Faruk Köse

Faruk Köse

Heey müslüman! Kimlerle aynı saftasın?

Heey müslüman! Kimlerle aynı saftasın?

Nasıl bu kadar kör ve sağır olduk, basiretimiz nasıl bu denli bağlandı, anlamak mümkün değil! Olanları dehşetle izlemekten ve şu sınırlı köşede mevzuya dair endişelerimi, sınırlı bir şekilde dile getirmekten başka birşey gelmiyor elimden. Maalesef öyle karanlık ve öyle dehşetengiz bir akıbete doğru sürükleniyoruz ki müslümanlar olarak, Rabbimin rahmet ve merhametinden başkası bizi kurtaramaz artık. Bu konuda yanılmayı ne kadar çok istiyorum, bir bilseniz!

Hani, “Ergenekon” adı verilen “dehşet verici” bir “derin örgüt”e karşı “operasyonlar” yapılmıştı 5-6 yıl önce. “Ali kıran baş kesen”di bu örgüt. “Derin yapılar” kurmuş, “derin ve kirli işler ve ilişkiler”e girmiş; her türlü “kirli iş”i tutmuştu. Bir “yeraltı ordusu” kurmuşlar, “fail-i meçhuller”le, “cinayetler”le, “suikastlar”la korku ve nam salmışlardı. “Mafyavari faaliyetler”in her türüne bulaşmışlardı. “Kitlesel kalkışma”da bulunmuşlar, “toplumsal ve bireysel provokasyonlar”la zemin tutmaya, mesafe almaya başlamışlardı. Sağda solda gömülmüş “silahlar” ve “bombalar” bulunuyor, “ilişki ve hiyerarşi ağları”na dair çizelgeler ve “örgüt şemaları” yayımlanıyor,  “darbe plânları” deşifre ediliyor, “eylem ve suikast krokileri” havalarda uçuşuyordu. Millete rağmen bir “derin devlet” kurmuşlardı.

Dehşete düşmüştük! Bu ne menem bir örgüttü böyle? İyiki de tesbit ve tasfiye edilmiş, hepsi içeri alınmış, vatan ve millet olarak kurtulmuştuk!

Böyle değil miydi manzara? Ne çabuk unuttunuz? Hatırlayamıyorsanız açın arşivleri, o gün yazılıp çizilenlere şöyle bir göz gezdirin. O gün bunları bize “siyaset kürsüleri”nden seslendiren, böylece “Ergenekon”u gösterip başka her şeye bizi ikna edenlerin söylediklerini hatırlayın. Sonra da bugün olanlara bakın.

Ben bakıyorum da, neyin değiştiğini anlayamıyorum doğrusu. O gün fena halde tufaya mı düşürülmüştük millet olarak? Ya da bugün mü oyuna getiriliyoruz? Zira görünen manzara şu:

Dün, “Darbeci Derin Devlet”i tasfiye için İktidar bir “yapı” ile işbirliği yapmıştı. O yapının yargıdaki ve bürokrasideki kadroları ile dünün “Darbeci Derin Devlet”i tasfiye edilip mensupları içeri atılmıştı. Ancak bugün her nedense işler değişti ve dünün “Darbeci Derin Devlet”i tekrar gün yüzüne çıkarılıp aklanmaya başlandı. Karşılığında ise, dün İktidar’a yardımcı olan, İktidar’ın işbirliği içine girdiği “yapı”, bugün “Paralel Devlet” suçlamasıyla tasfiye edilmeye çalışılıyor. “Paralel Devlet” tasfiye edilirken İktidar’ın yanına aldığı taraf ise, “Paralel Devlet”in dün tasfiyesinde İktidara yardım ettiği “Darbeci Derin Devlet.” Dünün paralelleri, bugünün paralellerini tasfiye hatırına aklanıp paklanıyor.

İşin aslı nedir, ne değildir? Kim haklı, kim haksız? Meseleler göründüğü ya da gösterildiği gibi mi? Gösterilenler göründüğü kadar masum mu? Arkaplânda kimin nasıl bir hesabı var? Hangi taraf hangi işi tutmuş, kiminle nasıl bir ilişkiye girmiş? Akıbet nereye doğru gidiyor? İktidar’ın, Ergenekon sanıklarını serbest bırakmakta bu kadar acele etmesinin sebebi ne? Dün yargı iddianamelerine ve kararlarına konu olan “Vesayetçi Derin Yapılar” serbest bırakılırken; inanç, fikir ve “siyasi duruş/görüş”lerinden ötürü “içeride” olan İslamcılar için neden hiçbir düzenleme yapılmıyor? “İnsan hakları” adına “tutuklama süreleri”ni düşüren düzenleme olarak görünen tasarrufun asıl amacının, Ergenekon ve Balyoz sanıklarını aklamak şeklinde realize olması ne anlama geliyor? Şimdi söyleyin, bütün bunlarda kafamızın karışması normal değil mi?

Fethullah Hoca’ya kızıp Ergenekonculara sempati duymaya başlayanların, ya da Fethullah Hoca bağlılarını tasfiye için Ergenekonculardan destek uman İktidarın her yaptığını düşünmeden tasdik edenlerin dikkatlerine, Ergenekon sanığı Doğu Perinçek’in Silivri’den çıkar çıkmaz sarfettiği sözleri hatırlatmak istiyorum.

Doğu Perinçek, “kınından çıkmış kılıç gibiyiz” diyor. “Göreve hazırız” diyor. Neymiş hazır olduğu görev? Şöyle diyor:

“Cemaatlerin, tarikatların kökünü kazıyacağız.... Türkiye’yi bölenlerin iktidarını yıkacağız. Cumhuriyeti yıkanların, Tayyip Erdoğan’ların, Fethullah Gülen’lerin, Abdullah Gül’lerin iktidarını yıkacağız.... Bu manzara dervişler, müritler, tarikatlar manzarası, bunların hepsinin kökünü kazıyacağız.... Atatürk devrimlerini kesin hedeflerine ulaştıracağız....”

İşte böyle... Bu ülkede İslam’ı silip süpüren, müslümanları parya haline getiren “Atatürk Devrimleri”ni daha da katı bir şekilde uygulamak ve bütün cemaatleri, tarikatleri, İslami grup ve çalışmaları tasfiye için “kınından çıkmış kılıç gibi göreve hazır” olan ekip, “Paralel Devlet” denilen Fethullah Hoca Cemaatini tasfiye için serbest bırakılıyor! Sen onun yanında dururken, o ilk fırsatta ayrım yapmadan seni yok edecek!

Şimdi her müslüman kendine sorsun: Kimlerle aynı saftayız?

Fethullah Hoca’ya ve cemaatine karşı olabilirsiniz. Ancak bu karşıtlık onları tekfir noktasına varmışsa, ya da sizi götürüp “tümüyle İslam”a ve “tümüyle müslümanlar”a karşı olan, “İslami yaşantı”yı yıkacağını, bütün cemaatlerin ve tarikatlerin kökünü kazıyacağını ilan eden Ergerekoncularla aynı safta birleştirmişse, bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Eğer “paralel müslümanlar” tasfiye edildiğinde yerlerine eski “paralel derin darbeciler” getiriliyorsa, çok şeyler yanlış gidiyor demektir.

Bu durumda, olup bitenleri “yeniden” ve “İslami adalet ve feraset”le gözden geçirmek gerekmez mi?

Öfkemizin akışına kapılıp bütün bağları koparmadan, bütün köprüleri yıkmadan, bütün kazanımları heba etmeden önce, lütfen bir an için durup azıcık düşünmek icabetmez mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
15 Yorum
Faruk Köse Arşivi