Öncü doktorlar nerede?

Öncü doktorlar nerede?

önceki gün bu sayfada "Doktorlara sitem" başlıklı bir yazı kaleme aldım. Annemin vefatını vesile ederek, hemen herkesin dert yandığı bir meseleye parmak basmaya gayret ettim. Nitekim, okurdan büyük bir ilgi buldu bu yazı; demek ki yara derin.
Maksadım ne doktorları incitmek, ne hasta yakınlarının acılarını tazelemek. Demek istediğim gayet açık: Her hasta ayrı bir insandır; yani ayrı bir dünya, ayrı bir derya... Her gün onlarca hastayla karşılaşan doktorlar (hemşireler, hastabakıcılar, hastane yöneticileri) çevrelerinde yaşanan trajik durumu rutinleşmiş ilişkiler nedeniyle kanıksıyor olabilir; ancak unutmamak gerekiyor ki tıp mesleği şefkate, merhamete, fedakârlığa dayanıyor. Şartlar ne kadar kötü olursa olsun, her hastaya ihtimam gerekiyor. Herkesin yakındığı problemlerin sebebi teknolojik yetersizlik, altyapı sorunları, sistem hatası vs. değil. Tabii ki bu tür faktörler de göz önüne alınmalı; ancak her şeyden önce sağlık hizmetleri veren kadronun insana yaklaşımında yeniden bir niyet tazelemesi gerekiyor...

Bizde tıp hâlâ çok pozitivist ve materyalist

Yıllar önce bir hastayı evinde ziyaret ettim. Kendisi hacca gitmiş, başından sarığını, sırtından cübbesini çıkarmayan, orta ölçekli bir esnaftı. İstanbul'da bulunan bir azınlık hastanesinde ameliyat olmuştu. Şuradan buradan konuşunca titrek sesiyle şöyle fısıldadı kulağıma: "Az daha Hıristiyan olacağım sandım." Şaşırmıştım. "Ne demek şimdi bu?" diye çıkıştım. "O hastanede insana o kadar candan, o kadar içten ve o kadar gönülden davranılıyor ki..." Ameliyat sonrası doktorun kendisini birkaç günde bir aradığını, hal hatır sorduğunu, ev telefonunu vererek, "Her saat arayabilirsin" dediğini uzun uzun anlattı. İnanamadım. Gün geldi o hastanede bir arkadaşımın babasını ziyaret ettim. Huzur veren bir bahçe içinde küçük bir kilise... Hastaya birkaç soru yöneltince anladım ki burada tedavi gören herkesin genel bir hoşnutluğu söz konusu. Hemşireler girdi odaya. Davranışları, onlara duyulan hayranlığın boşuna olmadığını yeterince açıklıyordu. Aradan geçen yaklaşık yirmi yıla rağmen hep sorarım "Niçin bizim doktor kardeşlerimiz de hastalarını böyle şefkatle kucaklamaz, niçin bizdeki hemşireler de melekleri kıskandıracak bir güler yüzle hastalara muamele etmez, niçin..?" Tabii ki fedakâr doktorların sayısı az değil; ama genelde şefkat çıtasının yukarıda olduğunu söylemeye hiç kimsenin dili varmıyor...

Doktor arkadaşlarla konuşuyorum, onların dertlerini dinliyorum; onlara çoğu kez hak veriyorum. Ancak fazla mesai yapmak, yorgun düşmek, çok hastayla meşgul olmak gibi sebeplerin doktorluğun ruhunu öldüreceğine inan(a)mıyorum. çünkü her defasında gözümün önüne o koca Afrika kıtası geliyor. Bu kara kıtayı Hıristiyanlaştıran, onca imkânsızlıklara ve olumsuzluklara boyun eğmeden hizmet götüren doktorlardır. Misyonerlerin fedakârlığını alkışlamak için söylemiyorum bunları. Tam aksine, Hıristiyan doktorlar şefkatle yaklaşıp insanların tedavisiyle gönüllere girerken, şefkatle merhametin burçlarında yetişen hekimlerimiz ne yapıyor diye sormak istiyorum. Fethedilmiş bir Afrika'mız yok; çünkü karanlıkları ışığa boğacak tabiplerimiz yok...

