Ahmet Doğan İlbey

Ahmet Doğan İlbey

“İyi İnsan Kim?”

“İyi İnsan Kim?”

Ey azizan! Cemiyette yaygın olarak herkesin kendi indî bakışına göre “İyi insanı” tavsif ettiği maalesef bir gerçek. “İyiyi” ve “İyi insanı” bugüne kadar fakir de şahsî ölçülerine göre tasavvur ederdi. Meğer “İyi insan” , bildiğimiz gibi değilmiş.

Semerkand Dergisi’nin Aralık 2013 sayısında Ali Yurtgezen hocanın “Ahmet Nafiz Yaşar” müstearıyla yazdığı “İyi İnsan Kim?” başlıklı yazısını okuyunca anladım bunu. İyi insan hakkındaki bütün bildiklerim boşa çıktı.

İyi insan aslında İslâmî ölçülerle hemhâl olan ve yaşayan biriymiş. “İyi insan” hakkındaki yanlış anlayışın cemiyette elan sürdüğünü gördüğüm için adı geçen mühim yazının birkaç pasajını paylaşmak istiyorum:

“İtiraf edelim ki, ‘İyi insan’ ifadesini çok kullanıyor olsak da üzerinde çok durup düşündüğümüz söylenemez. Çoğunluk, genellikle kendisine yardımı dokunan, kibar ve saygılı birine iyi insan der ve iyi kavramını şahsî fayda ve ölçüleriyle belirlediğinin farkında olmaz. Oysa bizim iyi insan saydığımız birini bir başkası böyle görmeyebilir. Meselâ çok açık sözlü olmayı, tartışmacı bir üslubu benimsemeyi meziyet kabul edip kişinin dürüstlüğüne yormak da mümkün, kusur kabul edip nezaketsizliğine vermek de…”

“Şu halde iyiyi ‘beğenilen vasıflarda olan’ şeklinde tanımlayıp beğeniyi insanların kişisel yaklaşımına bıraktığımız müddetçe ‘iyi’ ve ‘iyi insan’ kavramlarını doğru bir şekilde tanımlamamız mümkün değil. İyiyi tanımlamak için ‘hayırlı, faydalı, güzel’ karşılıklarını vermemiz de meseleyi çözmez. Aynı davranış için birine ‘dürüstlük’, diğerine ‘keyfilik’, hiç şüphesiz bu kavramlara da kendince anlamlar yükleyecektir. Kaldı ki belli davranışların iyiliği hususunda ittifak olsa bile, bu birkaç iyi davranışın kişileri her bakımdan iyi insan sınıfına dahil etmeyeceği açıktır.”       

“Kısaca beşerî ölçülerle, hakim zihniyetin veya zamanenin sürekli değişen anlayışıyla iyiye ve iyi insana ortak bir tarif getirmek imkansız. Öyleyse başkaları nasıl düşünürse düşünsün, bizler Müslüman olarak, hem iyi hem de iyi insan tasavvurumuzu dinimizin ölçülerine göre inşa etmek mecburiyetindeyiz.”

“İslâm’a göre iyi insan olabilmenin itikat, ibadet, ahlâk ve muamelâtla ilgili şartlar var. Ama ön şart müslüman olmaktır. Müslümanlık, iyi insanlar zümresine katılmak için girilmesi gereken kapının anahtarıdır. Müslüman olmak iyi insan olmanın ön şartıdır, ancak yeter şartı değildir. ‘Ben müslümanım’ diyen birisiyi insan olma imkânını yakalamıştır sadece. Bundan sonra alınması gereken yolu kat etmedikçe, yani Müslümanlığın icaplarını yerine getirmedikçe iyi insan sıfatını hak edemez. Nitekim Müslüman olduğunu söyleyen herkesin iyi insan diye nitelendirilmediği acı ama gerçektir. (…) Birçok âyette iyilikler, yani ahlâk ölçüleri, hasenat veya salih ameller, iyi insan olmanın gerekleri olarak sayılırken, her zaman en başta ‘iman etmek’ şartı zikredilir…”

İstikâmetini bilenlere “İyiler Kervanı”ndan örnek olacak müminlerin vasıfları da verilmiş bu kıymetli yazıda:

“Salihler: ‘Salih’ kelimesi, ‘Salih kul’tamlamasıyla İslâmî çerçevede genel bir ‘iyi insan’ kavramını ifade eder. Müttakîler: Takva sahipleridir. Dinin emir ve yasaklarına uyma, haram ve günahlardan kaçınma hususunda titizlik gösteren kimselerdir.”

“Ebrâr: ‘İtaatkâr, sadık ve vefakâr kul’ anlamına gelen  ‘berr’ kelimesinin çoğulu ebrârdır. (…) İman ve ibadetlerinde noksanlık bulunmaz. Sabırlı, , metanetli, merhametli ve cömert kimselerdir.”

“Mukarrebûn: Kurbiyet makamına ulaşmış, yani Allah Tealâ ile yakınlaşmış müminler anlamındadır. (…) Bunlar ümmetin a’lâ-yı illiyyîne (en üstün) makam) ulaşmış, fazilet ve takvaca en seçkin fertlerdir.”

 

“Muhsinler: Allah’ın her an kendisini gördüğü, her daim O’nun huzurunda bulunduğu bilinciyle hareket eden müminlerdir. (…) İhsan makamı başkalarına fazilet derecesinde iyilik etmeyi gerektirir. Bu sebeple Muhsinler sorumlu oldukları asgari ölçülerle yetinmez, isteyerek ve severek çok daha fazla hayır hasenatta bulunurlar.”

“Velîler: ‘Allah dostları’ anlamına gelen çoğulu ‘evliyaullah’, salih amellerle, nafilelerle, nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye ile Cenab-ı Hakk’a yaklaşan, böylece velayet derecesine ulaşıp O’nun dostluğunu kazanan müminler demektir.”

“Sıddîkler: Kur’an-ı Kerim ayetleri ile Allah ve Rasulü s.a.v.’ın her sözünü, her tavır ve davranışını en küçük bir tereddüt alameti göstermeden tasdik eden, o tasdikin gereklerini hiçbir nefsî hesap yapmadan kararlılıkla yerine getiren müminlerdir.”

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum
Ahmet Doğan İlbey Arşivi