27 Nisan 2018 Cuma12 Şaban 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “İman edenlerin Allah'ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.” (Hadîd, 16)
  • “Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh'ı zikretmek ve O'na yaklaştıran şeylerle, ilim (mârifet ilmi) öğreten âlim ve (Hakk'a lâyıkıyla kul olmak için) tahsil gören talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:24Güneş 06:01Öğle 13:08İkindi 16:55Akşam 20:03Yatsı 21:33
    • 22°C Adana
    • 23°C Adıyaman
    • 13°C Afyon
    • 15°C Ağrı
    • 17°C Amasya
    • 16°C Ankara
    • 25°C Antalya
    • 19°C Artvin
    • 19°C Aydın
    • 18°C Balıkesir
  • BIST: 107.015 -0.36
  • Altın: 172,213 -0.84
  • Dolar: 4,0658 -0.91
  • Euro: 4,9307 -1.38

Basının zeki, çevik ve ahlaklısı

Engin Ardıç

Herkes kendi kafasına göre "tercüme etmiş", aslını arıyorum arıyorum ulaşamıyorum.
Hani nasıl "efendiler"i "baylar" yaparak gülünç olmuşlardı, burada da kimisi "basın özgürlüğü" demiş, kimisi geliştirmiş "basın-yayın özgürlüğü" yapmış, kimisi "ifade özgürlüğü" diye azıcık güncelleştiriyor.
Aslı şöyle bir şey olsa gerek: "Matbuat hürriyetinden doğacak mahzurları izale etmenin tek yolu gene matbuat hürriyetidir."
Atatürk'ün ünlü sözlerinden biri.
Atatürk ya Osmanlıca konuşuyor, yeni kuşaklara tercüme etmek gerekiyor, ya da Çağatayca konuşuyor, "duygum tükel özgü bir kıvançtır, uluslarımız ataç özlüklerin tüm ıssıları olarak baysallık, önürme ve uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar" diyor, bu sefer de İsmet Paşa "vallahi hiçbir şey anlamadım" buyuruyor. Elbette herkese dediği gibi Atatürk'e de "hadi canım sen de" diyemiyor...
Atatürk basın özgürlüğüyle ilgili özdeyişini ne zaman söylemiş, onu da bulamıyorum.
Acaba 1925 yılından önce mi, sonra mı? (Herhalde 1945 olacak değil ya.)
Bilindiği gibi 1925 yılında "Başvekil İsmet Paşa" bir kanun çıkarmış, bütün ifade özgürlüklerini ortadan kaldırmıştı.
4 Mart 1925 tarihli bu yasaya göre hükümet, cumhurbaşkanının onayıyla, her türlü basını ve yayını yasaklamaya yetkili kılındı (ayrıca partileri, dernekleri, sendikaları, her türlü örgütlenmeyi falan filan.)
Yasanın altında elbette cumhurbaşkanının imzası vardı, aksi takdirde zaten yürürlüğe giremezdi!
Kapatılan partilerin, gazetelerin, dergilerin falan filan kapatma kararnamelerinin altında da cumhurbaşkanının onay imzası vardı. Yani hükümet, aldığı her kapatma ve yasaklama kararını yasaya uygun olarak yapıyordu, başka türlüsü de düşünülemezdi.
Peki, Atatürk ne zaman söyledi, basın özgürlüğünden doğacak sakıncaların en iyi ilacının gene basın özgürlüğünün kendisi olduğunu?
1925 yılından önce söylediyse, nasıl oldu da Takrir-i Sükûn Kanunu'na imza atarak kendi kendisiyle çelişkiye düşebildi?
1925 yılından sonra söylediyse, nasıl olur da altında kendi imzası bulunan kanunu sözle de olsa çiğner, onu yalanlar?
Daha önce söylediyse, nasıl olur da devrin başbakanı onun ilkelerine aykırı bir yasa çıkarabilir meclisten?
Peki, 1929 yılında yürürlükten kalkan yasadan sonra Serbest Fırka açıldı, kısa bir süre sonra kapandı ama diğer partiler niçin kurulamadı?
Yalnızca "basın" demişti, ondan mı?
Cahilim, aklım ermiyor, beni aydınlatınız.
Vallahi ben de derim ki, cehaletten doğacak saçmalıkları ortadan kaldırmanın en iyi yolu bilgi edinmektir.
Gülünç duruma düşmemenin en iyi yolu da oturup düşünmek...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.