Bırakın Afrika'nın metruk bir köyünde insanların gönlüne girmeyi, bizde doktorların azımsanmayacak bir bölümünü mecburî Doğu hizmetine göndermek bile büyük bir sıkıntı. Devlet direndikçe tabipler de direniyor. Zorla olacak değil ya! Bu bir gönül işi. öğretmeniyle, mühendisiyle, esnafıyla, yatırımcısıyla bir gönül seferberliği olacak ki doktor da bu güzel gayretin en aktif gönüllü kadrosu haline gelsin. Doktorluğun özü fedakârlık ve ayrım gözetmeksizin insanlara sevgiyle yaklaşmak olduğuna göre; hiç kimsenin gitmediği yere en önce doktor gider; gitmelidir. Batıdan Doğu'ya akın akın gönül seferberliğimiz olsaydı, ayrılıkçı güçler bu kadar kolay serpilip gelişemezdi bu ülkede.

Acı bir hatıra daha: Yıllar önce yakın bir dostumun nişan töreni için Kosova yakınlarında bir köye gittim. Herkesin keyfi yerindeydi. Oyunlar, yemekler, çaylar, kahveler, sohbetler. Ruhumda derin bir kasvet hissettim. O esnada öğrendim ki beş-on kilometre ötede bir mülteci kampı var; savaştan kaçanlar oraya yerleştirilmiş. Rica ettim ev sahiplerine, beni kampa götürdüler. 3 bin kişinin barınması gerektiği yerde 30 bin mağdur insan kalıyordu. Gözlerim doldu. Utandım, gözyaşlarımı gizledim. Hicap ettim, yetim çocuklara sarılamadım. Onlarca doktor gördüm etrafta; sağa sola koşuşturuyor, insanlara merhametle, şefkatle yaklaşıyordu. İçlerinde bir tanecik Türk görmedim, İslam ülkelerinden gelen bir tabibe de rastlamadım. Belki de bizdeki tıp fazlaca pozitivist bir yörüngede deveran ediyor diye düşünmek zorunda kaldım. Fazlaca pozitivist, fazlaca materyalist, fazlaca...

Doktorlara dilekçem

Bir açıdan düşündüğümüzde rahatlıkla diyebiliriz ki, "Tıp âleminde dünyanın gerisinde değiliz". Doğrudur; modern hastaneler, gelişmiş cihazlar, teknolojik imkânlar... Ancak doktorluğun ruhuna, o ruhtaki ruhaniyete dönmek, belki her şeyi tepeden tırnağa bir daha düşünmek gerekiyor. Sistemde yapılacak reformlarla doktorlara daha rahat çalışma imkânı sunulmalı, onların problemlerine çözüm bulunmalı... Bütün bunlar yapılırken sağlık sektörünün insanı yeniden keşfe dair çıkacağı seyr-ü sefer çok önemli. İnsanlara şifa sunmakla mükellef her fert, insan psikolojisini yeniden satır satır okumak ve her bir hastaya ayrı bir ihtimam göstermek zorunda. İnsanı tıbbî tahlillerden oluşan kobay gibi gören anlayış iflas etmiştir...

Bu büyük değişim ve dönüşüm tepeden inme reform programlarıyla yapılamaz; öncü doktorlara da ihtiyaç var. Karşısına çıkan hastaya din, dil, ırk farkı gözetmeksizin hizmet veren doktorlar nerede? Fedakârlığıyla gönüller fetheden, şefkatiyle şifa dağıtan, insanlığıyla hayatı öğreten öncülere ihtiyaç duyuluyor bugün. Eğitimde yaşandı bu; sağlıkta neden yaşanmasın? Niçin hasbî bir kısım doktorlar insana odaklanmış doktorluğun öncülüğünü üstlenmiyor, niçin bazı hastaneler, insan merkezli tedavinin sembolü haline gelmiyor ve sektörde büyük bir devrim yapmayı başaramıyor? İnsan sevgisiyle dopdolu doktorlara dilekçemdir bu; lütfen bu mesleği şefkatinizle yeniden ihya edin...



Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi