Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Farklı renklerimizle birlikte yaşamak

Farklı renklerimizle birlikte yaşamak

Toplum içinde yaşayan insan adedince farklı görüş ve düşünce bulunabilir…

Ne uzlaşmamız şarttır, ne de anlaşmamız..
Farklarımızı koruyarak da bir birimizle “dost” olabiliriz…
En azından bir birimizi hazmedebilir, bir birimize katlanabiliriz.
Biz “Yunus Kültü-rü”nün çocuklarıyız. “Yaradandan ötürü yaradılanı hoş görme”yi başarmalı ve bu açıdan dünyaya örnek olmalıyız.
Yaradılış hikmetinin Yunus’taki yansımasına bakın ki, bir mısrada koca bir dünya görüşünü özetliyor…
Ramazan-ı Mübarek’te hayatımızda köklü ve kalıcı bir değişiklik yapmalı, Yunus’u da, Mevlâna’yı da, Bediüzzaman’ı da yeniden keşfetmeliyiz.
Ve artık idrak etmeliyiz ki, düşünce, değerlendirme, eğilim farklılıkları, “toplumsal renkler”dir: Bu renk cümbüşü içinde kimsenin kimseye kendini dayatmaması esastır.
Zaten, bilebildiğim kadarıyla, ashab arasında da zaman zaman bazı görüş ayrılıkları olurdu. Ama bu ayrılıklar temel konularda birlikte hareket etmelerine engel teşkil etmezdi. Gerektiğinde şahsî düşüncelerini aşıp amaçta bütünleşebilirlerdi.
Bizde de böyle olabilir…
Sosyal statümüz, eğitim düzeyimiz, bölgemiz, kılığımız, hatta kimliğimiz nasıl belli noktalarda müşterek hareket etmemizi engellemiyorsa, kökenimiz, mezhebimiz, partimiz, cemaatimiz, cemiyetimiz, tarikatımız ve hizmet anlayışımız da engellememeli…
Yerine göre ayrıntıdaki farkları aşıp bütünleşebilmeliyiz.
Maksat ashabı örnek almak olduğuna göre, tıpkı onlar gibi, ittifak noktalarımızı esas alıp ayrıntı kabilinden olan ihtilaf unsurlarını arka plâna çekmeyi bilmemiz lâzım.
Sorun şu galiba: Bazılarımız ayrıntıyı temel yaptık. Talî konuları öne çıkardık. Siyasette, cemaatte, tarikatta, grupta ve grupçulukta birlik aramaya başladık. Diğer cemaatlere kendi cemaatimizi, diğer parti mensuplarına kendi partimizi dayatıyoruz…
Umduğumuzu bulamayınca da hırçınlaşıyoruz. Hırçınlaştığımız yerde ise kavga patlıyor. Suçluyoruz, suçlanıyoruz…
Bu konuda samimiyiz, evet. Kendi siyasetimizin, cemaatimizin, tarikatımızın dünyayı kurtaracağına yürekten inanmışız. Tek kusurumuz, başkalarının da başka biçimde inanma hakları olduğunu hesaba katmamamız…
Cennette giden pek çok yol var: Kimse “tek yol bizim yolumuz” diye dayatmasın!
Bu ramazanda bunu biraz düşünelim isterseniz. Acaba başkaları da kendi görüşlerinde haklı olabilir mi?
Diyeceğim şu ki, alışkanlığımızı aşıp yeni birlik noktalarımızı keşfetmek için bu ramazanı fırsata dönüştürebiliriz.
Unutmayın: Türkiye sadece Türkiye’de yaşayanlar için değil, dünya Müslümanları için de hâlâ bir umuttur.

Ayrıca Aile içi “birlik-beraberlik” oluşturmak için de ramazandan yararlanabiliriz.
Malum: Hayat koşuşturmaya dönüştü. Hepimiz her zaman çok meşgulüz. Bu koşuşturma içinde zaman öyle hızlı akıyor ki, aynı ailenin bireyleri bile bir birlerini yeteri kadar görmüyor, görüşemiyorlar…
Ramazan, tüm aile bireylerini aynı sofranın etrafında buluşturuyor. Ramazan ayının iftar ve sahurları aile içi yabancılaşmayı çözebilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi