Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Eski bayramlarımız

Eski bayramlarımız

Os­man­lı’nın son za­man­la­rın­da or­ta­ya çı­kan bay­ram kart­la­rı­na, “İy­di­niz sa­id, öm­rü­nüz me­zid ol­sun!” di­ye ya­zar­lar­dı, “bay­ra­mı­nız mü­ba­rek, öm­rü­nüz be­re­ket­li ol­sun” an­la­mın­da...
Be­nim ço­cuk­lu­ğum­da da “Bay­ra­mı­nız mü­ba­rek ol­sun” der­dik. Son­ra “kut­lu ol­sun” de­me­ye baş­la­dık. “Mü­ba­rek” ne­re­de, “kut­lu” ne­re­de?..
Al­lah’ın se­la­mı­nı da “gü­nay­dın”, “tü­nay­dın”la de­ğiş­tir­me­dik mi za­ten?
Ay­rı­lır­ken, “Al­la­ha­ıs­mar­la­dık” di­ye­rek “Al­lah’a ema­net” eden ec­da­dın to­run­la­rı, ya “esen kal” di­yor, ya da “ken­di­ne iyi bak!”
İn­san ken­di ken­di­si­ne na­sıl ba­kar ki?.. Ya bu­nu cid­di­ye alıp yo­la bak­mak ye­ri­ne ken­di­ne ba­ka ba­ka gi­der­ken, bir ara­ba­nın al­tın­da ka­lır­sa? Ya­hut mu­zip bir ta­şa ta­kı­lır­sa?..
“İyi bak ken­di­ne!”
“Sen de ken­di­ne iyi bak!”
Bir bi­ri­mi­ze bak­mak­ta “pay­la­şım” var­dı, ken­di­mi­ze bak­mak­ta ise “ben­cil­lik” ve “ena­ni­yet” var...
Es­ki­si gi­bi “İy­di­niz sa­id, öm­rü­nüz me­zid ol­sun!” di­ye­lim de­mi­yo­rum, za­ten kim­se an­la­maz; sa­de­ce “mü­ba­rek” ke­li­me­sin­de sak­lı gü­zel­lik­ten bir bi­ri­mi­zi mah­rum et­me­ye­lim di­yo­rum.
Bi­li­yor mu­su­nuz, Os­man­lı sa­ra­yın­da bay­ram­dan üç gün ka­dar ön­ce bay­ram­laş­ma baş­lar­dı? Bu­na “Ari­fe Mu­aye­de­si” de­nir­di...
“Ari­fe Mu­aye­de­si”, şey­hü­lis­la­mın “Pa­şa­ka­pı­sı”nda sad­ra­za­mı kut­la­ma­sıy­la baş­lar, o gün ve er­te­si gün bo­yun­ca sü­rer­di...
Ve­zir­ler, pa­şa­lar, ocak ağa­la­rı (ge­ne­ral­ler) şey­hü­lis­lâm­dan son­ra sad­ra­za­mı teb­ri­ke gi­der­ler­di. Ari­fe gü­nü ise sa­ray­da “Ari­fe Di­va­nı” ya­pı­lır­dı.
O gün öğ­le na­ma­zın­dan son­ra, Di­van Ça­vuş­la­rı, tö­ren el­bi­se­le­ri­ni gi­yer, gös­te­riş­li âsa­la­rı­nı el­le­ri­ne alır, Di­van­ha­ne’nin (Kub­be­al­tı) önün­de saf tu­tar­lar­dı...
Bun­la­rın ar­ka­sın­da pa­di­şa­hın, ha­zi­ne de­ğe­rin­de ko­şum­lar­la do­na­tıl­mış bi­nek at­la­rı di­zi­lir, bay­ram üni­for­ma­sı için­de Has Ahır Sa­raç­la­rı göz ka­maş­tı­rır­dı...
İkin­di na­ma­zın­dan son­ra Meh­ter­ha­ne’nin “nev­bet” (marş­lar) çal­ma­ya baş­la­ma­sıy­la Di­van­ha­ne’de teb­rik­leş­me baş­lar­dı...
