarek ve Zeynelabidin bin Ali, Şaron ile aynı dalga boyunu temsil ediyorlardı. İsrail aleyhine slogan atanları fişliyor veya hapislerde süründürüyorlardı.

Raid Salah, Suriye devrimiyle alâkalı şunları söylüyor: Suriye devrimini desteklememek benim kendimle ve davamla çelişmem olur. Dolayısıyla, Suriye devrimini desteklemek Filistin’in kurtuluşunu desteklemektir. Arap Baharı’nın tarih dışına süpürdüğü rejimler reşit olmayan ve hadis diliyle sübyan idareleri temsil ediyordu. Raid Salah, yoldaki yeni rejimleri ise, reşit idareler veya meritokratik idareler olarak tanımlıyor. Hamas’ın önemli temsilcilerinden Musa Ebu Marzuk da Arap Baharı’nın stratejik anlamda Filistin davasının lehine olduğunu ve özgürlük yolunu kısaltacağını söylemektedir. (http://www.ahram.org.eg/Journalist-reporters/News/152066.aspx

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Özcan Arşivi