Engin Ardıç

Engin Ardıç

Hiç sırası değildir

Hiç sırası değildir

Acaba Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, büyük yanlışı, Lausanne barış görüşmelerinde meseleyi "Müslüman-Hıristiyan ayırımı" olarak kabul etmekle mi yapmıştır?
Böylece, birkaç ay sonra kurulacak Türkiye Cumhuriyeti'nin sırtına kamburu da daha doğmadan bindirmiş midir?
Öyle ya... "Türk ve Türk olmayan" unsurlar üzerinden pazarlık edilseydi, örneğin kimisi tek kelime bile Rumca bilmeyen "Ortodoks Türkler'i" yani Karamanlılar'ı da mübadelede göndermek dramı yaşanmayacaktı...
Hepsinden önemlisi, "Kürt kamburu" sırta alınmayacak, ulus-devlet kuralım derken iki ayrı unsurlu bir devletle burun buruna gelmek gibi bir saçmalık ortaya çıkmayacaktı!
("Kurucu babalar" federasyonu önce bir düşündüler, sonra vazgeçtiler. "Zaman içinde asimile ederiz" dediler, edemediler. Büyük bir belayı bize miras bıraktılar, sağolsunlar.)
Sonuçta Rumlar değil, Ortodokslar gönderildi... Siyaset dehası Erdal İnönü'nün(!) babası siyaset dehası İsmet Paşa'nın, kulağının az işitmesine dayalı müthiş siyaset gücü, buna İstanbullu Rumlar'ı da katmaya yetmedi... (Onlar daha sonraları daha başka ve daha "ince" yöntemlerle gönderildiler.) İstanbullu Rumlar burada kaldılar, Batı Trakyalı Türkler de orada...
Bunlar da Lausanne metinlerinde "Müslümanlar" olarak geçerler. Yunan devleti de, aynı barış antlaşmasına dayanarak onları "Yunanlı Müslümanlar" olarak kabul eder. "Türk azınlık" diyene tepki gösterir.
Fakat Allah'ın işine bakınız ki, Yunan devleti Batı Trakya'yı hep "ikinci sınıf bir bölge" hatta bir sömürge gibi görmüştür...
Nereden mi bellidir? Her vilayetine bildiğimiz valisini, yani dahiliye memurunu gönderen Atina Hükümeti, Batı Trakya'ya vali niyetine diplomat, yani "hariciyeci" gönderir!
Geçen gün bizim başbakan oranın Türk partisi olan Dostluk, Eşitlik ve Barış Partisi'nin kuruluş yıldönümüne bir mesaj göndermiş, o mesajda kullandığı "Türk azınlığı" lafı Atina'yı kızdırmış...
"Lausanne metninde böyle bir şey yok" diyorlar. Hukuk açısından haklılar tabii, ama bu ince ayar, orada yaşayan insanların Türk oldukları gerçeğini değiştirmiyor.
Fakat bunu basında "Erdoğan gerçek emelini ortaya koydu" ya da "Erdoğan tahrik ediyor" şeklinde yansıtmak da tipik bir komşu şirretliği.
En iyisi, konuşurken lafına dikkat etmek ve bu tür sürtüşme doğurabilecek "nazik" ayrıntılara girmemektir. Çünkü, hem Suriye, hem İran, hem de İsrail'le sorun yaşarken, bunlara bir de Yunanistan'ı dahil etmemek lazım. (Batı sınırımız güllük gülistanlık, bir de orayı "canlandırmanın" hiç sırası değildir.)
Çünkü malum senaryodur... Ekonomik krize giren ülkelerde faşizm başkaldırır. Kriz derinleşir ve iktidara gelebilirse de... Kendi iç zorbalık düzenini kurduktan sonra etrafına bulaşır!
Bu yerel çapta da olabilir, Arjantin cuntasının Falkland adalarına saldırması gibi, çok daha büyük çapta da olabilir, Hitler'in yeni bir dünya savaşını tetiklemesi gibi. İsterseniz, Yunan cuntasının Kıbrıs'ı ele geçirme çabası buna daha güzel bir örnek olsun.
Sonuçta mutlaka geberir giderler de, başımız ağrır. Yunan faşistlerini azdırmaktan kaçınmak lazım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum
Engin Ardıç Arşivi