Sad­ra­zam, Di­van üye­le­ri­nin, Arz Oda­sı önü­ne ko­nu­lan “Are­fe Tah­tı”nda otu­ran pa­di­şah ise Bi­run (dış sa­ray gö­rev­li­le­ri) ve En­de­run (iç sa­ray gö­rev­li­le­ri) hal­kıy­la, ocak ağa­la­rı­nın kut­la­ma­la­rı­nı ka­bul eder, âdet ol­du­ğu üze­re ih­san­la­rın­da bu­lu­nur­du.
Ari­fe Di­va­nı’ndan son­ra pa­di­şah Has­bah­çe’de kı­sa bir at ge­zin­ti­si ya­par, son­ra bah­çe­de­ki köşk­le­rin­den bi­rin­de din­le­nir, din­len­me es­na­sın­da İç Oğ­lan­la­rı’nın gös­te­ri­le­ri­ni iz­ler­di.
Pa­di­şah, bay­ram ge­ce­si­ni Has Oda’da ge­çi­rir­di. Sa­ba­ha ya­kın sa­at­ler­de Meh­ter tek­rar nev­bet vur­ma­ya baş­lar­dı...
Sa­ray hal­kı sa­bah ve bay­ram na­maz­la­rı­nı Aya­sof­ya ima­mı­nın imam­lı­ğın­da Di­van­ha­ne’de kı­lar­lar­dı...
Na­ma­zı mü­te­akip Ba­büs­sa­ade (pa­di­şah ka­pı­sı) önü­ne gi­dip “Mu­aye­de-i Resm-i Hü­ma­yu­nu” (res­mi bay­ram­laş­ma) için pro­to­kol sı­ra­sı­na gi­rer­ler­di.
Pa­di­şah ise Aya­sof­ya Ca­mii’ne git­me­ye­cek­se, En­de­run av­lu­sun­da­ki Ağa­lar Ca­mii’nde na­ma­zı­nı kı­lar, En­de­run ağa­la­rı­nın kut­la­ma­la­rı­nı ka­bul eder, son­ra gi­dip “Sa­çak Al­tı”na ko­nul­muş bay­ram tah­tı­nın önün­de du­rur­du.
Na­ki­bü­leş­raf Efen­di (Pey­gam­ber Efen­di­mi­zin so­yun­dan ge­len­le­rin re­isi) dua eder, ar­dın­dan “al­kış­çı” de­nen ko­ro, “Aley­ke Av­nul­lah!”, “Pa­di­şa­hım çok ya­şa!”, “Mağ­rur ol­ma Pa­di­şa­hım, sen­den bü­yük Al­lah var!” gi­bi söz­ler­le, pa­di­şa­hı se­lam­lar­lar­dı.
Pa­di­şah, Pey­gam­be­ri­mi­ze hür­me­ten ön­ce Na­ki­bü­leş­raf Efen­di ile bay­ram­la­şır, ar­dın­dan şey­hü­lis­lâm­la ho­ca­la­rı ge­lir­di.
Ve­zir-i âzam­la (Baş­ba­kan) kub­be ve­zir­le­ri (ba­kan­lar) yer öp­tük­le­ri hal­de, Pa­di­şah, şey­hü­lis­lam ve ule­ma­nın teb­rik­le­ri­ni ayak­ta ka­bul eder­di. Âlim­ler­le tek tek el sı­kı­şır, Os­man­lı Dev­le­ti’nin il­me ver­di­ği de­ğer, âlim­le­re gös­te­ri­len il­gi ile dı­şa vu­ru­lur­du.
Da­ha son­ra Ha­rem da­ire­si­ne ge­çen pa­di­şah, an­ne­si, ha­nım­la­rı, ço­cuk­la­rı ve di­ğer ha­rem hal­kıy­la bay­ram­la­şır, bi­raz din­le­nir, ni­ha­yet “Bay­ram Ala­yı” için kı­ya­fet de­ğiş­ti­rir­di.
Bu sı­ra­da, sa­ra­yın Alay Mey­da­nı’nda da Ri­kâb Ala­yı ya da “Mev­kib-i Hü­ma­yun” de­ni­len, gör­kem­li bay­ram kor­te­ji ha­zır­la­nır­dı.
Pa­di­şah ge­çiş es­na­sın­da fa­kir fu­ka­ra­ya bah­şiş da­ğı­tır­dı.
Bun­ca söz­den son­ra, bay­ra­mı­nız mü­ba­rek ol­sun di­ye­yim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi