Yaşar Değirmenci

Yaşar Değirmenci

Peygamberimize olan hasret ve düsündürdükleri (1)

Peygamberimize olan hasret ve düsündürdükleri (1)

Öyle bir hayat yaşadın ki; her bir davranışın bütün anlaşmazlıklarımıza hakem... Hikmet dolu tek bir sözün, bütün çaresizliklerimize çözüm... Nakış nakış faziletle süslü lekesiz hayatının parlaklığı asırlar öncesinden günümüzü aydınlatıyor; incinmeye ve incitmeye asla razı olmayan nurlu kalbinle her dem ışık tutuyorsun yolumuza… Seni böyle tanıdım.

Yetim doğdun, yetimleri unutmadın. Düşkünler senin himayende huzur buldular. Bedeviler sende medeniyet gördü. Kalabalıklara karşı nezaketinle erittin yürekleri. Hiç affedilmez şeyleri affettin. Umudu tükenmişler senin bağrında çiçek açtı.

Zavallıların o kadar yakınındaydın ki; onların dövülmeleri, aç bırakılmaları bir yana, hizmetçilere beddua edilmesini bile yasaklamıştın.

Bir defasında, aklından biraz zoru olan bir kadın seninle konuşmak istemişti. Senin yanındakilerden sıkıldığını anlayınca kadına: “Hangi sokağa gitmek istiyorsan oraya geleyim de konuş” demiştin. Kadın seni tuttu, en ücra sokağa götürüp derdini anlattı. Erinmedin, üşenmedin de onun derdini dinledin. O gün, Enes bile sana şaşırmıştı.

Seni böyle tanıdım.

Uhud’a giderken, bir münafığın bahçesinden geçiyordun. Bahçe sahibi kör bir insandı. Senin geldiğini anlayınca, bağırıp çağırmaya, sana hakaret etmeye başlamıştı. Avucunu toprakla doldurmuş sana dönerek diyordu ki: “Şu avucumdaki toprak, başkasına da değmeyecek olsa onu yüzüne atardım.” Yanındaki sahabiler, adamı cezalandırmaya kalktılar. Sen ona da merhamet göstermiştin de şöyle demiştin: “Bırakın onu. Onun kalbi de kör, gözü de.”

Seni böyle tanıdım.

Hani o, Mekke’nin putlardan kurtulduğu gün, büyük fetih günü vardı ya! Artık fetih gelmiş; Bilal, ezildiği yerlerde ‘Allahuekber’ diye sesini yükseltmişti.

O gün, Ebu Bekir (r.a) babasının evine gitmiş ve hâlâ Müslüman olmamış olan babasını alıp senin yanına gelmişti. Bir de baktın ki bembeyaz saçlarıyla yaşlı bir dede önünde duruyor. Müslüman olmadığı halde ona acıdın da Ebu Bekir’e dönüp:

“Dedeyi evinde bekletseydin de ben gitsem ona, uygun olmaz mıydı” Ebu Bekir ise:

“Ya Resûlullah! Onun senin ayağına gelmesi, senin ona gitmenden daha uygundur” demişti.

O gün sen o dedeyi önünde oturttun. İkram ettin. Sonra elinle göğsünü sıvazladıktan sonra bir kere: “Müslüman ol!” dedin. Senin bu eşsiz nezaketine dayanamayıp, asırlık şirk bataklığından çıktı ve Müslüman oldu.

Seni böyle tanıdım. 

