Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

PKK çekiliyor, barış tohumları ekiliyor

PKK çekiliyor, barış tohumları ekiliyor

4 Nisan 2013 akşamı Dolmabahçe Konutu’nda Başbakan Tayyip Erdoğan ve kurmaylarıyla görüştükten sonra, “Anadolu yolları”na düştük...

Bir ayı aşkın süredir il il, ilçe ilçe, köy köy dolaşıyoruz.
Malûm;
“Güzel ve mutlu başlangıç”ların “yıldönümleri” kutlanır... “Zafer günleri, haklara kavuşma günleri, doğum günleri, nişanlılık ve evlilik yıldönümleri” gibi...
Biz “Akil İnsanlar Heyeti”nin elbette “yıldönümü” kutlamak gibi bir imkânları yok... Çünkü, görevimiz “iki ay” sürecek... Bu yüzden, biz de, 4 Mayıs günü Afyon’da “aydönümü”müzü kutladık...
“Kutlama” dediğime bakmayın; toplantımıza katılan “işadamları ve STK temsilcileri” ile birlikte yemek yedik, onlarla “aydönümü”nü paylaştık.
4 Nisan, elbette “Çözüm Süre-ci”nin başlangıç tarihi değil...
Ama, bu günün bize “görev” verildiği tarih olması hasebiyle elbette önemli bir tarih.
Böyle bir süreçte göreve lâyık görüldüğümüz için, elbette mutluyuz.
Öyle ya; “30 yıl süren kanlı bir dönem”in sona erdirilmesinde “Akil İnsanlar”a da göreve verilmiş, onların da “çorbada tuzu bulunması” istenmiş, bundan daha güzel ne olabilir?..

3 GÜZEL YEMEK

“Çorba” dedim de, aklıma geldi.
Herhalde bilirsiniz; bizim toplumumuzda “3  tane yemek” vardır ki, vazgeçilmez.
Düğün yemeği
Bayram yemeği
Ve barış yemeği.
Her üç yemek de;
“Dargınlık”ların, “küskünlük”lerin sona erdiği yemeklerdir.
Adı üstünde;
“Barış yemeği.”
Yani, “kan dâvâsı” bitmiş, “öl-dürme”ler sona ermiş, aileler bir araya gelmiş ve yemek yiyorlar.
İşte, barış yemeği...
“Barış yemeği”nin tarafları, elbette “hasım”lardır...
Evet, “hısım” iken “hasım” olmuş ailelerdir.
Peki;
30 yıl süren “kanlı geçmiş”in ardından “Türkler” ve “Kürtler” aynı sofraya oturup, “barış yemeği” yiyebilecekler mi?..
Neden olmasın!..

ET VE TIRNAK GİBİ

Zaten, 30 yıldır süren kanlı çatışmaların tarafları “Türkler” ile “Kürtler” değildi ki?.. Bu çatışma “bireyler” arasında veya “etnik gruplar” arasında yaşanmadı ki!..
Tam aksine;
Her iki taraftan “40 bin can”a malolmasına rağmen, 1984’ten bu yana geçen 30 yılda, birbirleriyle “komşu” olan Türk ve Kürt aileler, bunca çatışmaya ve bunca ölüme rağmen birbirlerine diş bilemedi, birbirlerine mesafe koymadı, birbirlerine el bile kaldırmadı!..
Peki, niye?..
Çünkü;
Türkiye’de yaşayan bütün “ırk”lar gibi, Türkler ve Kürtler de “et ile tırnak gibi” birbirlerine kaynaşmış, “aile” olmuş da ondan!..
Düşünebiliyor musunuz;
Türkiye’de “4 milyon Türk ve Kürt birbirleriyle evli” durumda... Birbirlerinden kız alıp, kız vermişler... Onların da çocukları olmuş!..
Anne Kürt, baba Türk!..
Ya da;
Anne Türk, baba Kürt!..
Peki, doğan çocuk ne?..
“Türk” mü, “Kürt” mü?..
Kolaysa adını koy!..
Ortada böyle bir tablo varken, “toplum katmanları”nda bir çatışma elbette beklenemezdi...
Şükürler olsun, olmadı da...

DUYGULAR ORTAK

“Niye olmadığına” dair, buyrun size çok çarpıcı bir örnek:
Terör örgütünün önemli isimlerinden Cemil Bayık’ın annesi Reyhan Bayık, herhangi bir Anadolu kadını... Elazığ’ın Keban İlçesi’ne bağlı Aşağı Çakmak Köyü’nde yaşıyor. 78 yaşında, belki okuması ve yazması bile yok.
Gazeteciler soruyorlar:
“Oğlunuz yasalardan faydalanıp yanınıza gelse, bağrınıza basar mısınız?”
Tepkisi çok sert;
“Kabul etmem onu ben. Bu kadar çile çektikten sonra ne bağrıma basacağım. Ona herhangi bir mesajım da yok!”
Oysa; “Evet, bağrıma basarım” dese, kimsenin söyleyeceği tek söz olamaz... Öyle ya; nihayetinde o da bir anne!..
Ama, oğluna öfkeli!..
Çünkü;
Türk’üyle, Kürt’üyle, bu topluma büyük bir “travma” yaşattı...
Reyhan Ana; bu sözleriyle nasıl ki “öldürülen Türklerin acısı”na ortak olmuştur, aynı şekilde, Denizli’deki Cemile Ana da; “Süreç keşke 6 ay önce başlasaydı da, evladım ölmeseydi... Bundan böyle hiçbir evlât ölmesin!” diyerek “öldürülen Kürtlerin acısı”na ortak olmuştur.

