Abdullah Yıldız

Abdullah Yıldız

Haydi Kur’ân’la Yücelmeye!

Haydi Kur’ân’la Yücelmeye!

Yaklaşık 18 milyon evladımız eğitim dönemini tamamlayıp karnelerini aldılar ve yaz tatiline girdiler. Buna yakında tatile girecek olan üniversite öğrencilerimizi de eklersek 20 milyona yakın evladımızın yaz sezonuna girdiğini söyleyebiliriz. Peki, % 99’u “Müslüman” olan ülkemizde insanımız, özellikle de gençlerimiz, ne ölçüde İslâm’dan, Kur’ân’dan ve Peygamber’den haberdarlar? Diyelim ki, imam-hatip okullarında okuyan şu kadar öğrenci var; bu kadarı da Kur’ân-ı Kerim, Hz. Peygamber’in (s) Hayatı ve Temel Dini Bilgiler derslerini “seçmeli” olarak alıyorlar. Hepsini üst üste koysak iki milyon ancak eder. İki-üç milyon çocuğumuz da yazın bir-iki ay camilerimizde Kur’ân öğreniyorlar. İşte bu yaz kursları, yetersiz de olsa çok iyi bir imkândır. Gelin, bu fırsatı hep birlikte iyi değerlendirelim. Kur’ân’ı sadece lâfzı ile değil, anlamı ve mesajı ile de genç zihinlere ulaştırmak için milletçe seferber olalım. Bilelim ki:

“Allah şu Kur’an’la bazı kavimleri yüceltir (aziz kılar); bazılarını da alçaltır (zelil kılar).”

İmam Nevevî’nin İmam Müslim’den (Müsâfirîn 269) seçip aldığı bu hadisin baş tarafında şu bilgi verilir: Hz. Ömer’in (r.a) Mekke’ye vali tayin ettiği Nâfi‘ b. Abdülhâris, Mekke taraflarındaki Usfân’da Halife Ömer’e (r.a) rastlar. Halife kendisine: “Bu vadi halkına kimi memur tayin ettin?” diye sorar. O da: “İbn Ebzâ’yı tayin ettim”, der. Ömer: “İbn Ebzâ kimdir?” diye sorunca, vali: “Bizim âzatlı kölelerimizden biridir”, cevabını verir. Hz. Ömer: “Sen onların üzerine bir azatlı köleyi mi tayin ettin?” deyince, Nâfi:

-“Fakat o, Allah’ın kitabını iyi okuyan ve bütün farzları da bilen biridir” der. Bunun üzerine Ömer:

-“Dikkat edin, Peygamberiniz şöyle buyurdu…”, diyerek yukarıdaki hadis-i şerifi nakleder.

Evet, Azîz ve Celîl Allah, ilahi talimatlarına iman eden, onunla amel eden, hayatlarını Kur’ân’ın emir ve yasaklarına göre tanzim edenleri yüceltir; dünyada mutlu ve huzurlu bir hayata, âhirette de ebedi nimetlere kavuşturur. Bunun aksine hareket edenleri ise alçaltır; aşağıların aşağısı bir hayata düşürür.

Kur’ân buyurur: “Allah onunla birçoğunu saptırır ve onunla birçoğunu yola getirir.”(Bakara 2/26)

Kutlu Peygamberimiz (s), Kur’ân-ı Kerim’i en iyi bilenleri, barışta ve savaşta, yönetimde ve orduda öne çıkarırdı. Ebû Hureyre (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s) büyük bir ordu göndermeye karar verdi. Hepsinin silah ve malzemeleri yerindeydi. Hz. Peygamber (s) önce askerleri tek tek Kur’an-ı Kerim’den imtihan etti. Hepsi de bildiği kadar okudu. Sıra en genç olana gelince, Hz. Peygamber (s):

-“Ey filan, sen ne kadar biliyorsun?” diye sordu. Genç de:

-“Ben şu şu sûreleri biliyorum; bir de Bakara sûresini biliyorum” dedi. Hz. Peygamber (s) tekrar:

-“Sen Bakara sûresini biliyor musun?” diye sordu. O da: “Evet” deyince, Hz. Peygamber (s):

-“O halde git, sen bu ordunun kumandanısın”dedi. Onların ileri gelenlerinden bir kişi:

-“Allah’a yemin ederim, Bakara sûresini ezberlemekten beni engelleyen şey, onun hakkını yerine getiremeyeceğimden korkmamdır” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s) şöyle buyurdu:

“Kur’ân’ı öğreniniz, onu okuyunuz. Çünkü Kur’ân öğrenip okuyan/anlayıp-anlatan kimse, içi misk dolu bir kırbaya benzer. Kur’ân’ı ezberleyip onu hafızasında tuttuğu halde yatan bir kimse, misk ile doldurulup ağzı bağlanan bir kırbaya benzer.” (Kandehlevi, Hayatü’s-Sahabe, 2/100)

Demek ki; bir mümin Kur’ân’ı ne kadar çok biliyor, anlıyor, anlatıyor ve yaşıyorsa, o oranda Kur’ân’la konuşuyor, o oranda Kur’ân’la olaylara bakıyor, o oranda Kur’ân’la yürüyor demektir. Böyle bir mümin, orduda da, cemaatle namazda da, diğer alanlarda da elbette önceliğe sahip olacaktır.

Nitekim Peygamberimiz (s), İslâm’da iman’dan hemen sonra gelen namaz ibadetinin cemaatle kılınması konusunda da, Kur’ân’ı en iyi bilen ve okuyanın imam olmasını emretmiştir:

“Kur’ân’ı en iyi bilen-okuyanlar cemaate imam olsun. Kur’ân bilgisinde eşit iseler, sünneti en iyi bilen; eğer sünnet bilgisinde de denk olurlarsa, önce hicret etmiş olan; hicret etmekte de aynı iseler, yaşça en büyükleri imam olsun...” (Müslim, Mesâcid 290)

Hadisteki “egraühüm li-kitâbillah” ifâdesi; ‘Allah’ın kitabını en iyi okuyan, anlayan, bilen, en çok ezberlemiş olan’ manasına gelir. Müslim’in diğer rivayetindeki “agdemühüm gırâeten: kıraatte öne çıkan”ifadesi yer alır ki; “kırâat” hem okumak, hem de okuduğunu anlayıp kavramak demek olur.

Hz. Câbir (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s) Uhud savaşında şehid düşenleri her mezara iki kişi konacak şekilde toplattı ve sonra: “Bunların hangisi daha çok Kur’ân bilirdi?” diye sordu.

Şehidlerden hangisi gösterilirse, önce onu kıbleden yana kordu. (Buhâri, Cenâiz 72, 75, 78, Meğâzî 26)

Bu uygulama; cennetin en üst makamlarını hak eden şehitler dâhil tüm insanlar arasında, Kur’ân’ı daha çok bilen, anlayan ve yaşayan kişi ve toplulukların öne geçeceğinin açık ve fiilî bir göstergesidir.

O halde, gelin Kur’ân’ı öğrenip-öğretelim ve yaşayalım ki, zilletten kurtulalım ve izzete kavuşalım!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdullah Yıldız Arşivi