Arkadaşlarına merhametliydin; bir yolculukta yakacak odun toplayan dostlarından geri kalmamış, “Ben bir topluluk içinde ayrıcalıklı bir durumda bulunmaktan hoşlanmam!” demiştin. Güçsüzlere merhametliydin; “Hastayı ziyaret edin, açı doyurun esiri kurtarın!” diye seslenmiştin bütün zamanlara. Hayvanlara merhametliydin; aç bir devenin sahibine, “Konuşamayan bu hayvana bakarken Allah’tan kork!” diye gürlemiş, susuz köpeğe su içiren bir günahkârın cennete girdiğini haber vermiştin inananlara. Ağaçlara merhametliydin, bir ağaç dalının kırılmasına bir otun yok yere koparılmasına razı olmamıştı kalbin. Düşmanlarına karşı merhametliydin; Mekke’nin fethinde kendisine yıllarca kötülük yapanlara şöyle seslenmiştin bineğinin üstünden: “Hepiniz serbestsiniz!” 

Seni böyle tanıdım.

Yanına gelen koca sahabe “Ya Resûlullah! Kalbim katılaştı, üzülemiyorum, ağlayamıyorum” deyince; sen de “Yetimin sofrasına otur, muhtaçlarla hemhâl ol. İhtiyaç sahiplerinin ihtiyacını gider. Kalbinde yumuşama göreceksin” diyordun. Seni böyle tanıdım.

Ortaklaşa düzenleyecekleri bir suikastla ortadan kaldırmayı kararlaştırmalarına rağmen müşriklerin üzerindeki emanetlerinin teslim edilmesini dert edinmiş, Hz. Ali’yi sahiplerine vermesi için vazifelendirmiştin.

Seni böyle tanıdım. 

Peygamberimiz, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz” diyor, ayrıca insanı iliklerine kadar sarsan bir şey daha söylüyordu: “Birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş sayılmazsınız!” Bu güzel söz, imanı yetiştiren toprağın “sevgi” olduğunun açık ifadesiydi. “Mü’min; seven ve sevilen, dost olan ve dostluk kurulandır. Sevmeyen ve sevilmeyende, dost olmayan ve dostluk kurulmayanda hayır yoktur!” diyordu En Sevgilimiz... Sadece demekle kalmıyor, bu sözün nasıl hayata dönüştürüleceğinin en güzel örneklerini de veren bir Peygambersin sen.

Seni böyle tanıdım. 

Hz. Enes anlatıyor: “Medine’nin çocuklarından herhangi küçük bir kızcağız bile Resûlullah’ın elinden tutsa, onu istediği yere çeker götürür ve Peygamberimiz ondan elini geri alamazdı.” Bugün böylesi şefkatli ele o kadar muhtacız ki! Günah ve isyan kirlerinden arınmaya o kadar ihtiyacımız var ki!

Seni böyle tanıdım. 

Hz. Aişe validemiz bir defasında hırçın bir deveye binmişti. Hayvanı sakinleştirmek için onu sert bir şekilde bir o tarafa, bir bu tarafa götürmeye başladı. O zaman Peygamber Efendimiz Hz. Aişe’ye: “Aişe hayvana yumuşak davran! Hayvana yumuşak davran. Çünkü nerede yumuşaklık, kolaylık varsa, orada güzellik vardır. Yumuşaklık ve kolaylığın bulunmadığı her şey çirkindir.”

Seni böyle tanıdım. 

Öyle bir hayat yaşadın ki; her bir davranışın bütün anlaşmazlıklarımıza hakem... Hikmet dolu tek bir sözün, bütün çaresizliklerimize çözüm... Nakış nakış faziletle süslü lekesiz hayatının parlaklığı asırlar öncesinden günümüzü aydınlatıyor; incinmeye ve incitmeye asla razı olmayan nurlu kalbinle her dem ışık tutuyorsun yolumuza… Mâzi, hâl ve istikbâlimizi kuşatan değerli sözlerin kardeşliğimizi pekiştiriyor. Sevincimizle sevinen, hüznümüzle hüzünlenen Kutlu Nebî! Kuraklıktan çatlayan topraklar yağmura nasıl hasretse, Sana öyle hasretiz… İnleyen hastalar sabahı nasıl beklerse, Seni öyle bekliyoruz.

