Faruk Köse

Faruk Köse

Bu bir “derin operasyon” mu?

Bu bir “derin operasyon” mu?

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “Ergenekon Terör Örgütü” davası hükümlüsü Mustafa Balbay’ın “kişisel başvuru”su üzerine verdiği “uzun tutukluluk”a dair kararının ardından dava sırasında milletvekili adayı gösterilip “seçilmiş” hükümlü Balbay’ın salıverilmesi, ama yine milletvekili seçildiği halde “terör örgütünün şehir yapılanması KCK davası”ndan tutuklu olanların bırakılmaması, acaba bir “derin operasyon” mu?
Bilemiyorum, ama bu uygulamalar bana çok da “normal” gelmiyor. Gelinen noktada, “tasfiye operasyonu” sırasında “taktik gereği” bir adım geri çekilip vaziyeti kollayan “vesayetçi derin yapılar”, AYM’nin kararı üzerine “yeni hamleler” için “yeni mevziler” kazanmış görünüyor.
AYM, “uzun tutukluluğu hak ihlali sayan karar”ının ardından, buna benzer bir karar daha aldı. “Terör örgütüne üye olma suçlaması”yla 3 yılı aşan süredir tutuklu bulunan iki kişi hakkında, “tutukluluklarının makul süreyi aştığı” yönünde karar verdi. Yine AYM, bir başka kişisel başvuruya ilişkin kararında, “tutuklulukta geçirilecek sürenin azami 5 yıl olabileceği”ne hükmetti.
Bunlar “Ergenekon hükümlüleri” için “emsal karar” niteliğini almış durumda. Şimdi 5 yıl değil, “yerel mahkemeler”in kararı bile kesinleşmeden 10 yıl tutuklu kalan “Hizbullah” mensuplarını hatırlayın, Balbay’ın tahliyesi bir “derin operasyonunun habercisi” olabilir mi, siz karar verin.
AYM’nin kararı uyarınca, Yargıtay aşaması tamamlanmadan, “yerel mahkeme”nin kararıyla tutukluluk hükümlülüğe dönüşmüyor. Bunun bir sonraki aşaması belli: AYM’ye “bireysel başvuru hakkı” olduğundan, “AYM karar vermeden tutukluluk devam ediyor sayılacak.”
Ancak “Balbay kararı”ndan sonra görüyoruz ki, uygulamada tam bir çifte standart var. Zira, bazı davalarda yerel mahkeme karar vermişse tutukluluk süresi bitmiş sayılıyor, Balbay kararında olduğu gibi bazılarında yerel mahkemenin kararına rağmen henüz Yargıtay karar vermediği için tutukluluk süresinin devam ettiğine hükmediliyor. Sizce, “hukuk devleti”nde bu tür farklılıklar ve ayrıcalıklar olur mu?
Bu “ayrıcalıklı hukuk yaklaşımı” üzerine açıklama yapan Terör örgütünün politik uzantısı BDP, “İstanbul’da ayrı, Diyarbakır’da ayrı bir hukuk var” diyor. Çünkü BDP’den milletvekili seçildiği halde KCK davasından tutuklu milletvekillerinin tahliyesi için yapılan başvuruyu Diyarbakır’daki yerel mahkeme reddetti. BDP, kendi “seçilmişler”i hakkında henüz “herhangi bir hüküm verilmemiş” olduğunu, “yargılamanın yerel mahkemede devam ettiği”ni, bu yüzden “seçilmişler”in serbest bırakılması gerektiğini söylüyor. Sonra da “derin operasyonun beklediği sonuç”u ilân edip, bu çifte standart için, “çözüm sürecine hizmet etmeyecek” uyarısında bulunuyor.
Bu verilere bakıp “derin operasyon”un bir ayağı “Ergenekon suçlularının tahliyesi”, diğer ayağı “PKK terörünün azdırılması”dır kanaatine ulaşırsak yanlış mı yapmış oluruz?
Gelelim “derin operasyon”un bir başka ayağına; “toplumsal kargaşa”ya...
“Teröristbaşı Öcalan”ın “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi”ne (AİHM) yaptığı “cezasının indirilmesi” başvurusunda karar aşamasına gelindi. AİHM Teröristbaşı’nın ceza indirimine karar verirse ne olacak?
Nitekim AİHM, daha önce “terör suçu”ndan mahkûm bir ETA üyesi için ceza indirimine ve “serbest bırakılması”na karar vermiş; İngiltere’yi ceza yasasındaki “ölene kadar cezaevinde kalma”ya dair hüküm sebebiyle mahkûm etmiş; “en vahim suç işleyeni bile ölene kadar cezaevinde bırakmanın cezalandırma ilkelerine aykırı olduğu”na hükmetmişti.
Eğer AİHM Öcalan için de benzer karar verirse, Türkiye Teröristbaşı’nın ömür boyu hapis cezasını indirir mi? İndirmezse, gelinen “hassas nokta”da bunun doğuracağı “kargaşa” nasıl atlatılacak? İndirirse, bu, “Teröristbaşı’nın bir süre sonra salıverilmesi”ni gerektirmez mi? Bu durumun doğuracağı “daha büyük kargaşa” nasıl önlenecek? Buna dair Hükümet’in ve yargı çevrelerinin bir hazırlığı/plânı var mı?
AİHM’in Öcalan hakkında vereceği “ceza indirimi” kararı, diğer “terör mahkûmları” için de “emsal karar” olur ve onların cezaları da indirilirse, bu kapsamda, bakarsınız PKK-KCK mahkûmları ile Ergenekon hükümlüleri salıverilir; bunlar “derin faaliyetler”ine kaldıkları yerden devam ederler, “vesayet düzeni” yeni mevziler kazanır. İşte dikkat çektiğim “derin operasyon” bu.
PKK’yı Ergenekon’un kurduğu iddia ediliyordu. Şimdi bir yandan Ergenekon hükümlülerinin tahliyesi süreci işletilirken, öte yandan PKK’nın aklanmasına, Teröristbaşı’nın serbest bırakılmasına yönelik bir süreç yürütülüyor. Ancak, bu süreçleri “zorunlu” kılmak için “daha büyük bir kaos” tetiklenerek, “barış süreci”ni çökertecek hamleler üretiliyor; mesela Balbay ile aynı şartları taşıyan KCK tutukluları serbest bırakılmıyor.
Bu “çifte standart”ın üzerine “Hükümet-Cemaat kavgası”nı da koyun... Hükümet’in sürüklendiği “kumpas”ı görüyor musunuz?
Hükümet acilen “kararlı ve kesin çözüm” üretmez, “yasal ve idari” tedbirler almazsa, sonuç vahim olabilir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum
Faruk Köse Arşivi