BU, HALKIN SORUNU DEĞİL!

Haa, “bireyler” arasında herhangi bir “husumet”in olmaması, ortada hiçbir sorunun bulunmadığı anlamına gelebilir mi?..
Elbette gelemez...
Çözüm sürecinin aktörlerinden AK Parti Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan; işte bu “toplumsal yapı”ya dikkat çekerek demiş ki;
“Bu sorun; halk katmanları, etnik gruplar, tek tek bireyler arasında yaşanan bir husumete dayanmıyor.
Belli bir devlet anlayışı ve uygulaması ile, belli bir örgüt anlayışı ve eylemleri arasında yaşanan ve derinleşen bir sorundan bahsediyoruz.
Bir yanlışlar silsilesi önümüze kronik bir mesele koydu. Kurumsal/örgütsel aktörlerin ideolojik çekişmesi, halk içinde bir ‘kardeş kavgası’ üretmese de, bir kısım toplumsal travmalar ve sorunlara sebep oldu.
Haklı ile haksız, doğru ile yanlışın iç içe geçtiği bu tür sorunlar siyah-beyaz netliğinde gelişmiyor.
Geçmişin yanlışlarıyla yüzleşmek, bunlardan hesap sormak, bunları kritik etmek elbette şarttır. Adalet duygusunun kaybolduğu bir ortamda sağlıklı bir gelecek kurulamaz.
‘Helalleşelim’ demek, ‘sineye çek’, ‘üzerine soğuk su iç’ demek değildir. Ancak sürekli acılara parmak basmak, sadece kini ve intikam duygusunu artırır.”

ŞİMDİ BARIŞ ZAMANI

Bugün yapılan, yapılmaya çalışılan tam da budur... Peki, yürütülen süreç başarıya ulaşacak mı?..
İnşallah ulaşır...
Dün, “güzel haberler” aldık... Bugünkü birinci sayfamızın manşetinde de ifade ettiğimiz gibi; “PKK dışarı” çıkmaya başlayınca, “umut içeri” girmeye başladı.
Evet, PKK’nın daha önce ilan ettiği gibi, “çekilme” dünden itibaren başladı.
Bölgeden gelen haberlere göre; “PKK, Şemdinli ve Çukurca’daki kamplarından çıkıp, Kuzey Irak’a doğru çekilmeye başladı... İlk çekilmenin; PKK’nın ilk eylem bölgesi olan Şemdinli’den başlaması dikkat çekti.”
Bu, “güzel haber” değil mi?..
İnşaallah bu güzel haberler gelmeye devam eder, inşaallah Kürtler ve Türkler, “kan dâvâsı”nın bitmesi şerefine “barış yemeği” yer... İnşaallah “30 yıllık travma”yı birlikte atlatırlar ve inşaallah birbirleriyle helâlleşirler... Ve inşaallah; “bombaların patladığı” alanlarda “barış tohumları” yeşermeye başlar...
Ne dersiniz;
Olmayacak bir şey mi istiyorum? Öcalan’la görüşmeler 20 yıl önce başladı!
“İmralı ile görüşmeler” yaptırdığı ve “Çözüm Süreci”ni başlattığı için AK Parti’yi, Hükümet’i ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ı; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli başta olmak üzere “ihanet”le suçlayanlar var... Oysa; Abdullah Öcalan ile görüşmelerin geçmişi 1993’lere dayanıyor... Öcalan’ın; 1999’da kendisiyle görüşen “esrarengiz aracı”lara; “Yeni komuta kademesine bir şans vermeyi düşünüyorum... 1993’teki gibi bir basın toplantısı düşünebilirim” dediğini unutmuş değiliz... Benzeri “görüşme”ler daha sonraları da yapılmış ve Öcalan; hem de “İmralı’daki yargılamanın ikinci günü”nde; “Türkiye Cumhuriyeti’nin bir aracısı ile yürüttüğü pazarlığın notları”nı “mahkeme heyeti”ne sunmuştu... O “pazarlık notları”nda; “Ateşkes ilânı, koruculuk sisteminin kaldırılması, halkın köylerine dönmesi, PKK’nın silah bırakarak siyasallaşması” vardı, iyi mi?.. Bugün Tayyip Erdoğan’ı “ihanet”le suçlayan Sayın Devlet Bahçeli’ye sormak gerekmez mi; “Siz o zamanlar Başbakan Yardımcısı değil miydiniz?!?”

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi