Abdullah Yıldız

Abdullah Yıldız

Saferü’l-Hayr Ümmete Hayırlı Olsun!

Saferü’l-Hayr Ümmete Hayırlı Olsun!

İçinde bulunduğumuz ânın ve zamanın bilincinde miyiz? Vakti mümince kuşanıyor muyuz? İbadet hayatımızı kendisine göre düzenlediğimizkameri takvimin, mesela “haram aylar”ın farkında mıyız?   

“Hakikatte ayların sayısı Allah katında, Allah’ın kitabında -ta gökleri ve yeri yarattığı günden beri- on iki aydır. Onlardan dördü haram olanlardır. İşte bu en doğru hesaptır...” (Tevbe 9/36) buyurur Kur’ân.

Kameri ayların ilki ve “haram ay” olan Muharrem’i geride bıraktık, şimdiSafer’deyiz. Takvimlerde, resmi vesikalarda ve hususî mektuplarda“Saferu’l-hayr”(Hayırlı Safer) diye yazılan bu ayı Rebîülevvel, Rebîülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelâhir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkâde, Zilhicce izleyecek.

Rasûlüllah (s.) haram ayların “Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb”ayları olduğunu belirtmiştir. Araplar İslâm’dan önce de haram ayları kutsal tanır; bu aylarda savaştan, yağmacılıktan kaçınırlardı. Ayrıca kendi inançlarınca Kâbe’yi tavaf eder ve hac yaparlardı. Hac ayları olan Zilkade ile Zilhicce’de bir de onu izleyen Muharrem’de savaşmayı kaldırırlar ve bu ayları hürmetli sayıp kesinlikle uyulmasını sağlarlardı. Böylece uzak yerlerden hac için gelenler bu üç ayda hem ibadetlerini yerine getirirler, hem de güven içinde evlerine dönerlerdi. Ancak, birbiri ile çarpışmaya ve talana alışmış olan Araplara fasılasız üç ay barış içinde yaşamak çok ağır geldi. Onun için Hz. İbrahim (a.s) ve Hz. İsmail’den (a.s) beri devam eden bu tertibi keyfi olarak bozmaya; Muharrem ayındaki haramlığı Safer ayına çevirerek, diğer haram ayları ileri-geri götürmeye başladılar. Bir hadiste de belirtildiği üzere; “Muharrem ayını Safer diye isimlendirerek” (Bak. Buhari, Hacc 34, Menakıbu’l-ensar 26, Müslim, Hacc 198, Ebu Davud, Hacc 80.), Muharrem’i haram ay olmaktan çıkardılar; haramlığı Safer ayına tehir ettiler. Amaçları ardarda gelen üç haram ayı ikiye indirip üçüncüyü bir ay geri atmaktı. Kur’ân, “nesî” denilen bu uygulamaya “küfürde artış” der:

“Haram ayları ertelemek, sadece kâfirlikte ileri gitmektir. Çünkü onunla, kâfir olanlar saptırılır. Allah’ın haram kıldığının sayısını bozmak ve O’nun haram kıldığını helal kılmak için haram ayını bir yıl helal sayarlar, bir yıl da haram sayarlar. Böylece onların kötü işleri kendilerine güzel gösterilmiştir. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe 37)

Bu hâl hicretin 10. yılına kadar sürdü. Veda Haccı’nda Efendimiz, ayların o yıl tam yerini bulduğunu açıkladı: “Böyle bir sene helâl, bir sene de haram sayılan bir Safer ayı yoktur” (Ebu Davud, Tıp 24) buyurdu.

(Geride bıraktığımız Zilkade, Zilhicce, Muharrem ayları “haram aylar”dan olmasına ve Allah Teâlâ her zaman Müslümana Müslüman kanı dökmeyi haram kılmış olmasına rağmen, kimi Müslümanlar birbirlerinin kanını dökmeyi helâl kılarak cahiliye karanlığına geri dönmüş olmuyorlar mı? Yazık ki, birbirinin kanına susamış kimi Müslümanları ne “haram aylar”, ne“Saferü’l-Hayr” durdurabiliyor. Biz ümidimizi koruyalım da “Saferü’l-Hayr”ın ümmete hayırlar getirmesini Allah Teâlâ’dan niyaz edelim.)

Safer ayının “uğursuzluğu” (!) hakkında söylenenlerin asıl menşei işte bu cahiliye devri âdetidir. İnsanları, yurdunda rahatça oturmaktan ve dışarıda serbestçe gezip-dolaşmaktan alıkoyan, sakınmaya, korunmaya, korkmaya mecbur eden bu uygulama, bu ayın “Saferu’l-hayr” diye vasıflandırılmasına rağmen uğursuz sayılmasına sebep olmuştur (M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, “Safer” md.)

Safer ayının cahiliye devri Araplarınca uğursuz sayılmasını Efendimiz (s) kesin bir dille reddetmiştir:

“Hastalığın, sahibinden bir başkasına kendi kendine sirâyeti yoktur, eşyâda uğursuzluk yoktur. Ükey ve baykuş ötmesinin tesiri ve kötülüğü de yoktur.Safer ayında uğursuzluk yoktur. Bunlar cahiliye hurafeleridir. Fakat ey mümin, sen cüzamlıdan, aslandan kaçar gibi kaç!” (Buhari, Tıp 19)

Dolayısıyla, ‘Safer ayında evlenilmez, yoksa devam etmez; Safer ayında doğan çocuklar uğursuz olur’ vb. inanışlar tamamen batıldır, hurafedir. Yine, cahiliye devri Arapları karın boşluğunda yılana benzeyen bir hayvanın yaşadığına, insan acıktığı zaman o hayvanın heyecanlanıp, çok defa sahibini ısırıp öldürdüğüne inanırlardı. Ve cahiliye devrinde Safer ayı uğursuz sayıldığından bu ayda umre yapmak büyük günah kabul edilirdi(TDV İslâm Ansiklopedisi,“Safer” md.). Yukarıdaki hadis ise, Safer ayının uğursuzluğuna dair tüm batıl inanışları ve hurafeleri kesin olarak reddeder.

Ayrıca; Safer ayına özel namaz, dua vb. ibadetlerle ilgili rivayetlerin de aslı yoktur (TDV İslâm Ans.).

İmdi, bütün zamanlar, ânlar kıymetlidir; vaktin sahibinin kullarına ikram ettiği nimetlerdir. Vaktin kıymetini idrak de, vakti ihsan edeni anıp gereğince tesbih etmek, O’na hamd ve senâda bulunmakla mümkündür:“Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin. Ve O’nu sabah-akşam tesbih edin!”(Ahzab 33/41-42) İslâm’da bütün ibadetler belli vakitlerle kayıtlanmış olmasına karşın, dua, zikir ve tesbih ise belli bir vakte mahsus değildir; sabah-akşam, çok çok, kesintisiz ve süreklidir! Her ay, her an dua, zikir, ibadet!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdullah Yıldız Arşivi