İslâm dünyasında

olup bitenler

• Diyanet İşleri Başkanı

Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ

İslâm dünyasında olup bitenler, kendisini dindar olarak tasvip eden insanların yapıp ettiklerinden dolayı sakın, dine küsmeyin. Eğer dini sadece dindarların hayatında görmeye kalkışırsanız, yanılırsınız. Bugün Bağdat’ta, Şam’da, Kahire’de ateşler yükseliyor. En büyük sebebi üzülerek belirteyim, herkes kendini hakikatin yerine koymaya kalkışıyor. Allah, biz Müslümanlara hakikatin yolunda olmayı emretti, kendimizi hakikatin yerine koymayı emretmedi. En büyük yanlışlıklarımızdan bir tanesi herkes kendini, kendi düşüncesini, kendi hizbini, kendi cemaatini hakikatin yerine ikame etmeye kalkışıyor. Halbuki biz, hepimiz hakikatin yolunda hizmet etmekle emrolunduk. Hiç kimse ‘hakikat avucumda’ diyemez, ‘hakikat benim’ diyemez. Biz hepimiz hakikatin yolunda olmakla mükellefiz.

Dindarlar birbirleriyle yüzyıl mezhep tartışmaları içine girdiler ve genç kuşaklar dediler ki ‘eğer din buysa biz o dünyada yokuz..’ Dinden, dinin hakikatinden kopmayı tercih ettiler. Korkarım bugün İslâm dünyasında da bu anlamsız, bu beyhude tartışmalar, dindarların birbirleriyle ilgili anlamsız güç kavgaları, anlamsız güç tutkuları, genç nesillerin zihninde aynı neticeleri doğuracak diye endişe ediyorum. Onlar da ‘din buysa, dindarlık buysa, biz burada yokuz’ diyecekler diye endişe ediyorum. Lütfen siz mabedi yeniden tanımlayarak, iman, akıl, üniversite, bilim ilişkisini yeniden inşa ederek ama kendinizi hakikatin yerine koymadan, hakikatin yolunda mesafeler katederek ancak bu soruların cevabını bulabilirsiniz.

İslâm dünyasında olup bitenler, kendisini dindar olarak tasvip eden insanların yapıp ettiklerinden dolayı sakın dine küsmeyin. Eğer dini sadece dindarların hayatında görmeye kalkışırsanız, yanılırsınız.

Vahyin Dilinden

“Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.”

2 Bakara, 120. Âyet

Allah

Rasûlü’nden

Rasûlullah (s.a.v) buyurdular:

“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!”

MüsliM

Günün Sözü

“Kişinin cübbe giyip, sarık takması ve alnındaki secde izi seni aldatmasın. Para, kadın ve makam karşısındaki haline bak. Azgınlık veya takvasını oradan anlarsın.”

İmam Gazali

Kunut Duaları 

Ey Allah’ım! Biz ancak Senden yardım isteriz. Senden (günahlarımızı bağışlamanı), mağfiretini diler, Senden hidayet isteriz. Allah’ım! Sana iman eder, (günahlarımızdan) tevbe edip Sana döneriz. İşlerimizde Sana dayanır ve Sana güveniriz. Seni bütün işlerimizde hayırla anar, Sana daima verdiğin bunca nimetlerden dolayı şükrederiz. Asla nankörlük yapmayız. Sana karşı nankörlük eden günahkârları bırakır ve onlardan ayrılırız. Onlarla olan rabıtamızı (bağlarımızı, ilişkilerimizi) keseriz.”

“Ey Allah’ım! Biz ancak Sana ibadet ve kulluk ederiz. Ancak Senin rızan için namaz kılar ve yalnız Sana secde rızana kavuşturacak şeylere koşarız. İbadetlerini sevinçle yapar, rahmetinin ve ihsanının devamını ve çok olmasını isteriz. Yasak ettiğin şeyleri yapmayız ve azabından korkarız. Şüphe yok ki; Senin azabın kafirlere erişicidir (ulaşır).”

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Yaşar Değirmenci Arşivi