Serdar Demirel

Serdar Demirel

Davutoğlu’nu itibarsızlaştırma kampanyası

Davutoğlu’nu itibarsızlaştırma kampanyası

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Hoca’nın hayatının epey sıkıntılı bir döneminden geçtiğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Zira bölgemiz büyük bir istikrarsızlığın içine çekilmişken o bütün problemleri kucağında bulan yetkili kişi.

Hoca maalesef Türkiye aleyhine gelişmelerden direkt sorumlu da tutuluyor. Neredeyse bölgesel ve küresel güçlerin ittifak hâlinde Türkiye’ye sınırlarını göstermek üzere hareket ettiği bir demde, o, içte ve dışta büyük hayêller (mâceralar) peşinde koşmakla eleştiri oklarının hedefi hâline getiriliyor.

Bu zeminde; “Acaba Türkiye geçen yüzyılda olduğu gibi bir “cephe”, “kanat” ve de “kenar” ülke statüsüne yeniden geri mi dönecek, yoksa son yıllarda tarihî misyonuna paralel geliştirdiği bölgenin ve kendisinin maslahatlarına uygun siyasi, iktisadi ve sosyal açılımlarına devam mı edecek?”, sorusu önem kazanıyor.

Birincisine zorlandığına kuşku yok. Bu son yılların bütün kazanımlarını heba etmek manasına gelir. Daha önemlisi de 21. yüzyılı yitirmek tehlikesini getirir. Bu korkuyu yaşayanlar, cemaat kazanımlarının tehlikeye gireceğini düşünenler ve hükümetle Davutoğlu üzerinden hesaplaşmak isteyenler onu yalnızlaştırmak ve bir yerden sonra da itirbarsızlaştırmak gayretindeler.


Oysa Hoca’yı eleştirenlerin bir kısmı dün onun yaptıklarını Türk dış siyasetinde başarının total hikayesi olarak görüyorlardı. Dün akademik hayatta işin önce teorisini sonra da pratiğini başarıyla yaptı diyorlardı. Bugün ise işin teorisi de pratiği de zayıfmış, geleceği görememiş demeye başladılar.

Hayatın çok hızlı aktığı bu dönemde zihin kodlarını buna paralel oluşturmuş insanlar da hızlı sonuç almak istediklerinden bu tarz propagandalardan etkileniyorlar. Onların inceden inceye medeniyetler perspektifinden dokunmuş uzun soluklu stratejilerin sonucunu sabırla beklemeye tahammülleri yok. Değerler merkezli değil çıkarlar eksenli politikalara teşneler çünkü.

Dün Hoca’nın her şeyi bildiğini sananlar, bugün birşey bilmediğini ima etmeye başladılar. İfrat ve tefrit arasında gelgitler sergilemek vakayı adiyeden oldu..

Bugün Hoca’yı direkt ya da dolaylı olarak hedef tahtasına yerleştirenler, dün bölgesel şartların uygun olması sebebiyle gayet başarıyla uygulanan “komşularla sıfır problem” açılımını destekliyorlardı. Ama şartlar değişmişse vaka inkâr mı edilecekti, bunun izahını tam yapamıyorlar.

Bölge ülkeleriyle iyi geçinmeyi esas almakla beraber eğer diktatör rejimlerle halklar arasında bir tercih yapmak kaçınılmaz olmuşsa, makul ve ahlâklı olanın er ya da geç değişmeye mecbur olan katil rejimleri değil, her daim kalıcı olan halkları tercih etmenin neden yanlış olduğuna dair ikna edici argümanlar getirmeleri gerekmez mi?

Gözlerden kaçmayan bir husus Hoca’nın hedef seçilmesinin Mavi Marmara sonrasına denk gelmesidir. Türkiye’nin çıkarları adına İsrail karşısında teslimiyetçi bir tavır sergilenmesini savunuyorlar. Suriye ve Mısır’daki olaylar karşısında alınan tavrı ise yanlış buluyorlar ama bunun karşılığının halkı katledenlere karşı diktatör ve darbecilerle beraber olmak olduğunu da gizlemeye çalışıyorlar.

Elbette ufuk açıcı, yol gösterici ve gelecek tehlikeleri işaretleyen analizler yapılmalıdır. Elbette müsbet eleştiriler, farklı düşünceler önemlidir. Ancak bunun Türkiye’ye yönelik kapsamlı ve yıkıcı bir operasyona destek vermeye dönüşmesi iyi niyetle açıklanamaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum
Serdar Demirel Arşivi